Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Üsküdar Belediyesi’nde ikinci kez gerçekleştirilen başkanvekilliği seçiminin ardından kaleme aldığı yazısında, seçim sürecini ve yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdi. Oğur, yazısında Yeşilçam’ın “Sezercik” filmindeki sıpa açık artırması sahnesinden hareketle Üsküdar’daki sürece ilişkin dikkat çekici benzetmeler yaptı.
Oğur’un yazısının Karar gazetesinin internet sitesinden kaldırıldığı görüldü.

Ancak yazı bir süre sonra tekrar 'aktif' hale getirildi.
“Üsküdar; at, sıpa ve sopa” başlıklı yazısında Oğur, Sezercik filmindeki açık artırma sahnesini hatırlattı. Filmde zengin bir ailenin çocuğunun, babasının maddi gücünü kullanarak Sezercik’in sevdiği sıpayı satın almasını ve ardından sıpayı dövmekle tehdit etmesini yazısının merkezine taşıdı.
Bu sahnenin izleyicide güçlü bir adaletsizlik duygusu oluşturduğunu belirten Oğur, Üsküdar’da son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin kendisine aynı sahneyi hatırlattığını ifade etti.
Oğur, AKP’nin Üsküdar’daki oy oranlarının yıllar içinde gerilemesine dikkat çekerek yaşananların bir seçim kazasından ibaret olmadığını belirtti, adım adım AKP'nin nasıl kaybettiğini anlattı.
Oğur, yazısında muhafazakâr ailelerin genç kuşaklarının siyasi tercihlerinin önceki nesillerden farklılaştığına dikkat çekti.
İşte Oğur'un Karar'ın internet sitesinden kaldırılan o yazısı:
Üsküdar; at, sipa ve sopa
Sezercik filmini yaşı yetenler asla unutmaz. Özellikle izleyen herkesin sinirini bozan o sıpa açık artırması sahnesini.
Sezercik'in çok sevdiği bir sipa açık artırmaya çıkarılır.
Sapanın talibi zengin bir ailenin besili şımarık çocuğudur.
Bunu da Yeşilçam tarihinin en sinir bozucu ve unutulmaz çocuk repliklerinden biriyle gösterir.
"Benim babam çok zengin. Alacağım sipayı, basacağım sopay."
Ve alır.
Sonra da Sezercik'e göstere göstere "Benim o, basacağım sopayı."
O sahneyi unultulmaz yapan adaletsizliğin fazla basit
olmasıdır.
Bir çocuk sapasını seviyor. Bir başka çocuk, babasının parası daha çok olduğu için onu elinden alıyor. Üstelik aldıktan sonra da gücünü göstermek için sıpayı döveceğini söylüyor. Ortada tartışılacak karmaşık bir ahlaki mesele yok.
Bir çocuk bile ekrana baktığında kimin haklı, kimin güçlü olduğunu anlar.
Üsküdar'da son 34 günde yaşananları izlerken benim aklıma nedense sürekli bu sahne geliyor.
Yoksa o meşhur "Atı alan Üsküdar'ı geçer" sözü gelmiyor.
Çünkü o söz buraya uymuyor. Çünkü "Atı alan Üsküdar'ı geçti" bir güç gösterisidir. Haklı ya da haksız bir meydan okumadır.
Üsküdar'da gördüğümüz ise bir güç gösterisi değil, bir zayıflık gösterisi. AK Parti Üsküdar'ı bir gecede kaybetmedi.
2014'te ilk alarm çaldı.
Otuz yıldır Refah-Fazilet-AK Parti çizgisinin kalesi sayılabilecek ilçede belediye ancak 8 bin 626 oy farkıyla elde tutulabildi. 2017 referandumunda Üsküdar 167 bin 748 "Evet" oyuna karşı 191 bin 496 "Hayır" dedi.
2019'da AK Parti belediyeyi korudu ama yüzde 50'nin altına düştü.
2023 genel seçiminde AK Parti'nin Üsküdar'daki oyu yüzde 35,9'a kadar geriledi.
Ve 2024'te otuz yıldır yönettiği belediyeyi 23 bin 791 oy farkıyla kaybetti.
Yani ortada bir seçim kazası yok.
On yıldır sandıklarda adım adım görülebilen sosyolojik bir değişim var. Üsküdar değişiyor.
Eski Üsküdar'ın çocukları büyüyor. Kadıköy, demografisiyle Üsküdar'a taşıyor.
Bir zamanlar AK Parti'nin doğal seçmeni sayılan muhafazakâr ailelerin çocuklarının siyasi tercihleri anne babalarının tercihlerinden farklılaşabiliyor.
Sandık da on yıldır sadece bu değişimin tutanağını tutuyor.
Sosyolojik değişimlerle mücadele ancak zorla olur.
Üsküdar'da da öyle oldu.
2024'te 23 bin 791 oy farkıyla kaybedilen belediyenin başkanı tutuklandı.
Yerine yapılan başkanvekilliği seçiminde CHP adayı 22-18 kazandı.
O seçim mahkeme kararıyla durduruldu.
Aradan geçen 34 günde dört CHP'li belediye meclis üyesi AK Parti'ye geçti. Oy kullanabilecek iki muhalif meclis üyesi tutuklandı.
Sandık yeniden kuruldu.
Bu kez sonuç 23-19 AK Parti lehine çıktı.
Üstelik CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, AK Parti'ye geçen üyelerden birinin kendisine, "Adalet Bakanlığı benim terör örgütünden ceza almış oğlumu getirme sözü verdi" dediğini öne sürüyor.
Bir diğer üyenin oğlunun tahliyesiyle ilgili iddialardan söz ediyor. Başka bir üyenin engelli eşi ve çocuğunu anlatarak "Ben bunlara teslim oldum" diye ağladığını aktarıyor. Dördüncü üyeye ise para ve makam teklif edildiğinin söylendiğini anlatıyor.
Bunlar Çelik'in iddiaları.
Ama iddialar şu ana kadar şiddetle yalanlanmadı bile.
Tablo açık: 5 Ağustos'ta 22-18 olan sandık, 34 gün sonra 19-23 oldu.
İşte bu yüzden Üsküdar'da yaşananlarda ben bir iktidar gösterisinden çok o eski Sezercik filmindeki zengin çocuğun çaresizliğini görüyorum.
Çünkü asıl mesele belediye meclisindeki dört kişi değil.
Asıl mesele, 157 bin 605 seçmen. Otuz yıl yönettiğiniz, Cumhurbaşkanı'nın yaşadığı, muhafazakâr Türkiye'nin sembol ilçelerinden birinde artık çoğunluğu ikna edemediğiniz gerçeğinin itirafı bu. O yüzden Üsküdar'da bugün olanlan "Atı alan Üsküdar'ı geçti" sözü anlatmıyor.
At çoktan gitmişti.
Bana hálá o eski Yeşilçam filmindeki çocuk daha açıklayıcı geliyor.
"Benim babam çok zengin. Alacağımsipayı, basacağım sopayı"
En azından bu filmi izleyenlere aynı çok basit adaletsizlik hissi geçiyor.




