Sahra Çölü’nde keşfedilen sıra dışı bir göktaşı, Güneş Sistemi’nin ilk dönemlerine ilişkin önemli bir bilinmezi aydınlattı. Bilim insanlarının gerçekleştirdiği incelemeler, milyarlarca yıl önce var olmuş ancak günümüze ulaşamamış büyük bir gezegenin izlerine ulaşıldığını ortaya koydu.
"NWA 12774" adı verilen ve yaklaşık yarım kilogram ağırlığındaki uzay kayasının detaylı analizleri, Güneş Sistemi’nin oluşumundan kısa süre sonra ortaya çıkan bu gizemli dünyanın varlığına dair şimdiye kadarki en güçlü kanıtı sundu. Araştırma sonuçları, söz konusu gezegenin bilinen gezegen oluşum süreçlerinden farklı bir gelişim gösterdiğine işaret ediyor.
YÜKSEK BASINCIN İZLERİ ORTAYA ÇIKTI
Araştırmanın merkezindeki göktaşı, bilim dünyasında son derece nadir görülen "angrit" grubuna ait. Bugüne kadar dünya genelinde on binlerce göktaşı bulunmasına rağmen bu sınıfa giren örneklerin sayısı oldukça sınırlı.
Uzmanlar uzun yıllardır bu kayaçların alışılmadık kimyasal özelliklerini anlamaya çalışıyordu. Dünya ve Mars gibi kayalık gezegenlerde yaygın olan silis bakımından oldukça fakir olan bu taşların, küçük bir asteroidin parçası olduğu düşünülüyordu. Ancak yeni analizlerde kayaç içerisinde tespit edilen alüminyum açısından zengin kristaller, bu görüşü değiştirdi.
Bilim insanları, söz konusu kristallerin ancak son derece yüksek basınç koşullarında oluşabileceğini belirledi.
AY VEYA MARS BOYUTLARINDA OLABİLİR
Laboratuvar deneyleri ve bilgisayar destekli modellemeler, göktaşındaki minerallerin meydana gelmesi için olağanüstü basınç seviyelerine ihtiyaç duyulduğunu gösterdi. Elde edilen sonuçlara göre bu değerler, Dünya’nın en derin noktalarındaki basınçtan katbekat daha yüksek seviyelere ulaşıyor.
Araştırmacılar, böylesine aşırı koşulların küçük bir asteroid içerisinde oluşmasının mümkün olmadığını vurguluyor. Bu nedenle göktaşının, çok daha büyük bir gökcisminin parçası olduğu değerlendiriliyor.
Kristallerin yapısı ayrıca yüksek basınç ortamının gezegenin derin çekirdeğinde değil, yüzeye yakın katmanlarında meydana geldiğini ortaya koydu. Bu bulgular ışığında kayıp dünyanın en az Ay büyüklüğünde, hatta Mars ölçeğinde bir gezegen olabileceği hesaplanıyor.
ŞİDDETLİ ÇARPIŞMALAR TARİHE GÖMMÜŞ OLABİLİR
Bilim insanları, söz konusu gezegenin nasıl ortadan kaybolduğuna ilişkin kesin bir sonuca henüz ulaşabilmiş değil. Ancak en güçlü senaryo, Güneş Sistemi’nin erken dönemlerinde yaşanan büyük çarpışmalardan birinde parçalanarak yok olması.
Uzmanlara göre bu devasa gezegenden geriye kalan parçalar zamanla farklı gökcisimlerine dağıldı. Bu kalıntıların bir bölümünün Dünya da dahil olmak üzere kayalık gezegenlerin yapısına karışmış olabileceği değerlendiriliyor.
Araştırmacılar, müzelerde ve laboratuvarlarda incelenmeyi bekleyen çok sayıda göktaşı bulunduğunu hatırlatarak, gelecekte yapılacak çalışmaların Güneş Sistemi’nin kayıp dünyalarına ilişkin yeni ipuçları sunabileceğini belirtiyor.




