"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!" (Bakara, 155)
“Sabır” kelimesi sözlükte, “engellemek", "hapsetmek", "güçlü ve dirençli olmak" anlamlarına gelir.
Başa gelen sıkıntı ve üzüntüler karşısında direnç göstermek, olumsuzlukları olumlu hale getirmek için "metanetli” olmak... Sükûneti muhafaza etmek ve şikayeti terk etmek: Yani sabretmek...
* * *
"Sabır" genelde "tahammül" ile karıştırılır.
"Tahammül" ile "hamal" aynı kökten gelir.
"Yük taşımak" ile "dirençli olmak" -aralarında alaka kurulabilir olmakla birlikte- elbette başka başka şeylerdir.
"Tahammül" dışa dönük, pasif bir "bekleme",
"Sabır" ise içe dönük ve aktif bir "direnme" hâlidir.
Kalpten dile doğru gelen ve kursakta biriken şikayetlere, içte kopan isyanlara direnilir. Bu direnme "asi" bünyelerimize cefa, canavar nefsimize eza gibi gelse de "sabrın sonu selamettir" nasihatı kulaklara küpedir.
"Selâmetü'l-insân fî hıfzı'l-lisân" denilmiştir: İnsanın selameti, dilini muhafaza etmesindedir...
Fikirde sabır, dilde sabır, fiilde sabır... Ya Sabır...
* * *
Sabır, belki başımıza gelen şeyleri değiştiremiyor ama başımıza gelenlerin de bizi kolayca değiştirmesine izin vermiyor. Olup biteni, "olduğu gibi" kabul etmekten ziyade, olup bitenin içimizde neye dönüşeceğine karar vermemize zaman tanıyor.
Aynı sıkıntı bir insanı olgunlaştırırken diğerini hırçınlaştırabiliyor. Aynı haksızlık birini suskunlaştırırken bir diğerini zalimleştirebiliyor. Öyle olsun...
"Sabrın sonu selamettir" derken kastedilen yalnızca sıkıntının sona ermesi değildir. Asıl selamet, sıkıntı sona erdiğinde kişinin hala "insan" kalabilmesidir...
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr