Savcılık iddianamesi ile MASAK ve TCMB raporlarına göre, Paybull ve Paypay sistemi üzerinden yürütüldüğü öne sürülen para trafiğinde 74 bin 304 şüpheli hesap tespit edildi. Dosyada elde edilen komisyon gelirinin 143,5 milyon liraya ulaştığı belirtilirken, sistemden geçen toplam tutarın milyarlarca lirayı bulabileceği değerlendiriliyor.
Murat Ağırel, Paybull soruşturmasının yalnızca bir şirketle sınırlı olmadığını savundu. İddianame ve denetim raporlarında yer alan bulguların, elektronik para kuruluşları üzerinden işleyen daha geniş bir finansal ağı işaret ettiğini yazdı.
Murat Ağırel'in Cumhuriyet'teki köşe yazısı şöyle:
'Paybull dosyası: Bir şirketin değil, bir sistemin şifresi'
Dışarıdan bakınca adı “finansal teknoloji”.
Reklam dilinde “hızlı transfer”, “kolay ödeme”, “dijital cüzdan”.
Ancak savcılık iddianamesi ve MASAK raporlarına göre o cüzdanın içine yalnızca para değil, yasadışı bahis düzeninin izi de girmiş.
Dosyanın adı: Paybull.
Merkezinde ise Paypay uygulaması var.
İddianameye göre örgüt yapılanmasının kritik isimlerinden biri Sefa Dalkıran. Paybull’un 2022’den itibaren yüzde 100 pay sahibi olarak göründüğü, şirket faaliyetlerinin suç gelirlerinin aklanmasına hizmet ettiği ve yönetim döneminde çok sayıda ihlalin gerçekleştiği değerlendiriliyor.
Bir diğer isim Engin Bora Şahin. İddianamede “gizli organizatör” olarak tanımlanıyor. Resmi bağlantısı görünmeyen ancak şirket çalışanlarınca teşhis edildiği belirtilen Şahin’in, yasadışı bahis gelirlerinin sisteme sokulması, küçük hesaplara bölünmesi ve izinin kaybettirilmesinde etkin rol aldığı öne sürülüyor.
Ahmet Selim Güsar ise Paypay entegrasyonunun ardından genel müdür olarak göreve geliyor. İddianameye göre şirketin yazılım altyapısından sözleşmelerine, uyum süreçlerinden operasyonlarına kadar birçok kritik alanda yetki kullanıyor.
Tabloya uzaktan bakıldığında bir ödeme kuruluşu görülüyor. Biraz yaklaştığınızda dijital cüzdan sistemi çıkıyor. Daha yakından baktığınızda ise iddiaya göre yasadışı bahis gelirlerini dolaşıma sokan karmaşık bir finansal ağ beliriyor.
MASAK ve TCMB raporlarının anlattığı mekanizma dikkat çekici.
Aynı IP adreslerinden çok sayıda hesap açılıyor. KYC süreçlerinin eksik bırakıldığı hesaplar bulunuyor. Normal şartlarda transfer yapamaması gereken başlangıç seviyesindeki kullanıcılar para gönderip alabiliyor.
Bir kişi değil, aynı merkezden yönetilen onlarca hatta yüzlerce hesap devreye giriyor.
Para küçük parçalara ayrılıyor. Bir hesaptan diğerine aktarılıyor. Cüzdandan cüzdana, bankadan cüzdana, cüzdandan bankaya dolaştırılıyor. Her aşamada ise sistem komisyon üretiyor.
MASAK raporlarına göre ortak özellikleri üzerinden izlenen 74 bin 304 şüpheli hesap bulunuyor. Bu hesaplardan elde edilen komisyon geliri 150 milyon lirayı aşıyor. Vergi düşüldüğünde net menfaat tutarı yaklaşık 143.5 milyon lira olarak hesaplanıyor.
Ancak dosyanın en dikkat çekici noktası tam da burada başlıyor. Çünkü 143 milyon lira sistemden geçen para değil. Sistemden geçen paradan elde edilen komisyon. Bir başka ifadeyle soruşturmanın merkezindeki rakam, para nehrinin kendisi değil, o nehirden alınan pay.
