İş insanı Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) verdiği son karara uyulmayacağı yönünde açıklamalar gelirken, bunun olası sonuçları ile Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çekilip çekilmeyeceği tartışılıyor.
AİHM, 2017'den bu yana cezaevinde olan Osman Kavala'nın haklarının ihlal edildiğine hükmetti ve "en kısa sürede serbest bırakılması" yönünde karar verdi. Mahkeme Türkiye'yi tazminat ödemeye de mahkûm etti.
Adalet Bakanlığı yetkilileri basınla paylaştıkları bilgi notunda AİHM'in kararını "Türkiye'ye karşı takınılan yanlı yaklaşımın son örneği" diye niteledi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise yaptığı sert açıklamayla ileri bir adım atarak, "Türkiye AİHS'ye taraf olma durumunu ve AİHM'ye bireysel başvuru imkânını gözden geçirmeye zorlanıyor" ifadelerini kullandı.
Uçum daha sonra yaptığı bir başka açıklamada ise AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanan Anayasa'nın 90. maddesinin ilgili bölümü için, "Türkiye yeni anayasasını yaptığında muhtemelen bu hüküm muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacaktır" dedi.
Ankara'dan gelen sert tepkiler sürecin nasıl işleyeceğinin ve Türkiye'nin bundan sonra atacağı adıma dair tartışmalara yol açtı.
DW Türkçe'ye konuşan AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, son karanın "gayet iyi yazılmış" olduğunu ve Kavala dosyasıyla sınırlı kalmadığını belirterek, AİHM'in Türk yargı sistemindeki temel aksaklıklara, özellikle de yargının siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasına işaret ettiğini belirtiyor.
Bu nedenle Türmen'e göre karar sadece Kavala ile sınırlı olmayıp bugün devam eden "İBB davası" gibi başka yargılamalara da uzanıyor. Eski yargıç, bu davalarda kesin hüküm çıkıp dosyaların AİHM'ye taşınması hâlinde benzer bir ihlal sonucu çıkabileceğini düşünüyor.
Türmen, son kararın Kavala hakkındaki üçüncü ve en sert karar olduğuna da işaret ederek, üçüncü karardan sonra Avrupa Konseyi'nin duruma seyirci kalmasının "daha zor" hâle geldiğini düşünüyor.
Ankara'nın kararı yine uygulamaması durumunda ne olabileceği sorusunu ise Türmen şöyle yanıtlıyor:
"Bana kalırsa gerek Parlamenter Asamblede gerek Bakanlar Komitesinde baskı artacaktır. Avrupa Konseyi'nde üçlü bir mekanizma var Parlamenter Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter arasında. Kararı uygulatmak için bu üçlü anlaşmayı devreye sokabilirler."
Ancak Türmen bu sürecin birkaç yıl sürebileceğine dikkat çekiyor ve şöyle konuşuyor:
"Üçlü mekanizma başlatılırsa Türkiye'ye bir ziyaret yapılır, ilgililerle konuşulur, ikna etmeye çalışılır. Dönüşte Genel Sekreter bir rapor hazırlar. Aşamalı bir rapor ile belirli zaman dilimleri içinde ne yapılacak, hangi tedbirler alınacak sırayla yazılır. Hâlâ bir sonuç alınmamışsa, o zaman Avrupa Konseyi Statüsü'nün ihraçla ilgili 8'inci maddesi uygulanır. Yani bu yolun sonunda Konsey'den atılma vardır.”
Kavala ile ilgili AİHM kararı ilk değil ve Türkiye gerek Kavala ile gerekse eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ile ilgili AİHM kararlarına uymuyor. Peki bundan sonra süreç nasıl ilerleyecek?
Deneyimli insan hakları ve uluslararası hukuk uzmanı Dr. Can Öztaş AİHM kararlarının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından izlendiğini hatırlatarak, bu komitenin yılda dört kez toplanarak kararların uygulanmasını denetlediğini söylüyor.
Öztaş'a göre önceki Kavala kararları Eylül ortasında yapılacak toplantının gündeminde bulunuyor. AİHM'in son kararının da bu toplantıda ele alınabilmesi ihtimali bulunmakla birlikte daha ayrıntılı bir incelemenin Aralık ayındaki toplantıda yapılması da ihtimal dahilinde.
