AKP İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu, Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş ile görüşmesinin ardından bazı taşra üniversitelerine ilişkin ciddi iddialar gündeme getirdi. Bazısının ismini de verdiği bazı üniversitelerdeki fakir aile çocuklarına yönelik organize bir istismar çetesi olduğu söyledi.
Loading...
Ensarioğlu, "Burada mağdur olan, ekonomisi iyi olmayan çocukları tehdit edip, 'örgütçüsünüz, bilmem nesiniz' diyerek, polisin bir kısmı, ahlaksız polislerin bir kısmı -her kurumda ahlaksız insanlar olur, askerde de aynı şekilde var- bunlar eline düşürüp, üniversitedeki ahlaksız birkaç tane adamın desteğiyle ağına düşürüp istismar etmişler. Yani biri bana derse ki 'Sen bunu ispatlar mısın?' Evet ispatlarım" dedi.
AKP İstanbul Milletvekili ve eski Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu, Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş ile yaptığı görüşmenin ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Amida Haber'den Serhat Yetüt'ün haberine göre; Ensarioğlu, olayın yalnızca birkaç kişiyle sınırlı olmadığını savunarak bazı üniversitelerde fakir aile çocuklarının hedef alındığını öne sürdü. Ensarioğlu, iddiaların yalnızca Rojin Kabaiş dosyasıyla sınırlı olmadığını söyledi. Bölgedeki çalışmaları sırasında benzer anlatımların daha önce de karşısına çıktığını belirten Ensarioğlu şu ifadeleri kullandı:
“Yani burada, bir polisin, bir askerin veya iki tane öğrencinin olayı değil. Bu organize bir olaydır.”
Ensarioğlu, Kars, Fırat, Munzur ve Van üniversitelerini de anarak ekonomik durumu iyi olmayan öğrencilerin hedef alındığını iddia etti. Ensarioğlu, “Yani biri bana derse ki 'Sen bunu ispatlar mısın?', evet ispatlarım” dedi. Ensarioğlu, geçmişte Tunceli’ye bu iddialar üzerine gittiğini, dönemin valisi Tuncay Sorel ile görüşmek istediğini ancak görüşmenin gerçekleşmediğini anlattı. Görüşmenin yapılmamasını eleştiren Ensarioğlu, “O gün görüşseydi çok şey belki daha erken ortaya çıkabilirdi” ifadelerini kullandı.
"BU ÜNİVERSİTELERİ DE İÇİNE KATMAK LAZIM"
Sürecin yargı tarafından derinleştirilmesi gerektiğini söyleyen Ensarioğlu, “Bundan sonrası artık iş yargının, savcıların elinde. Yalnız istirhamım odur ki, burada mutlaka o 4-5 üniversiteyi işin içine katmak lazım” dedi. Ensarioğlu, Van ve Munzur üniversitelerinin dosyada mutlaka incelenmesi gerektiğini savundu. Fırat ve Kars dahil başka üniversitelerde de benzer olayların yaşanmış olabileceğini öne sürdü.
Salim Ensarioğlu'nun açıklamaları tam olarak şöyle:
"Nizamettin kardeşimin... Geçen mecliste geldi beni ziyaret etti. Duyduğum, orada olduğunu, ben davet ettim. Geldi, ziyaret etti. Onunla bir... bu olayı, onun ağzından dinledim. Sonra arkadaşlarımı aradım. Avukat arkadaşlarımı aradım. Oğlumun da içinde olmak şartıyla avukatları aradım. Gereken vekaleti aldılar. Şahsi sadece şu anda dava iddianame hazırlığında olduğu için gizli kararı var, konuşmuyoruz. Yalnız Nizamettin’den duyduklarımı, daha önce de bölgesel olarak çalışmalarımda hep bu olay önüme çıktı. Yani burada, bir polisin, bir askerin veya iki tane öğrencinin olayı değil. Bu organize bir olaydır. Eline düşürdüğü, kitleleri puanları düşük olan, fakir aile çocukları, özellikle 5-6 üniversitede... Kars’tır, Fırat Üniversitesi'dir, efendim Munzur Üniversitesi'dir, Van Üniversitesi'dir... Burada mağdur olan, ekonomisi iyi olmayan çocukları tehdit edip, 'örgütçüsünüz, bilmem nesiniz' diyerek, polisin bir kısmı, ahlaksız polislerin bir kısmı -her kurumda ahlaksız insanlar olur, askerde de aynı şekilde var- bunlar eline düşürüp, üniversitedeki ahlaksız birkaç tane adamın d esteğiyle ağına düşürüp istismar etmişler.
