Siyaset

Sandık sonuçlarına yapılan operasyonlara büyük tepki: Oy hırsızlığı

31 Mart yerel seçimlerinden sonra 90’a yakın belediye başkanı AKP saflarına katılması yeni bir tartışmayı başlattı. İlahiyatçılar, “Siyaseten dolandırıcılık ile kul hakkı yenmiş olur. Bunun da affı yoktur. Elde edilmiş makam asla helal olamaz. Kamu kaynaklarını kullanması da hırsızlıktır” diyor.

31 Mart yerel seçimlerinin ardından çok sayıda belediye başkanının parti değiştirmesi, bazı belediye başkanlarının ise görevden uzaklaştırılarak yerlerine başkan vekili veya kayyum atanması tartışmaları beraberinde getirdi.

İddialara göre seçimlerden sonra yaklaşık 90 belediye başkanı AKP'ye katılırken, İstanbul'da CHP'den seçilip AKP'ye geçen ilçe belediye başkanı sayısı 9'a ulaştı. İstanbul'da 15 belediye başkanı ise görevinden uzaklaştırıldı. Esenyurt ve Şişli gibi kentin en büyük ilçelerinden ikisinin uzun süredir kayyım yönetiminde bulunması da tartışmaların odağında yer alıyor.

İstanbul'daki ilçe belediyelerinde seçmen iradesinin temsil edilmediği yönündeki eleştiriler sürerken, son olarak AKP'nin kazandığı Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimi öncesinde gözaltı, tutuklama, meclis üyesi transferi, baskı ve şantaj iddiaları gündeme geldi.

Seçimle göreve gelen belediye başkanlarının görevden alınması veya siyasi tercihlerinin baskı altında değiştirilmesi iddiaları yalnızca hukuki ve siyasi boyutlarıyla değil, dini ve ahlaki açıdan da tartışılıyor.

“BELEDİYE BAŞKANLIĞI BİR EMANETTİR”

Cumhuriyet'te yer alan habere göre; emekli müftü Gani Aşık, seçimle elde edilen belediye başkanlığının bir “emanet” niteliğinde olduğunu belirterek, seçilen başkanın görev süresi tamamlanıncaya kadar görevinde ve partisinde kalması gerektiğini savundu.

Aşık, “Belediye başkanlığını hangi partinin adayı kazanmışsa dönem sonuna dek başkanlığın o parti ve o kişide kalması ahlaken ve siyaseten zorunluluktur” dedi.

Bir belediye başkanının çeşitli gerekçelerle partisinden ayrılmasının seçmenin iradesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Aşık, “Başkanın parti değiştirmesi ne bahane ile olursa olsun ahlak ve siyasi namus duygusu ile bağdaşmadığı gibi, emanete ihanet etmiş ve seçmenlerini de siyaseten dolandırmış olduğu için de doğallıkla kul hakkı yemiş olur” ifadelerini kullandı.

Aşık, belediye başkanlarının siyasi tercihlerinin değiştirilmesine yönelik operasyonların organize edilmesi halinde bu süreçte rol alanların da sorumluluk taşıyacağını söyledi.

“Yüce Yaratan, kendisine karşı işlenen günahları affedebileceğini ama kul hakkını asla. Bu tür operasyonları organize edenlerin vebali, partisini ve seçmenini satan başkandan az değildir” diyen Aşık, seçmen iradesinin korunması gerektiğini vurguladı.

“BASKI VE ŞANTAJLA TERCİHE ZORLAMANIN DİNİ MEŞRUİYETİ YOK”

İlahiyatçı-yazar İsrafil Balcı ise bir siyasetçinin tutuklama, tehdit veya şantaj yoluyla iradesi dışında karar almaya zorlanmasının dini açıdan meşru kabul edilemeyeceğini söyledi.

