Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde 10 Ağustos ve 27 Ekim 2025 tarihlerinde meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki iki depreme ilişkin yürütülen kapsamlı bilimsel araştırmanın sonuçları, uluslararası yer bilimleri dergisi *Seismological Research Letters*'ta yayımlandı.
Jeoloji, jeofizik, harita ve geomatik mühendisliği disiplinlerini bir araya getiren araştırmada arazi çalışmaları, uydu görüntüleri, uzaktan algılama yöntemleri, sismolojik analizler ve Coulomb gerilme analizleri birlikte kullanıldı.
EMENDERE FAY ZONU İLK KEZ HARİTALANDI
Araştırmada, AFAD sismometreleri tarafından kaydedilen 21 bin 186 artçı deprem yapay zeka destekli sismoloji programlarıyla analiz edildi.
Elde edilen verilere göre, ana depremler ve artçı sarsıntıların Sındırgı'nın güneyinde ilk kez haritalanan Emendere Fay Zonu ile buna bağlı fay kolları üzerinde meydana geldiği belirlendi. Bilim insanları, bunun bölgedeki eski kırık zonlarının yeniden aktif hale geldiğine işaret ettiğini ifade etti.
'İKİZ' VE 'HİBRİT' DEPREM DEĞERLENDİRMESİ
Araştırmada, yaklaşık 2,5 ay arayla yaşanan iki ana depremin birbirini tetiklediği belirtilerek, Kahramanmaraş depremleri ve 2026 Venezuela depremlerinde olduğu gibi "ikiz deprem" sınıfında değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Bilim insanları ayrıca, Sındırgı depremlerinin yalnızca tektonik hareketlerle açıklanamayacağını, bölgedeki jeotermal sistem nedeniyle yer altındaki gaz fazındaki akışkanların oluşturduğu basınç değişimlerinin de kırılmaları tetiklemiş olabileceğini belirtti. Bu nedenle depremlerin "hibrit deprem" niteliği taşıdığı ifade edildi.
21 SANTİMETRELİK KALICI ÇÖKME TESPİT EDİLDİ
Araştırmada, depremlerin ardından Sındırgı'nın güneyindeki dağlık alanda 21 santimetreye ulaşan kalıcı çökme meydana geldiği belirlendi. Ana şok ve artçı depremlerin ise zamanla Emendere Fay Zonu boyunca güneydoğu yönüne doğru göç ettiği tespit edildi.
Coulomb gerilme analizleri de bölgedeki stres birikiminin 27 Ekim'deki depremin güneydoğusunda bulunan Yüreğil-Benlieli hattına doğru yoğunlaştığını ortaya koydu.
Araştırmacılar, elde edilen bulguların karmaşık deprem mekanizmalarının anlaşılabilmesi için jeoloji, jeofizik ve sismoloji gibi farklı disiplinlerin birlikte değerlendirilmesinin önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.