Peki arkasındaki hacim ne kadar?
Elektronik para kuruluşlarının gelir modeli işlem hacminden alınan komisyona dayanıyor.
Ortalama komisyon oranı yüzde 5 kabul edilirse sistemden geçen para yaklaşık 2.8 milyar lira.
Yüzde 3 kabul edilirse 4.8 milyar lira.
Yüzde 2’de 7 milyar lirayı, yüzde 1’de ise 14 milyar lirayı aşıyor.
Yani dosya birkaç yüz milyonluk değil, milyarlarca liralık bir para trafiğine işaret ediyor.
Üstelik bu hesap yalnızca tespit edilebilen 74 bin 304 şüpheli hesap üzerinden yapılıyor.
TCMB incelemelerinde aynı IP adresinden dakikalar içinde açılmış onlarca hesap tespit ediliyor. Aynı ağ üzerinden kayıtlı müşteri sayısı arttıkça transfer adedi ve transfer tutarlarının da olağanüstü yükseldiği görülüyor.
Bu tablo sıradan kullanıcı davranışıyla açıklanamıyor.
Çünkü yasadışı bahis organizasyonlarında amaç parayı tek hesapta tutmak değil.
Parçalamak. Katmanlaştırmak. Kaynağını görünmez hale getirmek. Sonra da finansal sistem içine geri sokmak. İddianamede anlatılan mekanizma tam olarak bunu tarif ediyor.
Dosyayı okurken dikkatimi çeken başka bir ayrıntı da vardı.
Daha önce PayCO dosyasında karşıma çıkan isimlerden biri olan Turgut Nezih Sipahioğlu, bu kez Paybull dosyasında yeniden ortaya çıkıyordu.
PayCO soruşturmasında Ozan Bingöl ile yaklaşık 26 milyon liralık para hareketi bulunan Sipahioğlu’nun, bu dosyada da Sefa Dalkıran ile yaklaşık 8.4 milyon liralık para trafiğinde yer aldığı görülüyordu.
Bu transferlerin ticari gerekçesi neydi?
Aynı isimlerin farklı ödeme kuruluşlarında, farklı soruşturmalarda ve farklı para akışlarında tekrar tekrar karşımıza çıkması ne anlama geliyordu?
Daha önemlisi, MASAK ve TCMB yazışmalarında adı geçen bazı ödeme kuruluşları hakkında etkin soruşturma yürütülüyor muydu?
Çünkü raporlarda yalnızca Paybull geçmiyor.
Sipay, PayCO, Papel, Vepara ve başka ödeme kuruluşlarının isimleri de çeşitli inceleme ve soruşturma belgelerinde yer alıyor.
Benzer adresler. Benzer hizmet sağlayıcıları. Benzer teknolojik altyapılar. Benzer iş modelleri.
Ve bazı dosyalarda tekrar eden aynı isimler.
Bu nedenle Paybull iddianamesi yalnızca bir şirketin hikâyesi olarak okunamaz.
Bu dosya, Türkiye’de dijital finans sisteminin denetim kapasitesini, elektronik para kuruluşlarının risk yönetimini ve yasadışı bahis gelirlerinin finansal sistem içindeki hareketlerini sorgulayan daha büyük bir tablonun parçası olarak görülmeli.
Savcılığın önündeki temel sorular hâlâ cevap bekliyor:
74 bin hesabın arkasında kim vardı? Bu hesapları kim yönetti? Paranın gerçek sahipleri kimlerdi? Milyarlarca liralık trafik sonunda kim zenginleşti?
Ve belki de en önemlisi:
Bu karapara otoyolu nasıl kuruldu? Kim bariyerleri kaldırdı? Kim geçti? Kim komisyon aldı? Kim göz yumdu? Cevaplar iddianamede, MASAK raporlarında ve banka hareketlerinde saklı.
Asıl mesele ise şu:
Bu dosyada gerçekten sonuna kadar gidilecek mi?