Yani biri bana derse ki 'Sen bunu ispatlar mısın?', evet ispatlarım. 4 yıl önce Tunceli'de bir kafede, bir Munzur Üniversitesi'nin Daire Başkanı dövülüyor gençler tarafından. Niye dövülüyor? Diyor ki; 'Sen buradaki kızların telefonlarını asker, polise veriyorsun' diye kafede dövülüyor. Ve ben 4 yıl önce kalktım, o zaman İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'di, ondan da izin alarak Tunceli'ye gittim. Bu olaylar için, 4 yıl önce. 3 yıldır milletvekiliyim, milletvekili olmadan önce Tunceli'ye gittim. Tunceli'ye yakın mesafede valiyi aradım. Yani o kadar bana anlatılmış ki, devletin valisine güvenmedim. 'Bir gün önce' demedim 'seni ziyarete geliyorum'. 100 kilometre ileride demedim 'seni ziyarete geliyorum'. Çünkü o pisliğin içinde olanlar birilerinin gelip araştırmasını istemezler. 10 kilometre kala Tunceli'ye, valiyi aradım. Dedim 'Sayın Valim, ben seni ziyarete gelmek istiyorum. Ben Salim Ensarioğlu, eski devlet bakanı. Şu anda da İYİ Parti'nin Genel Başkan Yardımcısıyım.' Bana cevabı şu oldu; 'Ben operasyondayım.' Niye dedim, sen asker misin, polis misin? Sen valisin, ne alakası var operasyonla? Yani bir şehirde büyük bir operasyon olur vali de katılır, bakar falan... Dağdaki operasyonla senin ne alakan var? Niye? Görüşmek istemedi. Çünkü biliyorum o altı ıslak bir şeyler için gidiyorum ve görüşmedi. Yani bu terbiyesizliktir, saygısızlıktır, devlet bilmemezliktir, görüşmedi. O gün görüşseydi çok şey belki daha erken ortaya çıkabilirdi.
Ve Sayın Nizamettin kardeşim o gün geldi, anlattı. Ben onu tebrik ediyorum. Bütün Türkiye'deki vatandaşların hakları gözününde... Baba, insan, erkek; her görevini yaptı. Tebrik ediyorum ve bütün belki bundan sonra olacakların önüne geçti. Bir sürü olayların önüne geçti.
Ha burada ne görüyorum? Madem ki biz bir barış sağlıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı, Bahçeli bu olayın önderliğini yaptı, biz buradaki bütün yaraları kapatmalıyız. Kim burada milletle devleti karşı karşıya getirmişse, birbirine düşman etmişse onlar hepsi çıkmalı. Yani bir kucaklaşma olacaksa tam kucaklaşma olmalı. Ve bir daha bu gibi pisliklere dönülmemelidir. Sadece efendim 'PKK'nın silahı getirip yakması, sınır dışı çıkması veyahut da silahı bırakması'... Çok güzel bir olay, süper bir olay. Ama daha önce yapılan, devleti kullanan özellikle, devletin gücünü kullanan faili meçhuller olsun, bu tür ahlaksızlar olsun, hepsinin ortaya çıkması için ben sonuna kadar elimden geleni yapacağım. Sayın Cumhurbaşkanı'na da gideceğim. Bir randevum var, onu ziyaret ettiğimde daha detaylı, daha bilgili, daha geniş kapsamlı da bilgi arz ederim ona.
Sayın Cumhurbaşkanı'na başta teşekkür ediyorum. Birincisi Güneydoğu'daki barışı sağladığı için. Ve bu barışın altyapısının tamamen temizlenmesi için yetkililere yetki vermesi... Mesela Adalet Bakanı'nın göreve getirilmesi. Adalet Bakanı diyor ki 'Nereye varırsa, oraya kadar gitsin işin ucu.' Ben kendisini tebrik ediyorum. Zaten bu olaylarda sınırlı gidersen netice alamazsın. Nereye varırsa... E bu da hem Adalet Bakanı'na hem Cumhurbaşkanı'na teşekkür ediyorum. Ben 5 yıl bakanlık yaptım. Devlet bakanlığını yaptım. Devlet bakanlığı, başbakan yardımcılığı görevidir. Devletin alt ve üstünü tamamını bilirim. Devletin nasıl işlediğini çok çok iyi bilirim. Yani yukarıdakinin sesi nasıl çıkarsa alttaki de öyle hareket eder. Eğer bir bakan işin ucu nereye varırsa oraya kadar derse, bu demek ki üstteki ona yolunu açmış, Sayın Cumhurbaşkanı -artık başbakanlık yok- Sayın Cumhurbaşkanı onun yolunu açmış. O da sonuna kadar gidecek. Ben başta Sayın Cumhurbaşkanıma ve Adalet Bakanıma çok çok teşekkür ediyorum. Bir milletvekili olarak, bir eski bakan olarak, bir vatandaş olarak yanında olduğumuzu ve bu bölgedeki olayları...
