Yörük Masallarının Uzun Yolculuğu

Sosyal medyada tartışma yaratan "Çın çın çın kabacığım" masalı, Anadolu'da onlarca farklı biçimde anlatılıyor. Murat Nedim'in "Yörük Masalları", masalların tek bir doğru metni değil, anlatanın kalbi kadar değişen canlı bir hafızası olduğunu hatırlatıyor.

Masallar bazen "iyi" bazen de "kötü" sonla biter... Masalın bitmesinden ne anladığımız kadar iyilik ve kötülükten ne anladığımıza göre de değişebilir bütün bu sonlar.

Yazar Murat Nedim, "masalların tek bir sonu yoktur. Çünkü masal anlatanın kalbi kadar değişir" diyor.

Arapça kökenli bir kelime olan "kalp" sözlükte, “ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek” gibi anlamlara da geliyor.

"Aynı hikâyenin Anadolu’nun farklı köşelerinde bambaşka biçimlerde anlatıldığına sıkça rastlanır" diyen Murat Nedim, “Tak Tak Kabacık, Bizi Aldatan Babacık” masalını örnek gösteriyor:

Bu masalın farklı bir versiyonunu, sosyal medyada yakın bir dönemde izledik: "Çın çın çın kabacım (kabakcığım), beni bırakıp giden anneciğim..."

Küçük bir çocuğa, içinde "kuru kafa" geçen "korkunç" görünen masallar anlatılması, sosyal medya kullanıcılarını bölerken masalı anlatan anneanne, "kayınvalidem de annem de bu masalı anlatırdı" diyerek kendini savunuyordu. Nesilden nesile aktarılan bu masallardaki bilgeliğe burun kıvırmak çağımızın büyük kibrinin bir yansıması olsa gerek...

YÖRÜK MASALLARI

Murat Nedim'in "Varmışla Yokmuş Arasında Bir Zaman Varmış" alt başlığını taşıyan "Yörük Masalları" kitabında, bu ünlü "Çın çın çın kabakcığım, beni bırakıp giden anneciğim..." masalı da aktarılıyor.

"Çın çın", başka bir yörede "tak tak" oluyor; masalda "bırakıp giden" bir bakmışsınız "anne" bir bakmışsınız "baba" oluyor. Duruma göre masal uyarlanıyor çünkü masal, anlatanın kalbi kadar değişiyor.

Murat Nedim'in kitabındaki versiyonda annelerini erken yaşta kaybeden iki kardeşin birbirlerine duyduğu sevginin onları zorluklardan kurtarması anlatılıyor.

Darda kalana, dertli olana koşacağına söz verirsen kardeşini yeniden insana çeviririm” diyen bir peri kızı sayesinde iki kardeş bir daha hiç ayrılmıyor ve dara düşenlere derman olarak hayatlarını sürdürüyorlar...

Bu hikaye korkunç mu? Evet... Peki iyilik mi kazanıyor? Yine evet...

KORKU DEMİŞKEN...

Masalların korkuyla kurduğu ilişki de düşündürücü... Murat Nedim'in "Üç Turunçlar" masalında meşhur "Yedi Başlı Ejderha" tüm korkunçluğuyla belirir.

Şems-i Tebrizi'nin sohbetlerinden derlenen "Makalat" isimli eserde Yedi Başlı Ejderha'yı başka türlü dinleriz:

"Korkarak kaçan bir topluluk gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki sakın bir ejderha çıkıp da alemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm. Karşısında bir kapı daha vardı ki geniş fakat kapalı idi. Üstüne anahtar konmuş belki yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. 'Sakın' dedi, 'bu kapıya yaklaşma!' Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Tanrı bilir..."

Korkunun yüzüne bakmayı öğrenince "yedi başlı ejderha" bir de bakmışsınız ufak bir böcekten başkası değil.

* * *

Murat Nedim, masallar için, "kimi yerde daha sert bir ibret hikâyesine dönüşür kimi yerde ise nükteli bir akıl oyununa" notunu düşüyor.

Kitaptaki masalların bir kısmı "Masalcı Baba" olarak bilinen Eflatun Cem Güney’in, 1957'de kaleme aldığı "En Güzel Türk Masalları" ile Türk halk edebiyatı araştırmalarının öncülerinden Pertev Naili Boratav’ın 1969 tarihli "Az Gittik Uz Gittik" adlı eserlerine dayanıyor.

Murat Nedim de masalları, yörük ağzına özgü kelime ve cümle yapılarını değiştirmeden, "recompose" yoluyla günümüze kazandırıyor.

Okuru bol olsun...

Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr