Güncel

Türkiye Avrupa’nın çöp durağı mı? 503 bin ton atık ithal edildi, Akdeniz’de kirlilik 66 kat arttı

Türkiye, 2025 yılında Avrupa Birliği ülkelerinden 503 bin ton atık ithal etti. Uzmanlar, yetersiz geri dönüşüm ve denetim mekanizmalarının mikroplastik kirliliğini artırdığına dikkat çekerken, Akdeniz kıyılarındaki kirliliğin 2018-2026 arasında 66 kat arttığı belirtildi.

Çin’in 2018’de plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Avrupa’nın atık rotasında Türkiye öne çıktı. Bilim insanları, geri dönüşüm tesislerinden çevreye yayılan mikroplastiklerin kanallar ve nehirler üzerinden Akdeniz’e ulaştığını belirtiyor.

T24'ten Bora Toprak Kasapoğlu'nun derlediği habere göre; yaz ayları süresince Akdeniz kıyılarında görülen ve büyük tepkiye neden olan mikroplastik kirliliğinin, Çin’in 2018’de atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye’nin, AB’nin bir numaralı atık ithalatçısı haline gelmesinden kaynaklandığı ortaya çıktı. Eurostat verilerine göre; Türkiye, Avrupa Birliği’nden 2025 yılında 503 bin ton atık ithal edildi. Mikroplastik Araştırma Grubu, geri dönüşüm tesislerinin bu yükü kaldıramayacağını belirtti. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun aktardığına göre; Akdeniz kıyılarındaki kirlilik 2018 ile 2026 arasında 66 kat arttı. Buna karşılık Yeni Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Evrim Rızvanoğlu, AB’nin yeni Atık Sevkiyatı Tüzüğü’nün Türkiye’ye yönelik atık baskısını artıracağını ifade etti. 2027 ve sonraki yıllarda dana fazla atığın ithal edilmesi riskinin olduğu belirtildi.

Avrupa Birliği’nin yeni Atık Sevkiyatı Tüzüğü kapsamında, 21 Kasım 2026’dan itibaren AB’den OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatının yasaklanacağını belirten Rızvanoğlu, “Türkiye ise OECD üyesi. Dolayısıyla Avrupa’nın plastik atığını gönderebileceği ülkeler açısından yeni bir dönem başlayacak.Türkiye’nin zaten AB’nin en büyük plastik atık varış noktası olduğu düşünüldüğünde, bu düzenlemenin ülkemize yönelik atık baskısını daha da artırması riskini ciddiye almamız gerekiyor” ifadelerini kullandı. Rızvanoğlu, Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atıklarının son durağı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

Çin, 2018’de plastik atık ithalatını yasakladı. Bunun ardından Türkiye, Avrupa ülkelerinin başlıca atık ihraç ettiği ülkelerden biri haline geldi. Eurostat verilerine göre, Türkiye, Avrupa Birliği’nden 2025 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 19 artış göstererek 503 bin ton atık ithal etti. Verilere göre, Türkiye’ye Avrupa Birliği’nden gelen plastik atık miktarı 2004 yılından bu yana 435 kat arttı. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Akdeniz kıyılarındaki kirliliğin 2018’den 2026’ya kadar 66 kat arttığını belirtti.

Yeni Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Evrim Rızvanoğlu'nun T24’e aktardığına göre, 2018 önemli bir kırılma noktası oldu. Rızvanoğlu, “Sayıştay’ın Bakanlık verilerine dayanarak aktardığı rakamlara göre Türkiye 2017 yılında 277 bin ton plastik atık ithal ederken bu miktar 2018’de 437 bin tona, 2019’da 547 bin tona, 2020’de ise 775 bin tonun üzerine çıkıyor. 2021 yılında da 685 bin tonun üzerinde plastik atık ithal ediliyor” ifadelerini kullandı.

Rızvanoğlu, mikroplastik meselesinin denizde başlayan bir sorun olmadığını ve denizin, büyük ölçüde karada ürettiğimiz kirliliğin biriktiği son noktalardan biri olduğunu ifade etti. Evrim Rızvanoğlu, “Akdeniz’de bugün gördüğümüz mikroplastik sorununu sadece denizden plastik toplayarak çözemeyiz. Kaynağa bakmamız gerekiyor. Bu kaynak da ürettiğimiz ve tükettiğimiz plastik miktarı, tek kullanımlık plastikler, atık yönetimimiz, geri dönüşüm sistemimiz, arıtma altyapımız ve plastik atık ithalatı” ifadelerini kullandı.

