90'ların unutulmaz dizisi Zeyna'nın başrol oyuncusu Lucy Lawless gibi kadınlardan hoşlandığını söyleyen Şener Üşümezsoy, gençliğinden de, “Yakışıklı, fizikli, cesur bir çocuktum. Gençken çok direnişçiydim. Sosyalist, devrimci, idealist bir genç düşün… Öğrenci olaylarına katılır bazen tutuklanırdık. Babamın komiser olmasının avantajlarını yaşadım” diye anlattı.

Posta'dan Alev Gürsoy'a konuşan Üşümezsoy, şunları kaydetti:

Siz nasıl bir çocuk ve sonrasında gençtiniz?

Yakışıklı, fizikli, cesur bir çocuktum. Gençken çok direnişçiydim. Sosyalist, devrimci , idealist bir genç düşün… Öğrenci olaylarına katılır bazen tutuklanırdık. Babamın komiser olmasının avantajlarını yaşadım. Arkadaşları da çoktu. Çabuk çıkardık. Sık sık Sansaryan Hanı’nı ziyaret ederdik. Hep torpilli çocuk gibi görünürdüm ve bundan da rahatsız olurdum. Çünkü böyle konularda utangaç bir çocuktum. Adalet ve eşitliğe inanırım hep. Eski İstanbul şahaneydi ve mutlu çocuklar olarak büyüdük. Şimdi eser kalmadı. Kır gibiydi her yer, güzel bir çocukluk yaşadık.

Spor, hayatınızın içindeymiş anladığım kadarıyla?

Tabii yüzmek bir tutkuydu. Tabii vücut geliştirme. Dünyada benden çok bulamazsın. 76 yaşında böyle kas böyle vücut mümkün mü? Ben hep kendimi geliştirdim. Öyle oturduğum yerde de deprem bilimci olmadım. Dağlara tırmandım, taşları kazıdım. Sportmenliğimi buralarda da gösterdim masa başında oturarak bilim insanı olunmaz. Fay hatları masa başında gözlemlenmez. Bugün insanlar kâhin deyip güveniyorsa dediklerime itibar ediyorsa, gerçekten bir karşılığım var her dediğim çıkmış ki diyorlar. Güveniyorlar.

Suç örgütü sosyal medyadan tetikçi devşirmiş: İstanbul dışından gençler hedefte
Suç örgütü sosyal medyadan tetikçi devşirmiş: İstanbul dışından gençler hedefte
İçeriği Görüntüle

Zeki olduğunuz kadar, anladığımız kadarıyla biraz da ele avuca sığmayan, yaramaz ve kavgacı bir çocukmuşsunuz… Doğru mu?

Tam tersine. Kavgacı değilim, mücadeleciyim. Deprem mücadelesinde nasılsam, hayat mücadelesinde de, sokakta da aynıydım. 5-10 kişiyle dövüştüğüm de oldu. Burnum kırıldı, vücudumun her yeri sakatlandı. Ancak benim için asıl mesele şuydu: Yüz yüze mücadeleden hiç kaçmamak. Bu irade sadece sokakta kazanılmış bir şey değil.

Depremle ilgili duruşumun da temelinde aynı irade var. Herkes İstanbul için “Körfez’den çıkacak, Adalar yıkılacak, Silivri, Tekirdağ çökecek” dediğinde ben şunu söyledim: “Bu faylar zaten 1894’te ve 1912’de kırıldı.” Kimse inanmadı. Sonra dedim ki: “Adalar’da deprem yok. Deprem Düzce’de olacak.” Ve Düzce depremi oldu. Ardından şunu söyledim: “İstanbul’da risk Kumburgaz fayıdır. Orada da 6.2’lik bir deprem olur.” Herkes 7.2’den aşağı deprem olmaz derken, Kumburgaz’daki fay 6.2 ile kırıldı. Peki bunu nasıl bu kadar net söyleyebildim? Çünkü bu yalnızca bilimsel bir mesele değil, aynı zamanda bir mücadele meselesi. Hayatta nasıl mücadele ediyorsanız, bilimde de öyle ediyorsunuz. Bilim adamı masada oturan biri değildir; hayatın içinde, sahada olan insandır.

Bir kadında sizi ilk ne çeker? Zekâsı mı, duruşu mu, enerjisi mi? Aşk sizde akıldan mı başlar, bedenden mi?

Bir kadında beni ilk çeken şey fiziksel duruştur. Uzun boylu, iri yapılı, güçlü olacak. Yanında yürüdüğünde uyum yakalayacağın, yani sağlam, diri bir vücut… Bu benim için önemli, 'Zeyna' gibi…