Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Denizli’de çeşitli temaslarda bulundu. Kentteki sanayi tesislerinin kapanmasına, tarımsal üretimde yaşanan sorunlara ve esnafın işlerinin gerilemesine değinen Özdağ, tekstil sanayisinin tasfiye sürecine girdiğini, üreticilerin ürünlerini satmakta zorlandığını ve esnafın işlerinin geçen yıla göre yüzde 50 düştüğünü söyledi.

Denizli’de 45 büyük sanayi tesisi ve tekstil fabrikasının kapandığını belirten Özdağ, yaşanan ekonomik sorunlardan AKP iktidarının politikalarını sorumlu tuttu.

“DENİZLİ TEKSTİL SANAYİSİNİN ANA TAŞIYICI KOLONLARINDAN BİRİ”

Denizli’nin tekstil sanayisindeki önemine ve tarımsal üretim kapasitesine dikkat çeken Özdağ, sektörün kötü yönetim nedeniyle tasfiye sürecine girdiğini savundu.

Özdağ, şöyle konuştu:

“Denizli Türkiye'nin tekstil sanayisindeki ana taşıyıcı kolonlarından biri. Üzüm ve zeytin konusunda da dünyanın en kaliteli ürünleri arasında yer alan ürünler ortaya koyan bir şehir. Ancak 1980’li yıllardan itibaren Türk sanayisinin öncü lokomotiflerinden biri olan tekstil sanayisi, kötü yönetim sonucunda bugün bütün Türkiye’de olduğu gibi Denizli'de de tasfiye sürecine girmiş durumda. Geçen yıl Türkiye’de 345 bin tekstil işçisi işini kaybetti. Türk tekstil sanayisi, başta Mısır olmak üzere yurt dışına giderken Denizli'de de 45 büyük sanayi tesisi, tekstil fabrikası kapılarını kapattı ve adeta bir çürüme sürecine terk edildi. Üretimde kalan tekstil firmaları ise son derece kaliteli ürünler ortaya koymalarına rağmen Avrupalı şirketlerin ancak fason üreticisi olmak durumunda kalıyor. Denizli sanayisi bunu hak etmiyor. Gelinen durum, Denizli'deki tekstil üreticilerinin ve sanayicilerinin bireysel başarısızlığı değil; AK Parti iktidarının izlediği yanlış ekonomik politikaların sonucudur.

Tarımda da Denizli olağanüstü bir çöküş yaşıyor. Denizli'nin kaliteli zeytinyağı, markalaşamadığı için İtalyanlar tarafından ucuza satın alınıyor. Daha sonra şişelenerek yüksek fiyatlarla piyasaya sürülüyor. Yazık. Şişeleme tesisimiz mi yok? Denizli'nin çok meşhur üzüm bağlarından elde edilen şaraplık üzüm de litresi bir iki dolara Almanlar ve Fransızlar tarafından satın alınıyor; daha sonra şişesi 20 dolara satılıyor. Bu da yanlış tarım politikalarının bir sonucu. Ağustos ayında toplanması gereken üzümün bu yıl hâlâ toplanmadığını ve para etmediğini çiftçilerden duydum. Bu, çiftçiyi tamamen açlıkla baş başa bırakmak anlamına geliyor. Denizli’de yaptığımız ziyaretler sırasında esnafla da bir araya geldik. Türkiye’nin her yerinde duyduğumuz şu acı cümleyi burada da duyduk: 'Geçen seneye göre işlerimiz yüzde 50 düştü. Siftah edemedik. Bu krizden nasıl çıkılacağına dair en ufak bir umudumuz yok.' Sanayici, çiftçi, esnaf perişan. Denizli’nin ve Türkiye’nin AK Parti iktidarının ekonomi politikaları sonucunda geldiği nokta bu.”

“FON YÖNETİCİLERİ ÇOK MUTLU”

Konuşmasında fon krizinin Türkiye ekonomisine etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özdağ, fon yöneticilerinin korunup kollandığını öne sürdü. İktidar çevrelerinden bazı kişilerin olayın üstünün kapatılacağı yönünde bir izlenime sahip olduğunu iddia eden Özdağ, fon yolsuzluğunun hem Türkiye’deki hem de yurt dışındaki yatırımcıları etkilediğini savundu.

