‘Şenlikli Muhalefet’ten Ofansif Mizaha...

1990'ların "şenlikli muhalefeti", dijital çağda "ofansif mizah"a dönüştü. Siyasetin dili değişirken, mizah da toplumsal eleştirinin değil, giderek performansın ve etkileşimin aracı haline geldi.

Önce iki alıntı:

1- "Otoriteyle alay eden, eğlenceli ve makaracı yeni muhalefet türü Türkiye adına büyük kazançtır... 90'lar kuşağıyla gelen yeni muhalefet ve protesto dili Türkiye'nin geleceği adına daha umutlu olmamı sağlıyor."

2- "Mizah, bağnazlığın yegane ilacıdır! Mizahın olduğu yerde fanatizm olmaz!"

İkisi de gayet "solcu" ve makul önermeler gibi duruyor değil mi?

Hiç yüzünüz düşmesin ama ilki Rasim Ozan Kütahyalı'ya ikincisi de Ufuk Uras'a ait...

* * *

Ufuk Uras türü solculuk, 90'ların sonunda Türk Solu'nun yeniden toparlanma reçetesini "mizahın gücü" ile destekliyordu. "Mizah ciddi iştir" diye demeçler veren Uras, "Sol Fethullahçılık yapacağız" türü formüller de sıralıyordu. (Ne demekse!)

Uras ve arkadaşları eylem tarzlarını "şenlikli muhalefet" olarak isimlendirdi.

Eski zamanların meşhur "örgütlüysek güçlüyüz" türü sert mizaçlı sloganları gitmiş "mizahşör" olunmuştu. Bir yandan da Ufuk Uras ve benzerlerinin birbirinden anlaşılmaz metaforları bu mizahşörlüğe eşlik ediyordu.

12 Eylül atmosferinden yeni yeni kurtulan eski kuşak solcuların bir kısmı, 90'lar gençlerinin de sahiplendiği bu eğlenceli ve Avrupaî yeni muhalefet biçimini garipsedi. Bir kısmı siyasette eski tarz sertliklerden uzaklaşılmasını memnuniyetle karşıladı. O yıllarda Anadolu şehirlerinde siyaset pek de öyle "şenlikli" olamıyordu ama yine de solun eylem tarzı değişiyordu: Sokakları süpürmeler, bisikletli eylemler vb...

Uras türü solculuk en azından "katıl değiştirelim" diyordu. Örgütlü, katılımcı ve siyasi bir iş öneriyor, mizahı da "yapıcı" bir araç olarak kullanmayı teklif ediyordu.

Gezi dönemiyle birlikte 90'ların şenlikli muhalefeti, "orantısız zeka" gösterilerine dönüştü. "Ofansif mizah" denilen bir saldırgan tür sosyal medyada daha da görünür oldu.

BOL ETKİLEŞİMLİ İLETİŞİMSİZLİK

Mizah, siyasetin en eski enstrümanlarından biri. Sorun bu açıdan elbette "mizah" değil, mesele siyaset ile mizahın ilişkisi ve ofansif mizah...

Eleştiri ve siyaset neredeyse bir performans sanatına indirgenmiş durumda. Viral olmak için her şey yapılabiliyor. Evet, her şey...

"Ofansif mizah" dikkat ekonomisinin en "verimli" içerik biçimlerinden biri artık. Bol görüntüleme, bol etkileşim ve haliyle bolca para... Bu mizah türünün iktidarı sarsacağına, bağnazlığa ilaç olacağına ya da herhangi bir toplumsal fayda sağlayacağına inanmak fazla iyimser bir bakış. Bol etkileşimli bir iletişimsizlik...

Ufuk Uras'ın "anlaşılmaz metaforları" en azından -anlaşılmadığı için- 90'lar Türkiyesi için bir toplumsal kutuplaşma sebebi değildi. Günümüzün ofansif mizah salvoları için ise aynı şeyi söylemek güç.

Edip Cansever’in "Gülmek bir halk gülebiliyorsa gülmektir" dizeleri fazla kederliydi ve "şenlikli" yıllarda kenara itildi... "Halkımız" türü tumturaklı ifadeler de çoktan "müzelik" oldu.

90'ların sonunda eski solcu ağabeyler, "halkımızın değerlerine saygılı olun" derlerdi. Belli ki onlar da unutuldu...

BİRAZ DA CİDDİYET...

Ünlü yaşlı adam, "tarihte her şey iki defa yaşanır. İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak" dememiş miydi?

Ufuk Uras'ın şenlikli muhalefeti de açıkçası Mehmet Ali Aybar'ın 1960'lardaki güleryüzlü sosyalizminden apartmaydı. Bugünden bakınca ilki trajedi, ikincisi de şenlikli değilse de galiba "komedili muhalefet" oldu.

Sakallı Celal, (Celâl Yalınız) şöyle diyor:

"Bu ülkede Tanzimat ilan ettik çare olmadı. Meşrûtiyet ilan ettik yine olmadı, bir Meşrûtiyet daha ilan ettik, yine aynı. Belki Cumhuriyet dedik; yine değişen pek bir şey yok. O halde beyler! Biraz da ciddiyet ilan edelim!"

Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr