CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi.
Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in tapularıyla ilgili yeni belgelere işaret etti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın tapuları bildirdiğini söyledi.
Özgür Özel'in konuşması şu şekilde:
"Perşembe günü, Perşembe günü SAHA 2024 Savunma Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nı ziyaret ettik. Orada yerli teknolojilerimizi inceledik. Firmalarımızı ve kurumlarımızı ziyaret ettik. ASELSAN'dan HAVELSAN'a, TUSAŞ'ımızdan TÜBİTAK'ımıza kadar tüm kurumlarımızı ve bu ekosisteme katkı sağlayan, çok önemli görevler yapan şirketleri, pırıl pırıl mühendisleri, gözleri pırıl pırıl gencecik insanları gördük. Çok önemli saatler geçirdik orada. Ve elbette, savunma sanayini bir partiye, bir döneme mal edenlere karşı, rağmen; 1973'te kurulan TUSAŞ'ı, Cumhuriyetin ilk yıllarında gökleri işaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten başlayarak TUSAŞ'taki büyük atılımla birlikte bugünlere kadar nasıl geldiğimizi konuştuk. Kimin emeği varsa, katkısı varsa ayırmadan, sakınmadan hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
"ERGENEKON'DA YANIMIZDAYDINIZ"
Orada da kimseyi ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şöyle karşılaşmalar oldu 2-3 stantta bir: 'Beni tanıdın mı?', 'Tanıyor gibiyim', 'Ben Balyoz'dan içeride yattım, siz ziyaretimize gelmiştiniz.' 'Beni tanıdın mı?', 'Tanıyor gibiyim', 'İzmir Askeri Casusluk... Siz olmasaydınız ortaya çıkmazdı. Bizi o iftiradan Meclis'te siz anlattınız, Veli Ağbaba anlattı, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri anlattı. Ergenekon'da siz yanımızdaydınız...'
"GÜN OLDU O CELLATLAR ERDOĞAN'IN KARŞISINA ÇIKIPD ARBEYE KALKIŞTILAR"
O dönemler, pırıl pırıl, pırıl pırıl, Türkiye için çalışan cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi subayları birileri, özellikle bir başsavcının, Zekeriya Öz'ün patronajında, arkasında 'Ben varım' diyen Tayyip Erdoğan'ın haberi, bilgisi dahilinde, övüne övüne 'Bağırsakları temizliyoruz, darbecileri temizliyoruz' diye... O gün biz bu taraftaydık, doğrusunu söylüyorduk. Sayın Erdoğan öbür taraftaydı ve cellatları savunuyordu. Biz cellatların elinden, Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışılanları savunduk ve kurtardık.
"AKIN GÜRLEK'İN ÇETESİNE KARŞI DİMDİK AYNI YERDE DURUYORUZ"
Gün oldu o cellatlar Erdoğan'ın karşısına çıkıp darbeye kalkıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Yapılan zulümleri gördük ama sandığa sahip çıktık. Bugün yeni cellatlar, yine Erdoğan arkasında, yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanlar... O gün, o gün nasıl o günkü Genelkurmay Başkanı'na da, Ali Tatar'a da, Askeri Casusluk'taki pırıl pırıl subaylara da sahip çıkarken ne kadar eminsek, aynı inançla, aynı kararlılıkla, o gün FETÖ'nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak bugün 19 Mart darbesi ve Akın Gürlek'in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde, aynı tarafta duruyoruz! Biz, biz o gün doğruları savunurken 'Ateş olmayan yerden duman çıkmaz' diye bağıranlar, sonra önlerine baktılar, gözlerini kaçırdılar bizden o kürsülerde. Biz 'Bir gün gelecek ve haklılığımız ortaya çıkacak' demiştik.
"O GÜN İKTİDAR KÜRSÜSÜNDE OLACAĞIZ"
Bugün bir daha söylüyorum; bu kürsüden değil, çünkü o gün bu kürsüde olmayacağız. Muhalefet kürsüsünden değil ama iktidar kürsüsünden... Bir kez daha sizlerin ve milletimizin karşısına çıkıp, 'Biz yine doğru tarafta durduk, dürüst insanları savunduk, suçsuzları savunduk, iftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse baş verdik ama eğilmedik' diyeceğimiz güne kadar buradan tarihin önüne şerh düşüyorum. Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım. Ve, ve, ve... Yine iyi insanlar, iyi insanlar... Cezaevinde evladından ayrılmış Tayfun Kahraman'ı, tarihin en büyük iftirasına kurban gitmiş Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edersin, ta Balyoz'dakiler gibi, o dönemde kendi dertlerine yanmayıp bizimkiler 'İnfaz koruma memurlarının sorunlarını söyleyin' der. İçeride yatmışlar, çıkmışlar...
ASKERİ HASTANELER İÇİN ÇAĞRI
Fuarda gezdik. En çok şu mesajı verdiler: 'Özgür Bey siz söyleyince etkili oluyor. Aman söyleyin, aman tekrar edin; askeri sağlık sistemini lağvettiler, askeri hastaneleri kaldırdılar. Asker vuruluyor, harp cerrahisi bilen kimse yok. Boşu boşuna uzuvlar kaybediliyor, evlatlar kaybediliyor. Yarın bir savaş olur bedelini ağır öderiz. Aman ha askeri hastaneleri açsınlar, askeri sağlık sistemini kursunlar.' Ne diyeyim, öylesi iyi insanlar ki, içlerinde kin değil yine bu ülke için sorumluluk biriktirmişler. Hepsine selam olsun, önlerinde saygıyla eğiliyorum.
Cumartesi, Rize tarihinin en büyük mitinglerinden birini gerçekleştirdik. Ve adalet ve demokrasi için 108. eylemde Rize'de bulunduk. Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı Recep Tayyip Erdoğan'ın memleketinde, Rize'de, yıllardır o boyutta dolduramadığı meydanı dolduran kendi hemşehrileri verdi. Teşekkür ediyorum Rizelilere, Karadeniz'in yiğit insanlarına.
Ve şunu söyleyeyim; bugünkü bu karşılamanız, her hafta sonu bir başka şehirde, eski deyimiyle AK Parti'nin ama yeni haliyle milletin kalelerinde, meydan meydan demokrasi büyütenlere, dosta güven, olmayana kaygı verenlere ve Atatürk'ten emanet Cumhuriyetin en önemli kazanımı; sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun. Şimdi ben ne yaptığımı anlattım bir haftada. Siz ne yaptınız Cumhuriyet Halk Partisi grubu? Gittiniz, gördünüz, gezdiniz. Ne gördünüz? Bir bakalım ne görmüşsünüz. Biraz da siz anlatın, siz anlatmayın... Sizi ağırlayanlar ne anlattı, bir onlar anlatsın bakalım. Helal olsun canım grubuma." (CHP'nin saha çalışmalarına ilişkin videoyu izletti) Onların sesini Türkiye'ye duyurmak ve onların derdini bildiğimiz gibi çözümlerini söylemek ve onlar için iktidara yürümek, iktidar olup bu haksızlıkları sona erdirmek boynumuzun borcudur. Görev bizdedir, sorumluluğumuzun farkındayız.
ENFLASYON TEPKİSİ
Bugün Kurban Bayramı öncesi son toplantı demiştim. Artık ne yazık ki vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Hatta "Bayram gelmiş neyime?" sözü bayramla ilgili umut söyleyen cümlelerin yerine geçmiş durumda. Yıllık enflasyon yüzde 32.4'e yükseldi. Dört ay önce 30'un biraz altındayken yıl sonunda 16'ya düşecek demişlerdi. 30'dan 16'ya doğru düşeceğini iddia ettikleri enflasyonu 4 ayın sonunda yıllık 32.4'e getirdiler. Son dört aydaki enflasyon yüzde 14.6. Geçen sene bir miktar enflasyonda bu seneyle kıyaslandığında daha fazla düşüş olduğu için bir yıllık enflasyona yüzde 2,5 olarak yansıdı. Ancak bu sene her ay üst üste binen enflasyonlar büyük bir tehlikeye dikkat çekiyor. Yüzde 14.6'yla, 1 yılda hedeflenen yüzde 16'lık enflasyonu 4 ayda tüketmiş, 4 ayda oraya ulaşmış noktadayız. Bundan sonra enflasyondaki her artış kartopu gibi büyüyerek fiyatları daha yüksek, maaşları daha yetersiz bir hale getirecek. Bir aylık enflasyonumuz, Nisan ayı enflasyonumuz yüzde 4.2 olarak gerçekleşti. Yani dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Hani diyorlar ya "Enflasyon bütün dünyada sorun". Dünyadaki 100 ülke bir yılda bizim 1 ayda yaşadığımız enflasyondan azını yaşıyor. O yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir sorun yok.
Kaldı ki, işsizlikte Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede, 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Ve bu enflasyon 4 ay önce verilen emekli aylığından 20 bin liradan 3 bin lirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücretten 4 bin lirayı aldı götürdü bile. Ve iğneden ipliğe her şeye zam geliyor, gelmeye de devam ediyor. En önemli sorunlardan bir tanesi de, birazdan çiftçiler bizden bahsederken bahsedeceğim, gıda enflasyonu. Dünyanın 17 katı bir gıda enflasyonuyla boğuşmak durumundayız.
"GENÇLERİN ARTIK EV ALABİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL"
Eğer bu ülkede... Bunu Rize'de söyledim, gençler hem beğendiler, hem hak verdiler hem de çok tekrar ettiler. Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin mesleği ne olursa olsun, çok istisnai durumlar ya da yurtdışına gidenler hariç, mesleği ne olursa olsun, öğretmen olsun, memur olsun, asgari ücretli olsun, uzman çavuş olsun, özel sektörde çalışan biri olsun, mavi yakalı beyaz yakalı olsun, çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri babaları ikisi de çalışıyorsa 5 yılda arabayı alıyorlardı, 10 yılda bir ev bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan, hiç olamayan emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu, başını sokuyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki, öyle bir dönemdeyiz ki, anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki hepimizin, bu salondaki herkesin evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı, annelerden daha güzel ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği kendi geleceğinden daha karanlık.
İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil öz vatanlarında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve yüzyıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisi.
AKPDENCOM'UN KAPATILMASINA TEPKİ
Bu kara düzende, bu kara düzende en büyük haksızlıklardan biri vergi sistemi. Geçen hafta tanıtmıştım, bayağı da alkış almıştı, ilgi vardı. akpden.com. Bizim akpden.com'da geçen hafta biliyorsunuz 1.2 milyon liralık bir araç, her şeyiyle yurt dışında üretilmiş, bir sürü masrafı maliyeti var, firmanın acayip karı var, üretildiği ülkenin o işten aldığı vergi var, Türkiye'ye satılıyor ve 1 milyon 200 bin liralık bir araç, maliyet Türkiye'ye geliş 1.200, ama vatandaşın almasına giderken 2 milyon 750 bin lira oluyor. Araç 1,5, vergisi 1 milyon 550 bin lira. Her çeşit vergisi; KDV'si, ÖTV'si, bandrolü. Bu sefer gençler bu renk, hem AK Parti'nin rengi hem o meşhur telefonun lansman rengi. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye'ye geliyor. Bu telefon dünyanın en büyük teknoloji firması tarafından, dünyanın altı kıtasında çalışan on binlerce çalışanının katkılarıyla, emekleriyle, yüksek teknolojiyle, içinde kullanılan değerli metallerle onla bunla ve şirketin ilan ettiğine göre yaklaşık 15 bin lira da kârıyla bu fiyata geliyor, 65 bin lira. Ve sepete eklemeye kalkıyor bizim gençlerimiz. Sepete ekle deyince akpden.com'da, "Dur bakalım" diyor, "Durun bakalım" diyorlar. "Öyle hemen sepete ekleyemezsiniz. Bu telefonu kullanacaksın, bunda Kültür Bakanlığı'nın payı var yüzde 1, 654 lira ona." "Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var, 7 bin 900 lira." "Ne alaka?" deme, belki açacaksın oradan TRT'yi izleyeceksin. O yüzden TRT bandrol ücretini vereceksin, ondan sonra telefonuna ereceksin. "Yüzde 20 KDV, 22 bin 194 lira." "Bunların hepsine birden yüzde 50 ÖTV daha, 36 bin 990 lira."
ÖZEL'DEN YENİ SLOGAN
Vergiler toplamı 67 bin 764 lira. Telefon 65 bin lira, vergisi 67 bin lira. Ya var ya, var ya dünya devi o şirketin, hepinizin bildiği o elma yarım elmalı şirketin her şeyi yapıp karını da edip "Yüksek teknoloji" dediği yerde 65 bin liraya gelen telefona bizimkiler oturdukları yerden 67 bin lira vergi koyuyorlar. Bizim genç arkadaşım bu telefonu almaya kalksa 133 bin 164 lira ödüyor. akpden.com. Telefon 65 bin lira, akpden aldığında 133 bin lira. Gönder akp'yi, alırsın bu fiyata! Aha!
İNADINA YENİ AÇILACAK
Tabii siteye, akıl almaz bir şey, Allah onlardan razı olsun. Bu siteye erişim engeli getirdiler. Birazdan hangi sitelere erişim engeli getirmediklerini söyleyeceğim. Bu siteye erişim engeli geldi saatler içinde, bir gün içinde. Ha, halen daha girilebilen bilgisayarlar var çünkü birçok başka başka numaraları varmış bu işin. Girebilenler var, giren için akpden.com, giremeyen için akpden-akp2den.com. Öyle değil mi? akp2den.com. Onu kaparlarsa inadına 3den.com, 4den.com! Hadi engelleyin göreyim!
