Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon tarafından 31 yıl önce gözaltında kaybedilen ardından Beykoz'da bir ağacın altına gömülmüş halde bulunduktan sonra kim olduğu bilinmesine rağmen "tanınmayan kişi" olarak kimsesizler mezarlığına defnedilen Rıdvan Karkaoç hakkında açıklama yapıldı.
Yapılan açıklamada zorla kaybetmenin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğu vurgulanırken dosyada zaman aşımına itiraz edildiği belirtildi.
Karakoç'un gözaltında kaybedilme ve bulunma sürecinin ayrıntılı biçimde anlatıldığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"Coğrafyamızda yerleşik yargı sistemi, Türk Ceza Kanunu’nda İnsanlığa Karşı Suç tanımı yapılmış olmasına rağmen, gözaltında zorla kaybetme olaylarında gerekli yargısal denetimi yapmadan zamanaşımı gerekçesiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararları vermeye devam ediyor.
Yıllardır akıbetini araştırdığımız ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını istediğimiz gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’la ilgili yürütülen soruşturmada da zamanaşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Dosyaya baktığımızda, aslında tüm zorla kaybedilen insanlarımızın dosyalarında olduğu gibi, yine yetkili savcıların görevlerini hiçbir şekilde yerine getirmedikleri bir dosyayla karşılaşıyoruz.
Rıdvan Karakoç gözaltına alınacağını biliyordu. Kürt sivil siyaseti içinde aktif olarak yer alan ve defalarca gözaltına alınmış bir kişiydi. Bu nedenle yaşamından endişe duyuyor, ailesine ve avukatına sürekli olarak gözaltına alınabileceğini ve tehditler aldığını söylüyordu. Bu nedenle gözaltına alınmasından çok kısa bir süre önce avukatına vekâletname verdi.
BEYKOZ'DA BULUNDU
Rıdvan Karakoç, 2 Mart 1995 tarihinde saat 15.00 sıralarında, dosyada yer alan Olay Tespit Tutanağına göre, Beykoz Bozhane Köyü, Mahmut Şevket Paşa yolu üzerinde bir ağacın altında öldürülmüş olarak bulundu. Üzerinde siyah muflon bir kaban, ayağında ise spor ayakkabıları vardı. Onu bulan köylüler yetkili mercilere ihbarda bulundu ve Rıdvan Karakoç’un cenazesi Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi.
Rıdvan Karakoç’un gözaltına alındığı günlerde, hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin 94/142 hazırlık ve 1994/1238 esas, 94/1206 numaralı iddianamesiyle açılmış bir dava bulunuyordu. Söz konusu iddianamede sanık olarak 32. sırada bulunan Rıdvan Karakoç hakkında gıyabi tutuklama kararı verilmişti. Savcı Aytaç Tolay imzasıyla hazırlanan bu iddianamede, Rıdvan Karakoç’un gıyabi tutuklu olduğu açıkça görülmekteydi.
Yani Rıdvan Karakoç, emniyet birimleri tarafından kimliği bilinen, defalarca gözaltına alınmış, hakkında gıyabi tutuklama kararı verilmiş ve defalarca parmak izi alınmış kişilerden biriydi.
Buna rağmen Rıdvan Karakoç’un “tanınmayan bir kişi” olduğu ileri sürülerek bir tutanak düzenlendi ve Rıdvan Karakoç, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığına gömüldü.
Rıdvan Karakoç’un ölümünün ardından hazırlanan otopsi raporunda, Rıdvan’ın “her iki el bileğinde bağ izleri, her iki ayak tabanında ve vücudunun muhtelif yerlerinde ekimozlar ve sıyrıklar saptanmış ve ölümün ise bağ ile boğmaya bağlı mekanik asfiksi sonucu gerçekleştiği” belirtiliyordu.
Otopsi raporu, Rıdvan Karakoç’un ölümünün şiddet ve işkence bulguları taşıdığını açıkça ortaya koyuyordu. Rıdvan Karakoç’tan günlerce haber alamayan ailesi onu aramaya devam etti.
Bu sırada, yine gözaltında kaybedilen insanlarımızdan Hasan Ocak’tan da ailesi haber alamıyordu. Hasan Ocak’ın ailesi, Adli Tıp Kurumunda Kimsesizler Mezarlığına gömülen kişilerle ilgili yapılan fotoğraf incelemesi sırasında Rıdvan Karakoç’un fotoğrafını gördü. Ailesine haber verilmesi üzerine Rıdvan Karakoç’un yakınları yetkili mercilere başvurdu.
