Röportaj: İpek Kocaman
Prof. Dr. Karacalar, lipödemiyi yalnızca hormonal ya da genetik bir sorun olarak değerlendirmek yerine, insanın evrimsel geçmişiyle ilişkilendirerek ele alıyor. Tarım devriminden günümüz yaşam tarzına uzanan süreçte ortaya çıkan biyolojik uyumsuzlukların lipödem üzerindeki olası etkilerini tartışan kitap, bu yönüyle alandaki çalışmalardan ayrışıyor.
Lipödemin nedenlerini, tanı sürecini, tedavi seçeneklerini, beslenmenin rolünü ve psikolojik etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla ele alan Prof. Dr. Karacalar ile, kitabının çıkış noktasını, evrimsel yaklaşımını ve lipödemli kadınların en çok merak ettiği soruları konuştuk.
1. Lipödemi neden bir “evrimsel uyumsuzluk” olarak tanımlıyorsunuz? Bugün hastalık olarak değerlendirdiğimiz bu biyolojik özellik, geçmişte avantaj sağlarken günümüz koşullarında nasıl bir dezavantaja dönüşmüş olabilir?
İnsan bedeni, bugünün dünyası için değil, yüz binlerce yıllık geçmişin şartları için şekillendi. Bazı biyolojik özellikler bir dönemde avantaj sağlarken, koşullar değiştiğinde dezavantaja dönüşebilir.
Lipödeme bu açıdan baktığımızda, onu bir anlamda geçmişten bugüne taşınmış bir biyolojik miras olarak değerlendirebiliriz. Atalarımız için enerji depolamak, kıtlık dönemlerinde hayatta kalmanın sigortasıydı. Özellikle kadın bedeni, gebelik ve emzirme gibi yüksek enerji gerektiren süreçleri desteklemek üzere yağ depolamaya daha yatkın evrimleşti.
Sorun bedenin hata yapması değil; bedenin eski bir dünyanın kurallarına göre çalışmaya devam etmesidir.
2. Neden kilo verilse bile bacaklar incelmeyebiliyor?
Lipödemli kadınların en sık dile getirdiği cümlelerden biri şudur: “Her yerim zayıflıyor ama bacaklarım aynı kalıyor.”
Çünkü lipödemde söz konusu olan yalnızca fazla yağ depolanması değildir. Burada yağ dokusunun yapısal ve biyolojik özellikleri değişmiştir. Normal yağ dokusunu gerektiğinde açılan bir banka hesabına benzetebiliriz. Vücut enerjiye ihtiyaç duyduğunda bu hesaptan para çeker.
Lipödemli yağ dokusu ise kilitlenmiş bir kasa gibidir. Diyet ve egzersizle genel kilo kaybı yaşansa bile, bacaklardaki ve bazen kollardaki yağ dokusu aynı oranda küçülmez. Bunun nedeni yalnızca yağ miktarı değil; o dokunun içindeki inflamasyon, mikrodolaşım bozuklukları ve bağ dokusu değişiklikleridir.
Bu yüzden kişi aynaya baktığında “Demek ki yeterince uğraşmıyorum” diye düşünür. Oysa sorun çoğu zaman irade eksikliği değil, biyolojinin farklı işlemesidir.
3. Lipödemli kadınlar doğru tanıya ulaşana kadar nasıl bir süreçten geçiyor? Lipödem, lenfödem ve obezite nasıl ayırt edilir?
Lipödemli birçok kadın yıllarca yanlış kapıları çalar. Farklı tanılar alır: “Sadece kilo fazlanız var”, “Ödeminiz var”, “Daha çok spor yapın”, “Daha az yiyin”…
Oysa lipödemin kendine özgü bir dili vardır.
Obezitede yağ dağılımı genellikle tüm vücuda yayılır. Lipödemde ise yağ birikimi özellikle kalça, basen, bacak ve bazen kollarda simetriktir. Gövde ile alt beden arasında belirgin bir orantısızlık oluşur.
Lenfödemde çoğu zaman ayaklar da etkilenir. Lipödemde ise ayaklar genellikle korunur ve adeta bacağın sonunda ince bir sınır çizgisi oluşur.
Ayrıca kolay morarma, dokunmakla ağrı, hassasiyet ve gün sonunda artan ağırlık hissi lipödem lehine önemli ipuçlarıdır.
Doğru tanı çoğu zaman yalnızca fizik muayene değil; hastanın yıllardır anlattığı hikâyenin dikkatle dinlenmesiyle konur.
4. Lipödemi sadece bir yağ dokusu problemi olarak görmek neden eksik kalıyor?
Lipödemde yağ dokusu etkilenir ama hikâye burada bitmez. Dolaşım sistemi, lenfatik sistem, bağ dokusu, hormonal sistem, inflamatuvar süreçler ve hatta sinir sistemi bu tabloya farklı derecelerde katılabilir.
Lipödemi anlamak için bedenin farklı sistemleri arasındaki ilişkiyi görmek gerekir.