"YAZIKLAR OLSUN SİZİN MİLLİYETÇİLİĞİNİZE"
Ama bu siteye erişim engeli geldi. Şimdi girseniz, on kişiden dokuzu giremiyor. Yarın onuncu da giremez. Erişim engelinin gerekçesi, "Milli Güvenliğe tehdit," ulusal çıkarları ve milli güvenliği tehdit. Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar? Erişim engelini burada savunuyorlar, diyorsun ki partizanlık yaparsınız, AK Parti'nin işine gelmeyen siteyi kaparsınız, işine gelen sitede ne haysiyetsizlik olsa ellemezsiniz. Yok diyorlar bak, gerekçe yazalım. Milli güvenlik, milli menfaatler ve milli güvenliğin tehdit altında olduğu durumlarda biz bu kadar hızlı davranacağız diyor. O yüzden ancak o gerekçeyle kapatabiliyor. Cep telefonundaki vergiye isyanı, milli güvenliğe tehdit görüyorlar. Yazıklar olsun sizin gibi milliyetçiliğine de, olmaz olsun sizin getireceğiniz güvenlik de. Bir devlet, bir partinin bu kadar organı haline getirilirse, daha biz buna ne söyleyelim? Ayrıca biraz önce söyledim, bugün Türkiye'de bizi izleyen dinleyen beyaz yakalı, mavi yakalı mühendisler, teknisyenler var. 60 bin, 70 bin, 80 bin lira maaş. Bir asgari ücretliye baktığınızda çok büyük maaş gibi görülüyor. Ama bu kişilerin dünyada emsallerinin, bu kişilerin dünyadaki mevkidaşlarının, meslektaşlarının aldığı maaşa bakınca dörtte bir maaşlara çalışıyorlar ve üç katı fazla çalışıyorlar. Üç katı da pahalı bir ülkede yaşıyorlar. 60 bin lira ücret alan bir işçiden 138 bin lira yıllık vergi kesiliyor. İki maaş oraya gidiyor. 70 bin lira maaş alan bir teknisyenden 180 bin lira, iki buçuk maaş yılda vergi kesiliyor. 80 bin lira maaş alan bir mühendisin 235 bin lirası, üç maaşı yılda üç maaşı vergiye gidiyor.
"VATANDAŞLIK ALAN BARONLAR ZEHİR SAÇIYOR"
Ama AK Parti ne yapıyor? AK Parti yeni bir vergi barışı getiriyor. Yeni bir varlık barışı getiriyor. Nedir? Dışarıda paran varsa nasıl kazandın sormadan, uyuşturucu mu, insan kaçakçılığı mı, silah kaçakçılığı mı, tehdit mi? Nasıl kazandıysan kazan, yüzde beşinden biraz azını verirsen bize, parayı getirirsin Türkiye'de istediğini yaparsın. Geçen hafta söyledim, uyuşturucu baronu yakalamışlar, "Varlık barışından yararlandım geldim," diyor. Öbür uyuşturucu baronu, "Önce daire aldım, çünkü varlık barışı Türk vatandaşlarına aitmiş," diyor. Türkçe bilmiyor. "250 bin dolara daire aldım, vatandaşlık verdiler. Yararlandım parayı buraya getirdim," diyor. Sonra, o baron, torbacıları, torbacıların üstündeki dağıtıcıları, o paralarla finanse ediyor. Evlatlar zehirleniyor. Öbürünün kurduğu motosikletli suç çetesi, on dört on beş yaşındaki yoksul çocuğu Tik-Tok'tan, oradan buradan yakalayıp annesine babasına bakmayı taahhüt edip, kendine içeride bakmayı taahhüt edip, ona bir kimlik, bir silah verip, örneğin Adana'nın iş adamlarını sıradan tehdit ettiriyor, sonra birer kurşun ettiriyor, parayı ödemeyeni infaz ettiriyor. Sonra on dört yaşında o çocuk diyor ki, "Benim yaşıtlarım babasının eline bakarken, bana abiler, yani çete, içeride bana, dışarıda babama bakıyorlar," diyor. İşte, AK Parti'nin Türkiye'ye dayattığı kara düzen budur! O dışarıdan hesapsız gelen uyuşturucu parasının ya da çetelerin paralarının nereleri finanse ettiği buradadır. O Ahmet Minguzzi'yi bıçaklayıp da içeride anasına diklenenlerin, anasını babasını tehdit edenlerin aldığı cesaret kirli paradandır. AK Parti'nin onların önüne açtığı kara düzendedir. AK Parti'nin kara düzeni yıkılmadan, hiçbir sorun çözülmez!
"AK PARTİ GELDİĞİNDE KOÇ 150 LİRA ASGARİ ÜCRET 187 LİRAYDI"
Gelelim kurban bayramına... AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 257 liraydı. En düşük emekli maaşı ve iyi bir koç 150 liraydı, iyi bir koç. Böyle tuttun mu ele gelecek koç 150 lirayı alıyordun, emekli maaşı bir buçuk koç alıyordu. Bugün aynı iyi koç 45 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Bir buçuk koç alan emekli, yarım koç alamayan, iki emekli birleşse bir kurbanlık alamayan duruma geldiler. AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret emekli maaşından düşüktü ve 187 liraydı. İyi bir koç 150 liraydı. Bir asgari ücret bir kurbanlığın fazlasını alıyordu. Bugün asgari ücretli kurban almaya gittiğinde elinde 28 bin lira var, kurbanlık 45 bin lira. Ve, gelelim emekli ikramiyesine. Niye? Çünkü şöyle, 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi her emekliye bir maaş ikramiye demişti. AK Parti, "Veremezsiniz," dedi. MHP ve o günkü BDP, bugünkü DEM, "Biz de vereceğiz," dedi. 7 Haziran'da emekliler AK Parti'yi iktidardan ettiler. 1 Kasım'a giderken, o kaotik süreçte "Biz de vereceğiz," dediler. 2015'te verilen söz, seçim yok ya 15'te unutuldu, 16, 17 unutuldu, 2018'in seçimden önceki Kurban Bayramı'nda ilk kez tutuldu. Ve biz itiraz ettik, "Bir maaş verin," dedik. Bir maaş vermediler ama 1000 lira verdiler, 1000 lira. O zaman maaşın yüzde 66'sı. Ama, bugün işte o gün, hani dedim ya o iyi bir koç, iyi koç burada aslanım benim, emekli ikramiyesi 1000 liraydı ve bir koç alıyordu. O gün 1000 lira olan emekli ikramiyesini, geçen hafta duydunuz, bakan, "Bu bayramda da artış yok," dedi, ramazanda da vermedikleri gibi. 4000 lira olarak verecekler. 2018'de 1000 liraydı, şimdi 4000 lira ve artmayacak dediler. 2018'de bir koç alan 1000 lira, 2026'da... bir but alıyor. Emekliler alabilirse bir but alıyor. Bu emekli ikramiyesinde... sadece sekiz yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin sayesinde, AK Parti'nin zorla verdiği bir koç parası verdiği ikramiye, 1000 liraydı ikisi de, şimdi koç 45 bin lira, ikramiye 4000 lira.
Buradaki hesap, en basit hesap... 21 kat artarken kesim bedeli, yani koçu gidip de buradan almazsan, Diyanet İşleri'nin sitesine girersen onlar da kesim bedeli kabul ediyorlar ve kurbanı onlara bırakıyorsun. 2018'de Diyanet İşleri'ndeki kurban kesim bedeli 850 lira. İkramiye 1000 lira. Bakın, gidip koçu alıyor ya, Diyanet İşleri'nde de 850 liraya kesiyorlar sana. Bu sene Diyanet İşleri kesim bedeline 18 bin lira demiş. 21 kat artırmış. O Diyanet İşleri Başkanı'nı atayan bu hükümet, ikramiyeyi sadece 4 kat artırmış. 8 yılda 21 kat artan Diyanet İşleri'nin hesabı, 4 kat artan emeklinin ikramiye hesabı... Bu duruma getirdiler.
"SON 5 YILDA ENFLASYON YÜZDE 652, ET FİYATLARI 1124 ARTTI"
Kırmızı ette elbette bir krizin içindeyiz. Son 5 yılda enflasyon %653 artarken et fiyatları %1124 artmış. Burada ne geliyor akla? Akla hemen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin protein destekleri, mandıraları, halk etleri ve orada eti %30-40 ucuza sattığı yerler geliyor. Ama yetişebilir mi, yetişemez. Bir kilo veriyor, ayda bilemedin iki kilo veriyor. Kimseye yetişemez. Bitti mi bitiyor. Onun için ne var devlette? Et ve Süt Kurumu var, güya ucuza satacak. Ama biliyorsunuz et ithalatıyla uğraşan başında genel müdürleri var. Ve 2024 yılı verileri açıklandı. 14.3 milyar lira kar elde etmiş Et ve Süt Kurumu. Biraz ucuz etin, sütün peşine koşan vatandaştan 14 milyar lira kar elde ederek kurumlar vergisinde 15. olmuşlar. Türkiye'nin en çok vergi veren 15. şirketi haline gelmişler, "Millet ucuz et alacağız" diye. Senin işin kar etmek değil, senin işin et ithal edip bilmem ne yapmak değil. Senin işin Türkiye'de ucuza et ürettirmek, ucuza kesmek, ucuza ulaştırmak. Türkiye'nin 15. para kazanan kurumu haline gelenler, bugün görevlerini yapmayanlardır, bugün iktidarın liyakatsiz atamaları sonucunda o kurumun başında olanlardır.
14 Mayıs, biraz önce söyledim, Çiftçiler Günü. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Ama gıda enflasyonunda Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Dünyada beşinci... Bizden kötü 4 ülkenin biri işgal altında, biri Amerikan bombardımanında, bir tanesi yıllardır iç savaşla uğraşıyor, bir tanesi de Arjantin. Arjantin, Güney Sudan, İran dışında gıda enflasyonu bizden yüksek olan ülke yok. Son 20 yılda 23 milyon dönüm tarım arazisini kaybetmiş durumdayız. Tam Trakya kadar. Trakya'yı kaybettik tarımda biz. Trakya kadar tarım arazisini kaybettik. Ortalama çiftçi yaşı 58. AK Parti geldiğinde 37'lerdeydi. Yani gençler topraktan koptular. Üç gençten ikisi "Asgari ücretli bir iş bulursam seneye tarlada çalışmam" diyor. Bu hale geldik. Tehdidin boyutu burada. Ve öyle bir nokta ki, ortalama çiftçi geliri de 19 bin lira, en düşük emekli maaşından da düşük. 19 bin lira bir çiftçinin ortalama geliri. O yüzden 28 bin liraya sanayide çalışmaya razı, toprakta, işte Manisa'da, Adana'da pamuk eken, Trabzon'da çay bahçesinde çalışan, Gaziantep'te fıstıktan ekmeğini çıkarmaya çalışan, Antalya'da güneyde narenciyeyle uğraşanlar bir asgari ücretle koşa koşa tarladan kaçacaklar. Bir beka sorunundan bahsediliyorsa tam da burada var.
Diğer taraftan, süt-yem meselesi bütün süt hayvanlarını kesime götürecek seviyelere gitti. Büyük kayıplar yaşadık. Ve öyle bir noktaya geldik ki, artık çiftçi bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemediği için ekmeyi, dikmeyi, hayvancılığı bırakıp kendini bir büyükşehirde bulabildiği ilk işe atmaya çalışıyor. Oysa bu olursa, hem hepimiz gıda sorununu daha da derinden yaşayacağız, hem fiyatlar artacak ve bu işleri asla normale döndüremeyeceğiz. Yılın ilk 3 ayında bu iktidar faize 876 milyar lira ödedi, çiftçisine 60 milyar lira destekleme verdi. Çiftçiye 60 milyar veriyor, faize 876 milyar lira veriyor. İşte AK Parti'nin kara düzeninin, ve AK Parti'nin Türkiye gemisini karaya oturtmasının, ve daha da bu kafayla yüzdüremeyecek olmasının en temel sebeplerinden bir tanesi bu. Kendi çıkardıkları kanun, "Yüzde bir destekleme" der gayrisafi milli hasıladan, bunlar bütçeye binde iki koyuyorlar, beşte birini koyuyorlar. Vermeyi bırak, niyetine bile girmiyorlar, parayı bütçeye koymuyorlar. Kendi kanunlarına aykırı bütçe yapıyorlar.
Biz elbette öncelikle bu yüzde biri hemen sağlamayı, ayrıca çiftçi mazotunun ÖTV'siz, KDV'siz hale kanunla derhal getirmeyi, çiftçi borçlarının faizlerini silmeyi, anaparayı yapılandırmayı, planlı bir tarıma geçmeyi, çiftçinin ne ekeceğini, ne dikeceğini, kaça satacağını bildiği bir düzeni kurmayı, elektrik ücretlerini aylık değil, hasattan hasata, eskiden olduğu gibi AKP öncesi olduğu gibi tahsilatını mümkün kılmayı ve çiftçinin üretimine ve hayvancının süt üretimine alım garantisi vermeyi partimizin programına koyduk, şimdiden taahhüt ediyoruz. AK Parti parayı İngiltere'den bul getir, "25 yıllık gelirini sana bırakacağım, her geçen arabanın parasını alacaksın, geçmeyenininkini benden alacaksın" diyen bir düzen kurdu. Otoyollara geçiş garantisi, köprülere geçiş garantisi, havaalanına uçuş garantisi, şehir hastanesine hasta garantisi veriyor yandaşı beşli çeteye, bilemedin sekiz on tane zengine, kendi zengin ettiklerine. Onlara hiçbir garantimiz yok. Garantim odur ki, bizim garantimiz süt üreticisine, bizim garantimiz Türkiye'nin bütün çiftçilerinedir!
Değerli arkadaşlar, bizim bu yeni siyasi hikayemiz... Yani partinin genel başkanının şahsında, partinin kurumsal kimliğine, enerjisine, direncine, iktidar yürüyüşüne yaptığınız o bitmeyen alkışlar var ya, o bizden güç alan, bize güç veren enerjiniz var ya... O Rize Meydanı'na sığmayan taşanlar, Rize'den "Artık iktidar değişsin" isyanını yükseltenler var ya... İşte bu, yeni bir hikaye. Ve bu iktidarın, değişim umuduyla kendine enerji buluyor. 2023'teki büyük üzüntüden sonra büyük silkinmiş, değişim, onun yarattığı enerji ve beş ay sonra, dört ay sonra gittiğimiz yerel seçimlerde elde edilen büyük zafer... Ege'nin bir tane ilini bile AK Parti'ye bırakmadan kazanan bir zafer. Türkiye'de nüfusun yüzde 65'ini kazanan... Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi partiye AK Parti dahil nasip olmamış bir zafer. Nüfusun yüzde 65'i, ekonominin yüzde 85'ine Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hizmet etme imkanı. Ve 47 yıl sonra gelen birincilik... Ve buradan iktidara doğru çıkılan yürüyüş...
1. yıldönümü geldiğinde, daha gelmeden bütün ölçümlerde yüzde 45'le seçilen ortalama belediye başkanlarının yüzde 58-59'luk beğenileri... Kimi illerde; Ankara'da, Mersin'de, Denizli'de, Manisa'da yüzde 70'e varan vatandaş memnuniyetleri... İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder diyenin, İstanbul'u kazananın Türkiye'yi kazanacağını görmesi ve bu noktada başlayan, Cumhuriyet'in bir sonraki hükümetine mevcut hükümetince, Cumhuriyet'in bir sonraki Cumhurbaşkanı'na mevcut Cumhurbaşkanı'nca girişilen darbe girişimi... Bir yıldan fazladır her gün saldırı altındayız, her gün. Sonrasında saldırılar adayımızdan, başkanlarımızdan, bürokratlarımızdan yani Türkiye'yi yönetecek kadrolardan partimizin kurumsal kimliğine döndü. Ve partimize kapatma davası açacak hadsizliğe kadar... İBB davasının iddianamesiyle bir CHP'ye kapatma davası yollama, ya da üstüne yapılan üç kurultaya, sıfırdan yapılan bir kurultaya rağmen açılan bir butlan davasına mahkemenin kaale almamasına rağmen istinafta diri tutulmaya çalışılan bir tehditle birlikte partiye yöneltilen bir büyük taarruzla karşı karşıyayız.
