Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini sanayicilerin ödediğini belirterek, “Enflasyonla mücadeleden vazgeçmek elbette mümkün değildir. Ancak dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine de izin veremeyiz. Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor” dedi.

Ekonomim'in haberine göre; ASO Ağustos ayı Meclis toplantısında konuşan Ardıç, 2023 yılının ortasından bu yana sıkı para politikası ağırlıklı bir dezenflasyon programı uygulandığını, Mayıs 2024'te yüzde 75'e kadar çıkan yıllık enflasyonun yüzde 30'lar seviyesine gerilemesinin önemli bir kazanım olduğunu belirterek, “Ancak bugün geldiğimiz nokta, yılın ilk ayındaki seviyenin bile hâlâ bir miktar üzerindedir. Son bir yıldaki düşüş iki puanın altında kalmıştır. Enflasyonla mücadelenin en ağır bedelini ise biz sanayiciler ödüyoruz. Bu tablonun sanayiciyi ilgilendiren bir yönü daha var. Mal enflasyonu yüzde 27 bandına inerken hizmet enflasyonu yüzde 40'a yakın seyrediyor. Oysa; kira, lojistik, sigorta, danışmanlık gibi hizmet kalemleri bizim de maliyetimizin içindedir. Makas buradan açılıyor” dedi.

“Enflasyonla mücadeleden vazgeçmek elbette mümkün değildir. Ancak dezenflasyon programının sanayisizleşmeye dönüşmesine de izin veremeyiz” diyen Ardıç, şöyle devam etti:

“Sanayicilerimiz bugün yeni yatırım yapmanın değil, bu zor koşullara daha ne kadar dayanabileceğinin, nasıl ayakta kalabileceğinin hesabını yapıyor. Fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken, üretim istikrarını kaybetmemeliyiz. İhtiyacımız olan, enflasyonla mücadeleyi üretimi ve ihracatı gözeterek önceleyen daha dengeli bir politika bileşimidir. Bu mücadele Merkez Bankası'nın faiz politikasıyla sınırlı kalamaz. Kamu harcamaları, vergi politikası, yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar ve beklenti yönetimi; para politikası ile güçlü bir eş güdüm içinde yürütülmelidir. Ayrıca para politikasının daha sade, öngörülebilir bir yapıya kavuşturulması ve parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.”

Türkiye’de işletme sayısı 4 milyonu aştı: Ekonominin büyük bölümü hizmet sektöründe
Türkiye’de işletme sayısı 4 milyonu aştı: Ekonominin büyük bölümü hizmet sektöründe
İçeriği Görüntüle

Haziran ayı verilerinin sanayinin ana eğilimindeki zayıflığın sürdüğünü gösterdiğini, imalat sanayii üretiminin yüzde 1,5 gerilediğine, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış üretimdeki aylık artışın ise yüzde 0,1'de kaldığına dikkat çeken Ardıç, şu ifadeleri kullandı:

“Verilerin en dikkat çekici yönü, gelecekteki üretim gücümüz açısından önem taşıyan alanlardaki gerilemedir. Makine, teçhizat ve yeni üretim kapasitesiyle doğrudan ilişkili sermaye malı üretimi yıllık yüzde 4,8 geriledi. Bu tablo yalnızca bugünkü üretimin değil, yarınki kapasitenin de yavaşladığını söylüyor. İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sonuçları, bu baskının bilançolara nasıl yansıdığını gösteriyor. Üretimden satışlar yüzde 25,7 artmış görünse de fiyat artışlarının etkisini çıkardığımızda reel büyüme binde 2 ile sınırlı kalıyor. Üç yıllık reel daralmanın ardından sanayicimiz, büyümek bir yana, mevcut üretim düzeyini koruma mücadelesi veriyor. Araştırmanın en çarpıcı sonucu ise finansman yüküdür. Finansman giderleri yüzde 45 artarak 138 milyar liraya ulaşmış, faaliyet kârının yüzde 87'sini tüketmiştir. Sanayicimiz, faaliyetinden kazandığı her 100 liranın 87 lirasını finansman giderine ayırmak zorunda kalmıştır. Aynı oran İlk 500'de 85'tir. Yani yük, ölçek küçüldükçe hafifliyor. Bu tablo, ateşi olmayan bir hastalığa benziyor. Bacalar tütüyor, vardiyalar devam ediyor, siparişler geliyor; ancak üretim yapısının dayanıklılığı giderek zayıflıyor. Sorun ani bir duruş değil, sanayinin yatırım kapasitesini, verimliliğini ve rekabet gücünü zaman içinde aşındıran sessiz bir güç kaybıdır."

Sanayisizleşme riskine de değinen Ardıç, “Mevcut göstergeler, gerekli politika değişiklikleri yapılmadığı takdirde bu tehlikenin artık teorik bir ihtimal olmaktan çıktığını gösteriyor. Ülkemizin sanayiden uzaklaşması kalkınma modelimizi doğrudan ilgilendiren bir risktir" dedi.