AİLE MEZARLIĞINA DEFNEDİLDİ
Rıdvan’ın cenazesi, 30 Mayıs 1995 tarihinde kardeşi Mehmet Karakoç tarafından teşhis edildi ve Altınşehir Kimsesizler Mezarlığından çıkarılarak Gaziosmanpaşa’daki aile mezarlığına defnedildi.
Dosya kapsamında, Rıdvan Karakoç’un ölü bedeninin bulunduğu gün düzenlenen tutanakla, üzerindeki giysilerin Adli Tıp Kurumunda emanete teslim edildiği de kayıt altına alınmıştı. Ancak dosyanın tamamına baktığımızda, son derece önemli bir belge ve delil niteliğinde olmasına rağmen Rıdvan Karakoç’un giysileri üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığını, DNA tespiti yoluna gidilmediğini görüyoruz.
Bu durum, dosya açısından son derece önemli bir eksiklik oluşturmaktadır.
Karakoç ailesi ve vekilleri, dosyada birçok tanığın dinlenmesini talep etti. Dinlenen tanıkların tamamı, Rıdvan Karakoç’un gözaltında kaybedildiğine ilişkin önemli bilgiler verdi.
"OLAYIN ÜZERİ KAPATILMIŞTIR"
Özellikle İsmail Adanmış’ın verdiği ifadede, Rıdvan Karakoç’un 15 Şubat 1995 tarihinde kendisine Avcılar’daki Şükrü Bey Üst Geçidi’nde buluşmayı teklif ettiği, daha sonra buluşma yerini değiştirdikleri; ancak İsmail Adanmış’ın görüşmeye gitmediği ve 15 Şubat 1995 tarihinden sonra Rıdvan Karakoç’tan hiçbir haber alınamadığı belirtilmiştir.
Bu tanıklık da Rıdvan Karakoç’un söz konusu tarihlerde gözaltında olduğuna ilişkin önemli bir delildir.
Soruşturma dosyasında savcılığın yaptığı tek şey, sürekli olarak “daimi arama kararı tezkereleri” yazmak olmuştur. Bunun dışında, tarafımızca gösterilen deliller hiçbir şekilde değerlendirilmemiş, eksik delillerin toplanmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmamıştır.
Açıkça bir işkence sonucu gerçekleşen ölüm olayının üzeri kapatılmıştır.
Sürekli olarak dile getirdiğimiz gibi, bir kez daha açıklamak isteriz ki zorla kaybetme fiili devam eden bir suç niteliği taşımaktadır. Bu nedenle zamanaşımı hükümlerinin bu fiil bakımından uygulanması mümkün değildir.
Ancak bu hukuki gerçeklik, Türkiye yargısı tarafından bugüne kadar hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır.
Nitekim Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’nin 8. maddesi de zorla kaybetme suçu bakımından zamanaşımı süresini, zorla kaybetmenin devam eden niteliğini dikkate alacak şekilde düzenlemektedir. Buna göre zamanaşımı, normal şartlarda suçun işlendiği andan itibaren değil, zorla kaybetme suçunun sona erdiği, diğer bir ifadeyle kayıp kişinin akıbetinin aydınlatıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır.
Burada “askıda kalan zaman” söz konusudur.
Ancak savcılık makamı bu hukuki değerlendirmeleri yapmamış, tarafımızca ileri sürülen delilleri dahi soruşturma kapsamında gereği gibi değerlendirmemiştir.
KARARA İTİRAZ EDİLDİ
Bütün bu nedenleri dikkate alarak, tarafımızca Rıdvan Karakoç soruşturması hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen 2026/156860 soruşturma ve 2026/95214 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edilmiştir.
Söz konusu itirazımızın kamuoyuyla paylaşılması gerektiğine inandığımızdan bu basın açıklamasını yapıyoruz.
Bir kez daha tekrarlıyoruz.
Zorla kaybetme insanlığa karşı işlenen bir suçtur.
İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulanamaz.
Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi imzalamamakta ve onaylamamakta direnmektedir. Zamanaşımı ise zorla kaybetme suçlarında adeta “suçun üzerini örten bir örtü” olarak kullanılmaktadır.
Rıdvan Karakoç dosyası hakkında yaptığımız itirazın kabul edilmesini, soruşturmanın devamı yönünde karar verilmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz.
Rıdvan Karakoç’u unutmadık.
Zorla kaybetmeleri unutmayacağız.
Hakikati ve adaleti aramaya devam edeceğiz."