Bunlar daha önce yaşanmamış şeyler. Ama öyle bir noktada ki, yaşananlar niçin bunlar yaşanıyor, nasıl yaşanıyor, neler planlanmıştı, neler planlanmıştı da buralara gelinmişti... O açıdan birazdan başka yerlerde başka şeyler söyleyeceğim. Ama bugün ortaya öyle bir şey çıktı ki...
"KİŞİ KENDİNDEN BİLİR İŞİ"
Ankara'ya yeniden yollanan, Ankara'dan yeniden yollanan, hakimken bütün siyasi kararları veren ve hepsi Anayasa Mahkemesi'nde birçoğu oybirliğiyle bozulan birisinin İstanbul'a gittiğindeki planı... Kişi kendinden bilir işi, ona demişler ki, "Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar, hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar, reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar." Nereden bildin? Bilirim ben o işi. Kişi kendinden bilir işi. O yüzden "Para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar." Nereden bildin sen bu işi? Kişi kendinden bilir işi! Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar.
Ama ilk başladıklarında, "560 milyar lira yolsuzluk" diye anlattıklarında, en büyük kısmı hafriyat ve bu işi yaptıkları yer Cebeci Hafriyat dediler. Allah Allah! İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki, "Oranın bizle ne ilgisi varmış? Bizle ne ilgisi var?" diyor. Orası Enerji Bakanlığı'nın yeri. Döküm muvaffakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi, onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor, Bağcılar herhalde, Sultangazi... Ayrıca bir protokol var, bizim büyükşehir olarak hakkımız var, dökülen hafriyattan bir şey alacağız. Yüzde 10 bize, Enerji Bakanlığı... Yüzde 20 bize olacakken yüzde 10'u valiliğe vermiş. Yüzde 10 da Cebeci Hafriyat'tan valilik alıyor. "Ben anlamadım neler oluyor," diyordu. "Hele bir iddianame çıksın, hele bir çıksın.
İddianame çıktı. Durdu, durdu bugüne geldi. Bugün bu arada bu Cebeci Hafriyat'ın ortağı, daha doğrusu Cebeci hafriyat alanına döküm yapan kişi, Murat Gülibrahimoğlu AK Parti'nin önceki il başkanının, seçim günü il başkanı olan kişinin ortağı. Yani buz gibi, buz gibi AK Partili, buz gibi AK Partili bir arkadaş.
GÜLİBRAHİMOĞLU: AK PARTİLİYİM
Demişler ki buna, bir plan kurmuşlar; bu işten bir iftira atacaksın ve etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz, vermeyiz ama sen Ekrem'e bir yalan uyduracaksın, biz buraya kaçak döküm yapıyorduk. Rakam şöyle çıkıyor, iddia etmeye çalıştıkları vaktiyle şimdi yapamadıkları... Günde 5 bin fazladan kamyon, İstanbul'dan Kocaeli'ne kadar falan uydudan görünür.
Adam bu sırada yurtdışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor. Diyor ki, "Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti İl Başkanı. Benim her sahip çıktığım şey AK Partili. Ben AK Partiliyim." Ne yaptıysam Ekrem'e değil, AK Parti'ye yaptım, diyor. Bugün, bugün bu kıymetli Murat Gül İbrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat ve Sanayi Ticaret A.Ş.'nin sahibi, cezaevine sokulamadığı, canıyla malıyla evladıyla tehdit edilemediği, yurtdışında olduğu için itirafçı yapılamamış ama kendisi şirketindeki birisini alıp itirafçı yapmaya çalışmışlar ama bakın bugün ne çıktı ortaya. Bakın bugün ne çıktı ortaya. Ekrem İmamoğlu sayın Torun E.'ye soruyor, o şirkette çalışan bir muhasebeciye, şirketin dökümleri çıkmış güya oradan bize atılacakken Ekrem Başkan yakalamış soruyor, diyor ki: "Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görüyorum." Var ya BİM işte Şok o bu A101 üç harfliler.
"HEPSİNİ AK PARTİ'YE VERDİK"
Savcı bizim arkadaşlarımızı market kartı dağıtıyoruz diye ağır suçluyor, tutuklu tutuyor, birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor. "Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?" Çünkü bizi suçluyorlar ya rüşvet olarak aldınız diye. Yener Toruner: "Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere ve AK Parti teşkilatına verdik." Soru: "AK Parti teşkilatı derken tam kurum söyleyebilir misiniz?" Cevap: "AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'na teslim ettik." Soru: "CHP'ye verdiniz mi?" Ekrem Başkan soruyor. Cevap: "CHP'li herhalde gönlümden geçmedi değil ama keşke verseydik, hepsini AK Parti'ye verdik." Bitti sanmayın, bitti sanmayın. Ayrıca elimde bir şey var, ne zaman gitmişti Akın Gürlek, Ekim 2024.
MURAT KURUM'A ÇAĞRI
İşte o yüzden, işte o yüzden... Ben Murat Kurum'a soruyorum ya, Akın Gürlek'in 16 tane tapusu var. Aha da burada ID numaraları var. 4'ü aktif diye, yani üstünde, 4'ü... 12'sini elden çıkarmış, aktifini açıp gösteriyor. Oysa ki Murat Kurum, bu ID'leri girince hangi tarihler arasında Akın Gürlek'te olduğu belli. Ama susuyor ya, söyleyemiyor ya. Çünkü kampanyaya paranın nereden yattığını Akın Bey biliyor. Ekrana gelince "Geç onu, biz onu biliyoruz," diyor. AK Parti olunca dokunmuyorlar. Eğer bir sesli araçtan, ilçeye verilmiş, rüşvet çıkaranlar, buradan... Buradan tarihin en büyük rüşvetini, en büyük zimmetini örtbas etmeye çalışıyorlarsa, daha çok, çok iki yıl edersiniz. İki yıl sonra bu millet çatır çatır soracak bunların hesabını. Çatır çatır! Ayrıca buradan söyleyeyim, daha önce söyledim, bir de buradan söyleyeyim: Bu tapuların, bu ID'deki tapuların 16'sını da Murat Kurum bildirmiş zaten. Nereye biliyor musunuz? Yanlışlıkla... Maliye Bakanlığı'nın bir genelgesi var. Gelir, vergi kaçakçılığını önleme, kamu kurumlarının vergilerini arttırmak için... Orada diyor ki, birisi tapuda işlem yapar, belediyeye gidip başvurmaz, belediye de ondan vergisini alamaz. Sonra da satar, bilmem ne yapar. O yüzden siz, mutad aralıklarla (üç ay, altı ay), tapudaki değişiklikleri resmi yazıyla ilgili belediyelere bildirin. Çevre Şehircilik Bakanlığı genelgeye uygun şekilde Sayın Akın Gürlek'in 16 tapusunu da Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki belediyelere bildirmiş zaten. Aha buradan söylüyorum: Murat Kurum, çık ve bu tapular hiçbir zaman Akın Gürlek'in üzerinde olmadı de. Ben de sana şunu söylüyorum: Üzerinde oldu. 19 yıllık hakim savcı (ki başka şeyden gelir elde etmesi yasak), 190 yıl maaş alsa biriktirse alamayacaklarını ve fazlasını... Senfoni'den 98 milyon duruyor, yalanlamadılar. Öbür taraftan Emlak Konut yalanlamadı, duruyor. Onlar da tapusu alınmak üzere, sözleşmesi yapılmışlar. Cumhuriyet tarihinin değil, Anadolu'da devlet kurduğumuz günden bugüne kurduğumuz bütün Türk devletlerinin en büyük zimmet, irtikap ve yolsuzluğunun üstünü kapatamazsınız! Eninde sonunda hesabını vereceksiniz! Eninde sonunda! Şimdi gelelim, gelelim beylerin nasıl iş gördüğüne bir örnek vaka üzerinden. Ne yapıyorlar ya? Ekrem Başkan'a attılar iftira bugün işte Cebeci hafriyatta çıktığı gibi. Her iftiracının böyle koltuğun altına kaçtığı gibi. Ya da vazgeçip, beyanından vazgeçtiği gibi. Ona da yalan atıyor, 'vazgeçen yok' diyor, tıkır tıkır çıktı vazgeçenlerin listesi.