AİHM kararlarına uyulmaması nedeniyle Türkiye'ye yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ise, bunun ancak Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve bazı üye ülkelerin siyasi karar alabilmesiyle mümkün olabileceğini belirten Öztaş, teknik ve uzun bir süreç sonunda Konsey'in Türkiye için yaptırım uygulama aşamasına gelinmesinin söz konusu olabileceğini, ancak Türkiye'nin uygulamadığı AİHM kararları nedeniyle Avrupa Konseyi'nden çıkartılması ihtimalinin zayıf olduğunu belirtiyor.
Öztaş'a göre son Kavala kararı yalnızca Kavala açısından değil, Türkiye'deki benzer davalar bakımından da önem taşıyor.
AİHM'nin Kavala'nın keyfi şekilde tutulduğuna ilişkin değerlendirmesine ve tutukluluğun devamına ilişkin tespitlerine dikkat çeken Öztaş, mahkemenin "adaletin açıkça inkârı" anlamına gelen "flagrant denial of justice" ifadesini kullanmasının son derece ağır bir değerlendirme olduğunu vurguluyor.
Bu arada Türkiye Anayasası'nın 90. maddesine göre, uluslararası anlaşmalar kanun hükmünde ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla kanunların çelişmesi hâlinde anlaşma hükümleri esas alınıyor.
İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olmaktan nasıl çıkılır?
Peki Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesi olarak diğer 11 üyeyle birlikte hazırladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çıkabilir mi?
AİHS'nin 58'inci maddesine göre bir devlet, taraf olduktan en az beş yıl sonra Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne altı ay önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir. Türkiye sözleşmeye 1954'te taraf olduğu için süre koşulu dolmuş durumda.
Eski yargıç Türmen bu ihtimali ciddi, fakat pratikte zor bir adım olarak görüyor. Sözleşmeden çıkmanın Avrupa Konseyi'nden çıkmak anlamına geleceğini söyleyen Türmen, böyle bir kararının önemini şöyle aktarıyor:
"Sözleşmeden çıkmak demek Avrupa Konseyi'nden çıkmak demek. Avrupa Konseyi'nden çıkmak demek, Avrupa'yla, Batı'yla Türkiye arasındaki değerler temelindeki bütün ilişkilerin sona ermesidir. Aynı zamanda bundan Avrupa Birliği'yle olan ilişkiler de payını alır. Türkiye yüzünü başka bir tarafa çevirir. Yani cumhuriyetten bu yana izlenen Türkiye Cumhuriyeti'nin omurgası, temel politikası, temel yönü değişir."
Türmen, böylesi bir kararın Avrupa'dan alınan fonlar ve aradaki ticari ilişkiler düşünüldüğünde ekonomik sonuçları olacağını da kaydediyor.
İstanbul Sözleşmesi örneği
Öte yandan Türkiye Anayasa'sı uluslararası anlaşmalardan çekilme prosedürünü açıkça düzenlemiyor. Bu boşluk daha önce Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile doldurulmuştu.
Türkiye 2021'de İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme adımını Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile atmış ve Danıştay uluslararası anlaşmaların sona erdirilmesi konusunda Cumhurbaşkanının yetkisini kabul etmişti.
Ancak bazı hukukçular önemli uluslararası anlaşmalardan TBMM'nin onayı olmadan çekilmenin doğru olmayacağını savunuyor.
Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çıkılsa bile, yürürlük tarihinden önceki ihlaller bakımından yükümlülük ortadan kalkmıyor.
Sözleşmenin 58. maddesinin ikinci fıkrasına göre, çekilmenin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş fiiller bakımından devletlerin sorumluluğu ortadan kalkmıyor.
Öztaş da Türkiye'nin şimdi çıkıp gelecekte Avrupa Konseyi'ne yeniden dönmek istemesi hâlinde geçmişteki yükümlülüklerin yine karşısına çıkabileceğine dikkat çekiyor.
Bireysel başvuru hakkından nasıl vazgeçilir?