5. Hormonal boyutu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ergenlik, gebelik ve menopoz süreci nasıl etkiler?
Lipödemin zamanlaması tesadüf değildir. Çoğu vakada belirtiler ergenlik, gebelik veya menopoz gibi hormonal dönüşüm dönemlerinde ortaya çıkar ya da belirginleşir.
Ben hormonları bedenin görünmez orkestra şefleri olarak tanımlıyorum. Şefin ritmi değiştiğinde tüm orkestranın sesi değişir.
Özellikle östrojen düzeylerindeki değişimler yağ dokusunun dağılımını, damar geçirgenliğini ve bağ dokusunun davranışını etkileyebilir. Bu nedenle birçok kadın ilk belirtileri ergenlikte fark eder; bazıları ise gebelik sonrası ya da menopoz döneminde hastalığın hızlandığını ifade eder.
Ancak hormonlar tek neden değildir. Genetik yatkınlıkla hormonal değişimlerin kesiştiği noktada lipödem daha görünür hale gelir.
6. Lipödem tamamen tedavi edilebilir mi, yoksa yönetilebilir bir durum mu?
Genetik şifre değişmese de özellikle superdry 4 liposuction gibi, kansız, yağ emboli riski olmayan, lenf koruyucu yöntemler lipödemli yağ sayısını kalıcı azaltır. Bu işlem sonrası epigenetiği hedefleyen programlar ile sorun kontrol altına alınır.
Bir bahçeyi düşünün. Bahçıvan mevsimleri değiştiremez ama doğru bakım ile bahçenin sağlıklı kalmasını sağlayabilir. Lipödem yönetimi de buna benzer.
7. Lipödemli kadınların iyi niyetle yaptığı ancak zarar verebilen uygulamalar var mı?
Evet. Özellikle aşırı kısıtlayıcı diyetler, uzun süreli açlık uygulamaları, kontrolsüz detoks programları ve kısa sürede mucize vaat eden hasar ve ısı veren yöntemler bunların başında gelir.
Bazı kadınlar bacaklarının değişmediğini görünce daha da sert diyetlere yöneliyor. Ancak beden bir düşman değildir. Sürekli cezalandırılan bir beden, zamanla savunmaya geçer.
Sorunla savaşmak yerine bedeni anlamaya çalışmak daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır.
8. Sizce lipödemli kadınların en çok ihtiyaç duyduğu destek nedir?
Bence en çok ihtiyaç duydukları şey anlaşılmaktır.
Yıllarca “Daha az ye”, “Biraz iradeli ol”, “Spor yap geçer” cümlelerini duyan bir kadın, yalnızca bedeninde değil, benlik algısında da yaralar taşımaya başlar.
Lipödemin görünmeyen kısmı çoğu zaman fiziksel değil, psikolojiktir. İnsan yalnızca kilosunun değil, sürekli yargılanmanın yükünü taşır.
Bu nedenle doğru bilgi kadar empati de tedavinin bir parçasıdır. Bazen bir hastanın iyileşme yolculuğu, kendisini anlayan bir hekimin empatisiyle başlar.
9. Sosyal medyada dolaşan hangi önerilere karşı dikkatli olunmalı?
Sosyal medya bilgi ile umut arasında ince bir köprü kuruyor; ancak bazen bu köprü sağlam temeller üzerine inşa edilmiyor.
“Lipödemi 30 günde tamamen bitiren yöntem”, “Tek bir besinle eritin”, “Bu cihaz tüm sorunu çözüyor” gibi iddialara temkinli yaklaşılmalıdır.
Bilimde mucizeler değil, kanıtlar önemlidir.
Bir tedavi yöntemi değerlendirilirken şu soru sorulmalıdır: Bunun arkasında bilimsel veri var mı, yoksa yalnızca kişisel deneyimler mi var?
Umut değerlidir ama umudun bilgiyle desteklenmesi gerekir.
Bilinçli olursa umut sömürüsüne engel olmuş oluruz.
10. Lipödem tanısı yeni almış ve şu an kendini yalnız hisseden bir kadına neler söylemek istersiniz?
Öncelikle şunu bilmesini isterim: Yıllardır yaşadığınız deneyimlerin bir adı var ve siz bunları hayal etmediniz.
Tanı almak bazen bir son değil, uzun bir belirsizlik döneminin sona ermesidir.
Kendinizi kırılmış bir pusulaya benzetmeyin. Belki yıllarca yanlış haritalarla yol almaya çalıştınız. Şimdi elinizde daha doğru bir harita var.
Lipödem sizin kimliğiniz değildir; yaşam hikâyenizin yalnızca bir bölümüdür. Bedeninizle savaşmak yerine onu anlamayı öğrendiğinizde, yol daha yönetilebilir hale gelir.
Bu yolda yalnız değilsiniz. Dünyanın birçok yerinde aynı soruları soran, aynı duyguları yaşayan ve aynı mücadeleyi veren kadınlar var. Bazen iyileşmenin ilk adımı, yalnız olmadığını fark etmektir.