MUHİTTİN BÖCEK İÇİN İLK AÇIKLAMA
Şimdi gelelim, örnek bir vaka üzerinden bir kişi nasıl alınır, tehdit edilir, zorlanır ve itirafçı yapılır, bunu bir görelim. Örnek, örnek maalesef Muhittin Böcek ve Böcek ailesi.
Biz bu 16 tapuyu açıkladığımız gün, kendisine ertesi gün 'Bir şey söyle' dediler. Cep telefonuyla, titreyen elleriyle, göz içine bakamayan ruh haliyle 4 tane aktif tapuyu, o an üzerinde olan aktif tapuyu, öbürlerini filtrelemiş gösteriyor. Üçünün de yanında üçgen var. O şu demek; son 3 ayda edinilmiş. Nereden, şimdi laf lafı açıyor, son 3 ayda nereden edinilmiş? Mahal'den. Bir tanesi İzmir'de, ikisi Ankara'da. İzmir'dekilerden birinden bir 'Topuklayan Efe'nin' izi çıkarsa şaşırma. Bunu da bu kenara yazayım. O söylediğimi anladı. Son 3 ayda edinilmiş. Bunu bana, bunu bana söyleyen o kadar emindi ki İzmir'deki Mahal'in kim tarafından kime verildiğine... O gözle oraya da bakacağız. Dört tapuyu gösteriyor. Göze bakamadan, basına bakamadan, yere bakarak 4 tapuyu gösteriyor. Ve sonra diyor ki; 'Özgür Özel bu tapuları açıklarken' diyor 'iki şeyi var: Bir, asrın yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor. Bir de' diyor 'kendisinin bir işi var. Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha vakti var. 15 Ocak tarihinde' tarihi veriyor ağzıyla, videosu var, 'Manisa'da bir benzin istasyonunda baz çakışması var. Muhittin Böcek onu itiraf edecek. Özgür Özel o yüzden bunu yapmaya çalışıyor' diyor.
Sonra ne oldu? Tam bunu söyledikten sonra Muhittin Böcek'in şoförleri, korumaları ve o gün yanında olanlar ifadeye alındı. Beklenmedik bir şey oldu. Beklediği şu: Muhittin Böcek orada baz vermiş, orada biri daha bizden baz verir Manisa'da. O kişiye yüklenirler, 'Bu kişiye para verdi' denirler. Muhittin Böcek'in şoförleri, bulunulan mekanın kamera kaydı, her şey Muhittin Böcek'in oraya gittiğini sonra Manisa'ya doğru tek başına hareket ettiğini gösteriyor. Bir şey gösteremiyor. O gün söylediği tutar 50 milyon Euro. Yani bir kamyonet para çantayla taşınacak falan gibi anlatılıyor, öyle ifade verilmiş falan. Muhittin Böcek'in de önüne bu ifadeyi, 6 ay önce ben getirdiklerinde söylemişim otobüsün üstünden. Koyup, 'Özgür Özel'e verilmek üzere 50 milyon Euro', sonra o gün 20 milyona düşürüyorlar, 'Benzinlikte verdim diye imza at çık kurtul' diyorlar. Muhittin Böcek atmıyor. Bana, Cavit Arı'ya, kendisini ziyaret eden bütün milletvekillerimize bu belgeyi gösterdi. Altında İstanbul'daki bir savcının ifade imzasından getirmişler. 'Bunu imzala kurtul' diyorlar, atmadı. Bakın ne oldu biliyor musunuz? Oradaki koruma polisinin cep telefonuna bir adres atıldığı ortaya çıktı. O adresi açıp kendileri gittikleri, kimseyle buluşmadıkları çıktı. Adresi atanın rahmetli Ferdi Zeyrek olduğu ortaya çıktı. Muhittin Bey'e konum atıp 'Burada bekliyorum abi' deyip, kendi proje ekibiyle yedi kişi, onu getiren ve yanında projeyi anlatacak kişilerle bir danışmanı ve proje anlatacak, mimarlık ofisinde oturdukları, Manisa'nın adayı ya Ferdi, Antalya deneyimlerinden toplu taşıma, hafif raylı sistem, ucuz su, halk ekmek, çalıştıkları... Sonra hep beraber Manisa Kebabı yiyip vedalaştıkları, o kadar şahidin önünde hiçbir yalnız kalma olmadığı gitti... Yolu verse, oraya Ferdi gidiverse, Ferdi'nin şoförü onları almaya gidiverse... Manisa'nın hiçbirimizin dolduramadığı meydanları, sokakları, cenazesi dolduran Ferdi kardeşimin... ölmüş ya... Ferdi'ye iftira atarak, 'Muhittin Böcek Ferdi'ye verdi paraları'. Nasılsa Ferdi bir şey diyemez, çıkamaz. 'Ferdi de o paraları Özgür'e verdi' ya da 'Şurada kullandı, burada kullandı' deyip Ferdi'ye iftira atacak zihniyet tak diye kaldı.
"DİLİM VARMIYOR DELİNİN KARININ BİR SİTESİ VAR"
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Devlete emanet cep telefonundan Muhittin Böcek'in oğlunun ve gelininin, gelininin kaydettiği eşiyle mahrem görüntüleriyle bir tanesini kamuoyuna verdiler. Hatta dilim varmıyor ama bu iftirayı atan siteyi hala engellemiyorlar. Ele geçirilmiş bir deli karının bir sitesi var. Oradan, gelininin aslında Muhittin Böcek'in sevgilisi olduğu, çocuğun Muhittin Böcek'ten olduğu, oğluyla evlendirdiği gibi bir iğrenç iftirayla bir video servis ettiler. 'Devamı gelecek' dediler.
"GÖKHAN BÖCEK SİNİR KRİZİ GEÇİRDİĞİ..."