Mikroplastik Araştırma Grubu verilerine göre, Akdeniz kıyısında bugüne kadar bilimsel literatürde bildirilmiş en yüksek değerin 2 ile 65 katı arasında kirlilik bulunduğu aktarıldı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kıdeyş’in aktardığına göre, Türkiye kıyıları boyunca plajlarda biriken ortalama plastik atık miktarı kilometrede 374 kilogram olarak tespit edildi.

Sedat Gündoğdu, Türkiye’de Akdeniz’e ve bağlantılı denizlere her yıl doğrudan 23 bin 966 ton ile 144 ton/gün arasında makro ve mikroplastik girdiğini hesapladı. Gündoğdu, Adana bölgesinde bazı kaçak deşarj noktalarından saatte 1,5–2 milyar parçacığın denize taşındığını aktardı.

Akdeniz Koruma Vakfı’dan Mikroplastik Çalışmaları Bilimsel İzleme Danışmanı Dr. Kerem Gökdağ, Çukurova bölgesinde yapılan saha çalışmalarının geri dönüşüm süreçlerinin çevresel etkilerine ilişkin kritik bulgular sunduğunu belirtti.

Gökdağ, mikroplastiklerin uygun olmayan yönetim veya doğrudan tahliye yollarıyla çevresindeki su kaynaklarına karıştığını aktardı. Kerem Gökdağ, Adana’da yapılan bilimsel ölçümlerde geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki sulama kanallarında bulunan mikroplastik yoğunluğunun, yukarıya kıyasla 132 kata kadar arttığını vurguladı.

Gökdağ, mikroplastiklerin kanallar aracılığıyla Seyhan ve Ceyhan nehirlerine, oradan da Akdeniz’e ulaştığını belirtti.

Tarımsal sulamaya mikroplastiklerin karıştığını ifade eden Kerem Gökdağ, gıda güvenliği açısından da endişe verici durumların oluştuğunu söyledi. Gökdağ, bu şekilde yapılan sulamanın, parçacıkların toprakta birikebileceğine ve narenciye gibi ürünler üzerinden gıda
zincirine sızma potansiyeli oluşturacağına dikkati çekti.

Kerem Gökdağ, plastik parçacıkların insan dolaşım sisteminde ve organlarında var olduğunu bilim dünyasının kesin bir gerçek olarak kabul ettiğini ifade etti. Gökdağ, bilimsel literatürün şu an için bu durumu "kanıtlanmış bir hastalık nedeni" olarak değil, "derhal incelenmesi gereken ciddi bir halk sağlığı riski" olarak değerlendirdiğini belirtti.

Kerem Gökdağ, mikro ve nano plastiklerin insan vücuduna ulaşmasının kaçınılmaz hale geldiğini belirtti. Gökdağ, plastik parçacıkların en yoğun tespit edildiği kaynaklar arasında içme suyunu ve kabuklu deniz ürünlerini işaret etti. Plastik parçacıkların insan vücuduna girdikten sonra yalnızca sindirim sisteminde kalmadığını belirten Gökdağ, biyolojik bariyerleri aşarak kana, akciğer dokusuna ve hatta plasentaya geçtiğinin laboratuvar analizleriyle kesin olarak kanıtlandığını vurguladı.

Türkiye, geri dönüşüm kapasitesini aşan bir atık yüküyle karşı karşıya kaldı. Konuya ilişkin olarak konuşan Sedat Gündoğdu, Akdeniz’deki plastik kirliliğinin yüzde 93’ünün geri dönüşüm kaynaklı olduğunu ifade etti.

Mikroplastik Araştırma Grubunun çalışmasında, plastik geri dönüşümüne bağlı kirliliğin bu yıl Kemer’de dahil Fethiye’ye uzanan bir alanda ve daha yoğun bir şekilde görüldüğü vurgulandı.