40 yılımı verdim. 36 yıldır Ankara'dayım. 36 yıldır mücadele ettim, 4 yıl da il başkanlığı yaptım. 40 yılımı verdim bu barış için. Buradaki haksızlık için, buradaki zulüm için. Buradaki devletin bazı kurumlarının devlet adına rüşvet yediğini, ahlaksızlık yaptığını, insanlara zulüm ettiğini, hakaret ettiğini... bunları ortaya çıkarmak için mücadele ettim. 40 yılımı verdim. Şu andaki gelen nokta Türkiye'de benim istediğim noktaya gelmiştir. Bundan sonrası artık iş yargının, savcıların elinde. Yalnız istirhamım odur ki, burada mutlaka o 4-5 üniversiteyi işin içine katmak lazım. Yani Van Üniversitesi bu işin içindedir. Munzur Üniversitesi bu işin içindedir. Benim endişem odur ki Fırat, Kars bu diğer üniversitelerde de aynı şeyler olmuş. Bir Rojin gibi lise (kız) çıkmadığı için, öldürülmediği için kapalı kalmıştır. Bu bölgede devletin gücünü kullanan, artık bir vali bu kadar devletin gücünü kullanıyorsa bunu artık kimse inkar edemez. Ve bu insanlar devletin gücünü kullanarak milletin canına, namusuna tecavüz etmişler, insanları öldürmüşler ve bu insanları bir kenara gömüp atmışlar. Belki binlerce insan da bu şekilde faili meçhul gitmiştir. Hepsinin çıkarılmasını istirham ediyorum."
Rojin'in Babası Nizamettin Kabaş'in açıklamaları da şöyle:
"Şimdi olay neredeyse 2 yıl oluyor. (3 ay sonra 2 yıla geçiyor) Biz çok acılar çektik. Deliller karartıldı. Daha yapılacak çok şey var, cevapsızdır. Hani biz şimdiye kadar sürekli soruyoruz, Rojin hangi suda boğulmuş? Diyorlar 'suda boğulma kabulü', olabileceği...
Yani bu dosya o hale geldi. Sürekli ortada bir irtibat var, kesinlikle bu. Ben bunu biliyorum, farkındayım, üniversite ile ilgili.
Ha üniversiteyi yöneten oradaki yöneticiler olsun, müdürler olsun... Düşünün güvenlik amiri, biz 18 gün boyunca oradaydık, iki tanesini oraya görevlendirmişti. Nöbetçi gibi orada duruyorlardı ki hiç kimse röportaj yapmasın, aile bir yere gitmesin. O da arkadaşı istedik dedik 'gelsin bizimle görüşsün'. 'Gelemez hastadır' falan... o şekil her şeye engel oluyorlardı ki olay çözülmesin. Sürekli 'intihar etmiş' diye, o şekilde çalışmalar o şekilde yürütüldü. Ama en sonda iki erkek DNA'sı tespit edildi. Ondan sonra dediler 'Biz daha diyemeyiz intihardır, her iki yönde de çalışıyoruz.'
Çok büyük sıkıntılar vardır üniversitede. Yani bunu diyebilirim. Orada bir çeteleşme grubu vardır telin dış tarafında. Sürekli orayı mesken etmişler, alkol kullanıyorlar. Güvenlikçiler de onlarla baş edemiyor. O yüzden Rojin'den önce de genç kızları rahatsız etmişler. Daha devam ediyor. Hala da orada var o çeteleşme. O da hani söylentilere göre, ben diyorum, rektör benim düşmanım değil, daha önce de onu tanımıyordum. Herkes işaret ediyor. Hem Yancıköy'de, Bardakçı köyünde hem de üniversitenin içinde... İki tane rektörün yeğenleri, ve bir tanesi de güvenlikçidir. Onlar genç kızları rahatsız etmişler.
Rojin'i götürdüler. Öldürmek için değil. Baktılar ellerinde kaldı, öldürdüler. 18 gün sonra göl kenarına bıraktılar. O uzaklık da, mesafe 20-22 kilometredir. Hem de suyun ters akıntısında. Her gün aramalar oluyordu, eğer o bölgede bulunsaydı diyecektik 'olabilir, la ilahe illallah muhammedur rasulullah'. Ama intiharla ilgili hiçbir delil, kanıt yoktur.