Gökhan, biz de basından okuduk, Gökhan Böcek'in sinir krizi geçirdiği, 'Tamam getirin ne istiyorsanız imzalayacağım' dediği ortaya çıktı. O gün gittiler, avukatların tutanağı var. Savcıya demiş ki, 'Getir, ne istiyorsan imzalayacağım'. Savcı demiş ki, bu tabii Antalya Cumhuriyet Başsavcısı, 'Bizim böyle bir usulümüz yok, biliyorsan anlatırsın'. Sonra 'Git sen bir düşün'. Gitmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Gökhan Böcek'e itirafçılık için bir şans verilmesini ertesi gün... Antalya'da yargılanıyorlar, İstanbul'da bir şey yok daha. Zuhal'i ama İstanbul'a götürmüşlerdi. Orada bir ifade... Ama Allah şaşırtacak ya, Allah şaşırtacak ya! Bunu namuslu bütün savcılar, hakimler hem dinlesin hem onlara minnetimi bilsin. Uzaktan bağlanıp da operasyon savcıları değil, bağlanamayınca, bağlantı olmayınca soruları yanlışlıkla, hesap edilmedik bir şekilde Gökhan Böcek'e Antalya'dan bir normal savcı soruyor. Diyor ki, bakın Manisa'daydı ya on beşinde. On beş günlük bir tarihlilik aralığı verip yine on beşini hedefleyen... 'Ben gittim bu paraları Cumhuriyet Halk Partisi'nin altıncı katında birinin söylediği birine verdim' diyor. Şimdi, bu kadar ifade verse yetecek, İstanbul'a yeter. Onlar siyaseten kullanacak. CHP'yi kirletecek, milletvekilini kirletecek, partiyi, genel başkanı kirletecek. Savcı şunu soruyor: 'Parayı nereden çektin?' Ya bu kadar para çektin ya, önce 50 milyondu, 20 milyondu, 1 milyona inmişler. Sırt çantasına sığacak tutar 1 milyon Euro arkadaşlar. Diyor ki, 'Ankara'ya nasıl gittin?', 'Uçakla gittim'. 'Parayı nereden çektin?', 'Para çekmedim. Eşten dosttan topladım'. 'Sonra ne yaptın?', 'Uçakla gittim'. 'Seni uçağa kim bindirdi?' Normal savcı soruları bunlar, doğrulatacak ya yalan atıyorsa. 'Hatırlamıyorum'. 'Ankara'da uçaktan kim aldı?', 'Hatırlamıyorum'. 'Genel Merkeze ne zaman gittin? Gününü söyle', 'Bilmiyorum'. Uçağı biliyor, gününü bilmiyor. Çünkü o tarihteki kamera kaydına ya da kayıtlara bakılacağını biliyor. On beş günlük bir süre veriyor, o sürede gelmiştir gitmiştir diye hesap ediyor Ankara'ya, baz vermiştir diye hesap ediyor.
'Nasıl gittin 6. kata?', 'Kapıya girdim, adını söyledim, 6. katta dediler'. Bu yazıyor arkadaşlar, ilk ifade. 'Çıktım', 'Kime verdin?', 'Ben o ismi unuttum. 1.70 boylarında erkekti'. Bu kadar! 'Peki senden parayı isteyenle konuştun mu telefonla?', 'Ben konuşmadım, o konuştu'. 'Bu kadar parayı verdiğin kişinin adını bilmiyor musun? Teyit almadın mı?', 'Almadım, uzaklaştım'. Sonra Muhittin Böcek'in ifadesi alınıyor. Muhittin Böcek, okudunuz; 'Adaylığımla ilgisi yok, partiye maddi, her zaman olan bağışlardır. Oğluma geniş zamanlı, parti bir şey isterse ver demiştim. Genel Başkan, partinize sahip çıkın, maddi manevi arkasında olun kampanyanın demişti. Geniş zamanlı talimatım vardı, geniş zamanlı aldı, almış götürmüş benim haberim yok'. Çünkü Muhittin Bey'e, mal varlığına el konulana kadar... adam otobüs muavinliğiyle başlamış, kamyon muavinliği, otobüs şoförlüğü... Kendi çalışmasıyla dünya kadar servet yapmış, malına çöktüler. Torununa iftira attılar. Büyüyecek o çocuk büyüyecek. Tarih önünde biz bunları ispatlamazsak o çocuk bu iftiralarla büyüyecek. AK Parti'nin bunlara, AK Parti'nin kara düzeninin bunlara iftira attırmak için yapmasından büyüyecek. Devletin kayıtlarına sokuyorlar bunları. Ve mal varlığına çökünce diyorlar ki Muhittin Bey'e, 'Oğlunun ifadesini doğrula, mallarını geri al'. Oğlunun ifadesini doğrulayacak ama, ben Akın Gürlek'in tapularını açıklayıp da 'Akın Gürlek, Muhittin Böcek itirafçı olacak' dediğinde, kendi el yazısıyla yazıp kendi web sayfasından yayınlatmıştı: 'Bakanı kandırıyorlar, bir kuruş verdiysem adi şerefsizim, ispatlamayan namussuz şerefsizdir' diye. O, o zaman da bunları söylese çıkardı ama, mal varlığına da çöküp, çocuklarını bilmem ne yapıp oğlunu çıldırtıp, gelini yapınca gördüğünüz gibi bir şey söylemiş. Muhittin Böcek'ten Gökhan'ın dediklerinin, işte 'Babamın talimatıyla değil ama geniş zamanlı söylemişti' falan (günü çakıştıramıyorlar ya). Zuhal Böcek'ten ifade alıyorlar, ek iddianame alıyorlar.
'Kocamı uçağa ben bıraktım... pardon, kocamı uçaktan ben aldım'. Yahu adam karısından gider... Karısı Ankara'da, kendisi Antalya'da nedense. Eşi onu alır Genel Merkeze götürür de bunu hatırlamaz mı? Tanımıyorum, hatırlamıyorum, kimin aldığını. Biri aldı, hatırlamıyorum. Zuhal Böcek'in ifadesiyle Antalya'daki alınan normal ifadenin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor.
"BÖCEK İÇİN ANKET GELDİ ERTESİ GÜN ADAY GÖSTERİLMİŞ"
Ve bunun üzerinden çıkmışlar, utanmadan sıkılmadan, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğine... Efendim aday olmadan önce, aday gösterilmemiş tam gösterilecekken para istenmiş. Muhittin Böcek de bugünkü ifadesinde dahi demiş: 'O gün DEM'e bir salon vermedi diye infial oldu, adaylık açıklamasından çekildi. Çünkü Kürt seçmen kırıldıysa seçilemez diye yeni anket yapıldı'. Anket gelmiş, 3,5 puan önde çıkmış, ertesi gün aday gösterilmiş. O kadar salak ki Muhittin Böcek'ten aldığımız parayı onun için anket yaptırmaya harcamış olabilir miyiz?
