Yerebatan Sarnıcı kime ait?

Yolunuz Sultanahmet’e düştüyse, o kuyruğu görmemek mümkün değil.
Uzun, sabırlı, bitmeyen bir kuyruk. Yerebatan Sarnıcı’na inmek isteyenlerin kuyruğu. Ama aslında bu sadece bir ziyaret sırası değil.
Bu, İstanbul’un nasıl değiştiğinin, nasıl dönüştüğünün ve tarihin bıraktığı izlerin kuyruğu.
İstanbul’un bazı hikâyeleri yukarıda başlamaz. Gürültünün, kalabalığın, aceleciliğin altında başlar. Yerebatan Sarnıcı tam da böyle bir yerdi. Bir zamanlar karanlık, serin, biraz da unutulmuş…
Sonra İBB Miras dokundu.
Restorasyon yapıldı. Ama mesele yalnızca onarmak değildi. Mekân yeniden kuruldu, yeniden anlatıldı. Işıkla, sesle, yürüyüş yollarıyla… Yerebatan artık sadece bir tarih değil, bir deneyimdi.
Feshane, Gazhane, Casa Botter… Aynı yaklaşımın ürünleri. Terk edilmiş yapıları hayata döndürmek, kamunun kullanımına açmak.
Yerebatan Sarnıcı bu hikâyenin en görünür başarısı oldu.
Ve başarı görünür olunca, kalabalık geldi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerine göre; günlük ziyaretçi sayısı 3 binden 10 bine çıktı.
Haftada yaklaşık 70 bin kişi.
Yılda ise milyonlarca ziyaretçi.
Kapıdaki kuyruk artık bir yoğunluk değil, bir göstergedir.
İstanbul’un çelişkisi de tam burada başlıyor.
Bir yanda, Bizans’tan bugüne ulaşan bir yaşam altyapısı.
Diğer yanda, bugün ışığı tasarlanmış, deneyimi kurgulanmış bir ziyaret alanı.
Ve bu hikâyenin artık bir de ekonomik boyutu var.
Günlük 10 bin ziyaretçi demek, milyonlarca liralık bir akış demek.
Yıllık hesaplandığında milyar seviyesine çıkan bir gelirden söz ediyoruz.
Ve tam bu noktada şu soru kaçınılmaz:
Bu kadar değer üreten bir yer kime ait?
İşte tartışma burada başlıyor.
İBB Miras tarafından restore edilen Yerebatan Sarnıcı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alındı. Kültür Varlıkları ve vakıflar sistemine devredildi.
Resmî gerekçe: tarihî mülkiyet.
Ama bu şehirde herkes şunu soruyor:
Neden şimdi?
Restorasyon tamamlandıktan sonra, ziyaretçi sayısı arttıktan sonra, ekonomik değeri bu kadar görünür hâle geldikten sonra neden?
Bu bir koruma hamlesi mi, yoksa kontrol hamlesi mi?
Cevap net değil. Ama zamanlama çok şey söylüyor.
Artık konuştuğumuz şey sadece bir yapı değil.
Bir emeğin kime ait olduğu, bir şehrin hafızasının kim tarafından yönetileceği, bir kültür varlığının kim tarafından temsil edileceği.
Yerebatan Sarnıcı bugün tam olarak bunun ortasında.
Ama ironik olan şu:
Bütün bu tartışmaların merkezindeki yapı, aslında hiçbir zaman kimseye ait olmadı.
Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan bugüne…
Herkes kullandı, herkes dokundu, herkes yeniden tanımladı.
Bugün de olan bu.
Sadece bu kez mesele daha görünür, daha sert ve daha politik.
Ve bütün bu gürültünün ortasında Yerebatan hâlâ sessiz..