CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, "Alman istatistiklerine göre Türkiye, Almanya’ya Ukrayna ve Suriye’den sonra en fazla göç veren üçüncü ülke. Türkiye’de savaş yok ama insanlar gelecek göremediği için ülkeyi terk ediyor. Gençler gidiyor, nitelikli iş gücü gidiyor, umut gidiyor. Çünkü insanlar rakamlarla değil, hayatlarıyla konuşuyor. Avrupa’da yüzde 16,2 olan yoksulluk riski, bizde yüzde 27,9, Avrupa’nın neredeyse iki katı. Bu tabloyu değiştirecek olan propaganda değil, adil ve üretim odaklı bir ekonomi anlayışıdır" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’nin yoksulluk riski verilerine ilişkin, sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Karabat’ın paylaşımı şöyle:
“Eurostat’a göre Avrupa Birliği’nde (AB) halkın yüzde 16,2’si yoksulluk riski altında. TÜİK’e göre Türkiye’de bu oran yüzde 27,9. Avrupa ortalamasından 11,7 puan daha kötüyüz. Ama iktidar çıkıp ‘Rekor kırıyoruz’ diyor. Evet, bir rekor var: Yoksulluk riskinde Avrupa’nın önündeyiz. AKP, ‘kişi başı milli gelir, 18 bin dolar’ masalı anlatıyor. Ortalama rakamlarla algı yaratılıyor. Oysa gerçek şu: Bu ülkede insanların yarısından fazlası bir haftalık tatili dahi karşılayamıyor. Eğer refah buysa bu refah kimin? Vatandaşların yüzde 50,5’i evden uzakta bir haftalık tatilin masrafını karşılayamıyor. Yani her iki kişiden biri dinlenme hakkını kaybetmiş durumda. Tatil artık lüks değil, imkânsızlık göstergesi haline gelmiş. Yüzde 35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir öğünü karşılayamıyor. Bu tablo yoksulluk değil de nedir? İnsanlar protein hesabı yaparken saray ekonomisi büyüme hikayesi anlatıyor.
Her dört kişiden biri (yüzde 25,1) beklenmedik bir harcamayı karşılayamıyor. Bir kombi arızası, bir sağlık gideri, bir acil ihtiyaç... Küçük bir kriz, milyonlarca haneyi borç batağına sürüklüyor. Buna ‘istikrar’ diyorlar. Vatandaşların yüzde 19,6’sı evini ısıtamıyor. Yüzde 27,9’u izolasyon yetersizliği nedeniyle ısınma sorunu yaşıyor. Soğuk evlerde yaşayan milyonlar varken ‘büyüyoruz’ masalı anlatılıyor. Enerji yoksulluğu bu ülkenin gerçeği. Halkın yüzde 28,8’i sızdıran çatı, nemli duvar, çürümüş pencere çerçeveleriyle yaşıyor. Bu, 21’inci yüzyılda kabul edilebilir bir tablo mu? Bu ülkede insanlar sağlıksız evlerde yaşarken hangi kalkınmadan söz ediliyor? İnsanların yüzde 58’i eskimiş mobilyasını yenileyemiyor. Tüketim temel ihtiyaçlara sıkışmış durumda. Dayanıklı tüketim çökmüş, orta sınıf erimiş, alım gücü dibe vurmuş. Ama anlatılan hikâye, ‘Program çalışıyor, ekonomi politikası başarılı.’ Toplumun yüzde 22,1’i trafik ve sanayiden kaynaklı hava ve çevre kirliliğine maruz kalıyor. Yoksulluk sadece gelir düşüklüğü değildir; kötü çevre, sağlıksız yaşam ve düşük kalite demektir. Bedelini yine halk ödüyor.
Bu tablo tesadüf değil, bu bilinçli tercihlerle inşa edilmiş bir modeldir. Yoksulluğu bitirmek yerine yöneten, geniş kesimleri yardıma muhtaç bırakan bir düzen. Adı sosyal politika değil, sürdürülebilir yoksulluk sistemi. Ve sonuç: Göç. Alman istatistiklerine göre Türkiye, Almanya’ya Ukrayna ve Suriye’den sonra en fazla göç veren üçüncü ülke. Türkiye’de savaş yok ama insanlar gelecek göremediği için ülkeyi terk ediyor. Gençler gidiyor, nitelikli iş gücü gidiyor, umut gidiyor. Çünkü insanlar rakamlarla değil, hayatlarıyla konuşuyor. Çarşıdaki fiyatla, faturayla, kira bedeliyle konuşuyor. Yargı sopasıyla korkutmak, eleştireni susturmak, verileri makyajlamak bu gerçeği değiştirmiyor. Avrupa’da yüzde 16,2 olan yoksulluk riski, bizde yüzde 27,9. Bu tabloyu değiştirecek olan propaganda değil, adil ve üretim odaklı bir ekonomi anlayışıdır.”