Peki Mehmet Uçum'un bahsettiği "AİHM'e bireysel başvuru hakkını gözden geçirmek” ayrı bir işlemle mümkün mü?
1998'de yürürlüğe giren 11 no'lu protokol ile AİHM'nin yapısı değişmişti. Eski sistemde devletler bireylerin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvuru hakkını ve AİHM'nin zorunlu yargı yetkisini ayrı ayrı kabul ediyordu.
Türkiye de 28 Ocak 1987'de bireysel başvuru hakkını tanıdı; ardından 22 Ocak 1990'da AİHM'nin zorunlu yargı yetkisini kabul etti.
Ancak 1998'deki protokol ile ise, daha önce devletlerin ayrı ayrı yaptığı "bireysel başvuru hakkını kabul etme" ve "AİHM'in yargı yetkisini kabul etme" şeklindeki iki ayrı beyan sistemi kaldırıldı. Böylelikle Sözleşme'ye taraf olmak aynı anda AİHM'nin bireysel başvuru sistemine tabi olmayı getirmiş oldu.
Bu nedenle Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulamak istememesi nedeniyle sadece bireysel başvuru mekanizmasından çıkması mümkün değil. Ankara'nın bu mekanizmayı tamamen sona erdirmek istemesi hâlinde gündemdeki tek seçeneği AİHS'den çekilmek.
Konsey'den çıkarılmak nasıl oluyor?
Kavala kararının ardından gündeme gelen ileri ihtimaller arasında Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkarılması da var.
Hukukçu Öztaş'a göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Konsey'in anayasası niteliğinde ve bu nedenle sözleşmeden çekilmek otomatik olarak Avrupa Konseyi üyeliğinin sona ermesi anlamı taşıyor.
Avrupa Konseyi Statüsü'nün 3. maddesine göre, Konsey üyeleri hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve temel özgürlükleri kabul etmek ve bunların gerçekleştirilmesinde samimi ve etkili biçimde iş birliği yapmak zorunda.
Statünün 8'inci maddesi de bir üye devletin 3. maddeyi ciddi biçimde ihlal etmesi durumunda temsil haklarının askıya alınabileceğini, Konsey'den çekilmeye davet edilebileceğini ve buna uymaması hâlinde üyeliğinin sona erdirilebileceğini öngörüyor.
Konsey tarihinde bunun iki farklı örnek bulunuyor. 1969'da "Albaylar Cuntası" döneminde hakkında çıkarılma süreci başlatılınca Yunanistan Statü'nün 7. maddesiyle kendisi çekilmişti. Yunanistan 1974'te Konsey'e geri döndü.
2022'de ise Rusya, Ukrayna işgali sonrası temsil hakları askıya alınınca çekilme bildiriminde bulundu; Bakanlar Komitesi aynı gün 8'inci maddeyle üyeliğin 16 Mart 2022'den itibaren sona erdiğine karar verdi.
Rusya'nın ardından icra edilmeyen kararlar bakımından Türkiye, Konsey içinde en çok tartışılan ülke konumunda.
Avrupa Konseyi'nde 77 yıllık serüven
46 üyeli Avrupa Konseyi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da barış ve iş birliğini güçlendirmek amacıyla 5 Mayıs 1949'da 10 Avrupa devleti tarafından kuruldu. Türkiye, Konsey kurulduktan yaklaşık üç ay sonra davet edildi ve daveti kabul ederek 8 Ağustos 1949 tarihinde Konsey'e kurucu üye sıfatıyla katıldı.
Türkiye, 1949-1950 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hazırlayan 12 Avrupa ülkesinden biri oldu.
Ankara, 1996'da Avrupa Konseyi denetim sürecine alınırken, sonradan reformlarla idam cezasını kaldırdı ve AB'nin Kopenhag siyasi kriterlerini yeterince yerine getirdiği gerekçesiyle 2004'te denetim mekanizmasından çıkmayı başardı.
Konsey nezdindeki olumlu seyir 2013'ten itibaren yerini gerilime bırakırken, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimiyle ilişkiler sekteye uğradı. Darbe girişimi sonrası alınan tedbirleri "fazla" ve "sert" bulan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Nisan 2017'de Ankara'yı yeniden denetim sürecine aldı.