Gündoğdu, Nisan ayında Avrupa Birliği’nden 60 bin ton, İngiltere’den 17 bin ton ve Amerika’dan 5 bin ton atık ihraç edildiğini belirtti. Mikroplastik Araştırma Grubunun verilerinde, Türkiye’nin 2026 Nisan ayında aylık plastik atık ihracatının 80 bin tonu aşarak son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı belirtildi.

Grubun yaptığı açıklamada, Türkiye’nin geri dönüşüm kapasitesinin bu atık yükünü karşılayacak seviyede olmadığı belirtildi.

Verilere göre, Geri dönüşüm tesislerindeki kaçak deşarjların mikroplastik kirliliğini 132 kata kadar arttırdığı kaydedildi. Saatte 5,3 milyardan fazla parçacığın sadece incelenen üç kanaldan taşınabileceği ortaya kondu.

Türkiye’nin kendi atığını kaynağında ayrıştırma, toplama ve geri kazanma konusunda hâlâ ciddi sorunlara sahip olduğunu ve bir taraftan da yüz binlerce ton plastik atık ithal ettiğini belirten Yeni Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Evrim Rızvanoğlu, “Üstelik bir atığın ülkeye ‘geri dönüştürülmek üzere’ girmesi, o atığın tamamının gerçekten geri dönüştürüldüğü anlamına gelmiyor. Hangi atığın ülkeye girdiğinin, hangi tesise gittiğinin, ne kadarının geri dönüştürüldüğünün ve geri dönüştürülemeyen bölümünün nasıl bertaraf edildiğinin şeffaf ve etkin biçimde takip edilmesi gerekiyor.Geçmişte özellikle Adana’da Avrupa ülkelerinden geldiği belirlenen plastik atıkların doğaya bırakıldığı ve açıkta yakıldığı alanlar tespit edildi. Dolayısıyla plastik atık meselesi yalnızca bir geri dönüşüm veya ekonomi meselesi değil. Toprağımızı, suyumuzu, havamızı ve dolayısıyla insan sağlığını ilgilendiren ciddi bir çevre sorunu” değerlendirmesini yaptı.

Evrim Rızvanoğlu, Son dönemde Akdeniz kıyılarında yaşananlara ilişkin olarak plastik ve mikroplastik kirliliğinin ülkemiz açısından artık ciddi bir risk haline geldiğini açıkça gösterdiğini belirtti. Bu nedenle meseleyi geçici görüntüler veya dönemsel bir kıyı kirliliği olarak görmememiz gerektiğini vurgulayan

Rızvanoğlu, “Kalıcı, planlı ve kaynağa müdahale eden önlemlere ihtiyacımız var” dedi. Evrim Rızvanoğlu, sorunu ortaya çıktıktan sonra temizlemek yerine, kirliliği önleyecek bir sistem kurulması gerektiğini belirtti.

Türkiye’de asıl sorunlardan birinin uygulama ve denetim olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu, “Bir taraftan Sıfır Atık politikası yürütüyoruz, diğer taraftan Türkiye Avrupa Birliği’nin plastik atıklarının açık ara en büyük varış noktası olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bugünden önlem alınmazsa Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atıklarının daha da yoğun biçimde yöneldiği bir ülkeye dönüşme riski bulunduğunu belirten Rızvanoğlu, özellikle plastik atık ithalatında denetimin çok daha etkin olması gerektiğini ve denetimin yalnızca geri dönüşüm tesisinin kapısında başlamadığını, daha sınırdan başlamasının önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin kendi atık politikasına çok geç kaldığını belirten Evrim Rızvanoğlu, “Depozito Yönetim Sistemi bunun en somut örneklerinden biri. Yıllardır konuşulan sistem ancak 1 Temmuz 2026 itibarıyla ülke çapında uygulanmaya başladı” dedi.

Evrim Rızvanoğlu, sistemin gerçek sonuçlarına bakmak gerektiğini vurgulayarak “Piyasaya ne kadar ambalaj sürüldü? Bunun ne kadarı geri toplandı? Ne kadarı gerçekten geri dönüştürüldü? Bunların düzenli ve şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Kısacası artık önümüzde ciddi bir risk var. Buna karşı günübirlik müdahaleler değil; atığın oluşumundan toplanmasına, ithalatından geri dönüşümüne, arıtma tesislerinden denizlerimize kadar bütün süreci kapsayan bir eylem planına ihtiyacımız var” ifadelerine yer verdi.