Balcı, kamu adına yetki kullanan kişi veya kurumların bireyleri baskı yoluyla siyasi tercihe zorlamasının temel hak ihlali olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Siyasetçi ya da herhangi bir bireyin, özellikle de kamu adına yetkiyi elinde bulunduran güç veya idare tarafından baskıyla, şantajla, kumpasla, idari yaptırımla veya başka yollarla iradesi dışında bir tercihe zorlanmasının ne dinen ne ahlaken ne vicdani ne de insani bir izahı olabilir. Bu, düpedüz hak ihlalidir ve dinen en temel kul hakkı kategorisindedir.”

“SİYASİ RANT ARACI HALİNE GETİRİLEMEZ”

Seçmenin verdiği temsil yetkisinin baskı, tehdit veya vaatlerle değiştirilmesinin yalnızca bireysel bir hak ihlali olmadığını belirten Balcı, bunun aynı zamanda kamu hakkıyla ilgili olduğunu savundu.

Balcı, “Elbette ki kul hakkıdır ve katışıksız ihanettir. Hatta görevi kötüye kullanmaktır” ifadelerini kullandı.

Kamu gücü veya yargı yetkisinin siyasi dengeleri değiştirmek amacıyla kullanılmasının İslami adalet anlayışıyla bağdaşmayacağını belirten Balcı, “Yargının veya idari yetkinin yaptırım aracına dönüştürülmesi ve bu yolla siyasi rant sağlanmasının dinen hiçbir meşru temeli yoktur. Aynı zamanda dinen ve hukuken görevi kötüye kullanmaktır” dedi.

BASKI ALTINDA ALINAN KARARLARIN GEÇERLİLİĞİ TARTIŞMASI

Balcı, seçim veya oylama öncesinde kişilerin tecrit edilmesi, baskı altında tutulması ya da çeşitli yöntemlerle iradelerinin etkilenmesi yönündeki iddialara da değindi.

Bu tür koşullarda alınan bir kararın şeklen çoğunluk sağlanmış görünse bile dini açıdan meşru kabul edilemeyeceğini savunan Balcı, “Böyle bir durumda alınan kararda şeklen çoğunluk sağlanmış gibi gözükebilir, ancak bunun dini açıdan hiçbir geçerliliği yoktur. Bu bir hukuk cinayetidir, yargının siyasallaşmasıdır ve hiçbir vicdan tarafından kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı.

Soruşturmaların kapatılması veya herhangi bir menfaat karşılığında siyasi taraf değişikliğine gidilmesi ihtimalini de değerlendiren Balcı, böyle bir durumun dini açıdan “rüşvet” olarak değerlendirileceğini söyledi.

“Düpedüz rüşvettir, bu yolla elde edilen makam asla helal olamaz” diyen Balcı, bu süreçlerde görev alan veya sürece göz yuman herkesin dini açıdan sorumluluk taşıyacağını savundu.

“KAMU HAKKININ GASPINA DÖNÜŞEBİLİR”

Balcı, tartışmanın yalnızca belediye başkanlarının görevde kalıp kalmamasıyla sınırlı olmadığını, yönetim değişikliklerinin ardından belediye kaynaklarının nasıl kullanıldığı sorusunun da önem taşıdığını belirtti.

Baskı veya hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği öne sürülen bir makam üzerinden alınan kararların dini meşruiyetinin bulunmadığını savunan Balcı, “Meşru olmayan bir yolla elde edilen makamın aldığı kararların hiçbirisinin dinen herhangi bir geçerliliği yoktur” dedi.

Balcı ayrıca, “Hukuken hak edilmemiş bir makama getirilen kişinin kamu kaynaklarını kullanması ise düpedüz kamu hakkının gaspı ve hırsızlıktır” ifadelerini kullandı.

Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, siyasi parti değişiklikleri ve belediye yönetimlerinin el değiştirmesine ilişkin tartışmaların hukuki boyutunun yanı sıra, seçmen iradesi, kamu hakkı ve siyasi etik açısından da önümüzdeki dönemde gündemde kalması bekleniyor.