Özdağ, şöyle devam etti:

“Ancak haksızlık etmeyelim; mutlu olanlar da var. Fon yöneticileri de çok mutlu. Milyarlarca doları vurup çok mutlu. Adeta korunup kollanmaya devam ediyorlar. İktidar çevrelerine yakın AK Partililer bile bu işin üstünün kapatılacağını düşünmeye başladıklarını söylüyor. Milletvekilliği yapmış kişiler dahi bu meseleye yaklaşım nedeniyle bir sonuç çıkmayacağı, olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığı izlenimine kapıldıklarını ifade ediyor. Fon yolsuzluğu yalnızca fonda parası olanları değil, bütün Türk ekonomisini çok ağır şekilde vurdu ve ne yazık ki önümüzdeki dönemde vurmaya devam edecek. Doğru kararlar alınmazsa Türkiye, gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkarılabilir ve daha önce Endonezya’nın yaşadığı sürece benzer bir süreçle karşı karşıya kalabilir. Norveç Varlık Fonu’nun da mağdur olduğunu açıkladığını duyduk. Yani bu süreçten yalnızca Türkiye'de değil, yurt dışında da mağdur olanlar var. Böyle bir ortamda Türkiye'ye yabancı sermaye gelir mi? Ya gelmez ya da ancak vurguncu sermaye gelir. Bunun bedelini de çok ağır ödemek zorunda kalırız.”

“DENİZLİ SANAYİCİSİNİN ÖNÜ AÇILMIYOR”

Denizli’nin Türk tarihindeki önemine ve Millî Mücadele’deki rolüne de değinen Özdağ, kentin sanayi potansiyelinin yeterince desteklenmediğini savundu. Denizli’deki tekstil sanayisinin savunma sanayisiyle bağlantılı yatırımlar yapabilecek bilgi ve donanıma sahip olduğunu belirten Özdağ, gerekli ekonomik teşviklerin sağlanmadığını öne sürdü.

Murat Ağırel’den Osman Gökçek hakkında suç duyurusu niteliğinde ihbar: 150 milyon euroluk yatırım iddiası
Murat Ağırel’den Osman Gökçek hakkında suç duyurusu niteliğinde ihbar: 150 milyon euroluk yatırım iddiası
İçeriği Görüntüle

Özdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sanayisi daha da gelişmiş, insanları çalışkan ve girişimci olmasına rağmen Ankara’dan, hükümetten ve devletten gerekli ekonomik teşvikleri alamayan bir şehir olarak görüyoruz. Oysa bu şehirdeki tekstil sanayisi, savunma sanayisine kolaylıkla eklemlenebilecek yatırımlar yapabilecek bilgi ve donanıma sahiptir. Evet, yanlış duymadınız: Savunma sanayisi. Ancak Denizli sanayicisinin önünün inatla açılmadığını da biliyor ve görüyoruz.”

“AKP ÜRETİMİ DEĞİL, RANTI TEMSİL EDİYOR”

AKP iktidarının değişmesi gerektiğini savunan Özdağ, ekonomi politikalarının üretim yerine rantı ve ithalatı öne çıkardığını ileri sürdü. Bütçedeki faiz ödemelerine, emekli gelirlerine ve asgari ücretle en düşük emekli maaşının birleştirilmesi talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilmesine değinen Özdağ, çözümün iktidar değişikliğinden geçtiğini ifade etti.

Özdağ, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“AK Parti iktidarı aşılmadan böyle bir sonucun ortaya çıkması ne Denizli ne de Türkiye için mümkündür. Çünkü AK Parti üretimi değil, rantı temsil ediyor. Ara malı üretimini değil, ithalatı temsil ediyor. Planlı kalkınmayı değil, günübirlik finans oyunlarını temsil ediyor. Bunun sonucu, bugün bütçede karşılığı 80 milyar dolar olan faiz ödemesi ve yatırıma para gitmemesidir. Emeklilerin, dulların ve yetimlerin 16 bin ila 23 bin 500 lira arasında değişen gelirlerle geçinmeye çalışmasıdır. Asgari ücretle en düşük emekli maaşının birleştirilmesi talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilmesidir. Özetle, bütün bunların değişmesi ancak iktidarın değişmesiyle mümkündür. İktidarın değişmesi için önümüzdeki seçimler büyük bir fırsattır. Zafer Partisi olarak biz de hızla bu seçimlere hazırlanıyoruz.”