Böyle bir çirkinlikle karşı karşıyayız. Bu bir örnek. Kişinin nasıl itirafçı, iftiracılığa zorlandığına ilişkin. Diğer taraftan büyük bir haysiyet cellatlığıyla efendim Özkan Yalım'ı ilk gün dedik, affetmeyiz, üstümüze sorumluluk düşüyor ne gerekiyorsa yaparız. İlk toplantıda disipline verdik. Her parti gibi savunma süresinden sonra partiden attık. Kimi attıysan daha kısa süre atamıyorlar. Özkan Yalım'dan korkuyorlar. Attık. Özkan Yalım'a hadi itiraf onun yurt dışında 300 tır, burada 300 tırlık firmasına çöktüler. İtirafçı olursan vereceğiz dediler. Atılan laflara baksanız utanır insan. 14 yıl önce dayısını gece ameliyat ettirince annesi Özgür'e hediye yapalım deyince Kıbrıs'tan çakma saat almış, takmam ben bunu demişim, ifadesinde var. Yok, Uşak'ta birisi yapıyor fason, al sana bunu getirdim demiş. Bunları söylüyor. Ben Özgür Özel'e 9 yıl önce kadın çantası verdim eşi için. Arkadaş arkadaşa, eşine bak bunu Türkiye'de benim arkadaş yapıyor diye hediye etmiş. Onu ondan iftira çıkarmaya çalışıyorlar. Dönüyor, dönüyor, en son partinin partiye araç alırken ben çok kamyon alıyorum, indirim yaptırırım. Normal bir filo indirimi. Parti arabanın parasını ödemiş. Önce araba aldı dediler. Aksesuarların parasını ödemiş, aksesuarları karşıladı dediler. O iç dizaynında en iyi yeri ben biliyorum, ben yaptıracağım demiş. Bizi de ben hediye ettim, partimin içine genel başkan aracını yapıyorum diye kandırmış. Ne zaman öğrendik yazışma yaptık. Kaç paraysa parti koca arabayı alacak da içinin bilmem neyini yaptıracak. Belediyenin üç aracından bir faturayı tek faturaymış gibi de söylüyorlar.
İş ki, iş ki bizim Özkan Yalım'dan almışız, almışız, almışız, almışız. Arabanın iç dizaynını almışız. Onu da parti ödeyecek. Sanki kendi arabamızı almışız gibi de bir şey söylüyorlar. Bakın şimdi, buradan ben, hani, ben bunları en çirkin, en çirkin video çıktığında nasıl anlatacağım bilemiyorum deyip yazan gazeteci var. Bugün de diyor ki, kendinden bahsettiğimi biliyor. Gazeteci ismi ifşa etmek istemediğim için söylemiyorum. Ailene yazık. Yoksa Devlet Bahçeli soy isminden neler söyledi sana buradan. Onu hiç bir şey yapmazsınız. Ama şunu söyleyeceğim. Diyor ki Özkan Yalım'ın iftiralarını yalanlamadılar. Her birisinin teker teker söyledik, doğru olmadığını ne olduğunu. Şu kadar ar varsa, şu kadar namus, şu kadar şeref kaldıysa birinizde birinizde, bu Adalet Bakanlığı'ndan muhabirlere ayrı, haber müdürlerine ayrı, Ankara temsilcilerine ayrı gruptan ayrı kişilerden atılan, tek yerden yöneltilen, fosforlanan, mosforlanan, baskı yapılan haberimizi girmeyin diye yapılanlara, buradan söylüyorum bak, bir arabanın içi haberimiz olmadan, tek fatura, firmaya biz yazdık. Kardeşim eğer bunu belediyeden ödedilerse söyle, biz Özkan Yalım ödedi biliyorduk diye. Şimdi burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ve AK Parti Genel Merkezi'ne. Bakın, birinci şahidim bu yüce çatının başındaki kişidir, Sayın Numan Kurtulmuş. Opel Insignia. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ertan Kandemir, Opel Insignia ve burada teker teker yazıyor. Sayın Numan Kurtulmuş'a, bunu bizimkiler basına atın arkadaşlar.
Ve örneğin Belma Satır'a, örneğin Gençlik Kolları'na. 56 tane araç sadece AK Parti'nin il başkanlığına ve genel merkezine, Numan Bey genel başkan vekiliyken, bakın burada yazıyor, Genel Başkan Yardımcısı, Genel Başkan Yardımcısı, Vito Mustafa Ataş Genel Başkan Yardımcısı. Insignia Ebubekir Demirkan Genel Başkan Yardımcısı. Nakil verilen, kalıcı verilen, geçici verilen, hepsini yazmışlar. Bu arabaları, arabanın kendiyle, lastiğiyle, benziniyle, şoförünün maaşıyla, bırak içinin dizaynını, her şeyiyle 56 tane arabayı sonra da seçim zamanında verilen makama yeni başkanlık yazıyorlar. Yani ne biliyor musunuz? Adayları, Sayın Başbakan aday oldu ya, kim Erzincan milletvekili? Binali Yıldırım. Binali Yıldırım'a tahsis edilen 20 araca da makam olarak yeni başkanlık, kesin seçimi kazanıyorlar ya, araç tahsis etmişler. Selvi Boylum Al Yazmalım. Hani içinin bilmem nesine diyorsun ya, bunların hepsine bir gün bir şey dedin mi be? Bir şey diyecek misin? Yarın yazacak mısın? Cumhuriyet Halk Partisi olarak belediyelerin kör kuruşuna tenezzül etmedik, etmeyiz. Belediyeleri Yağma Hasan'ın böreği gibi yağmalayan AK Parti'den beslenenlere söylüyorum. Ey! Bunlar, bunlar, oradan bir yalan, buradan adamın malına mülküne çök, oğluna bir yalan, eşine bir bilmem ne. Cumhuriyet Halk Partisi'ni moralini bozacaklar, susturacaklar, bilmem ne yapacaklar. Hiç. Sadece ve sadece, sadece ve sadece, günün güncel Zekeriya Öz'üne diyorum ki, bunu da o yazarın bir öndeki sayfasında yazara.
Şimdi itiraf etti. Devletimizin başıyla diyor, makamımızın iletişimini diyor şey yapıyor. Dediği şu: Başsavcıyken Cumhurbaşkanıyla arasında kriptolu hat var. Kriptolu. Her bir operasyonu kendine söylüyor. Kriptolu telefonun bir özelliği var. Dinleyemiyorsun, kaydedemiyorsun ama bir özelliği daha var. Küçük bir şeyle kişi isterse karşı tarafta da kırmızı ışık yanarak bildirilirse, bu taraf kaydediyor diye kendi kaydedebiliyor. O küçük küçük stikleri toplamış, bir banka kasasına istiflemiş. Bu kadar iş ortaya çıkınca bana bir şey olmaz diyormuş. Görüşmeleri hep kaydettim. Şimdiki telefonundan da her birinden, şimdi kriptolu kullanmıyor, her birinden kaydediyormuş. Bu işten Sayın Erdoğan o kırmızı ışığı fark etmemiş. Şunu yapayım mı yap, bunu yapayım mı yap. Öyle kayıtlar var, Ekrem Başkan'ın bahçesinden 20 kasa altın bulduğu yalanını atmış, Erdoğan'ı inandırmış. Çünkü bu iş sakata gidiyor diyorlar şeyine. Bu işte Türkiye siyaseti tehdit altındadır. Normal bir parti olarak devam edilecekse AK Parti siyaseti tehdit altındadır. Erdoğan ne durumdadır bilmem, Erdoğan'ın ailesi tehdit altındadır. Geçen seferki Zekeriya Öz kaçtı. Kaçmam, uğraşanı pişman ederim diyen bir hadsiz başınızın belasıdır. Size bunu buradan söyleyeyim.
Bu aziz milletin vicdanına sesleniyorum. Olmayacak işler yapıyorlar. Ölmüş insanların namuslarına, Ferdi'nin para alabileceğini, Gülşah'ımızın namusuna laf edecek kadar şuurunu kaybetmişler. O videoları yayınlayan o kişi Akın Gürlek'in sosyal medya ekran yüzüdür arkadaşlar. Her şey oradan gitmektedir. O kişi, bugün görev meclis başkanındadır. Hepsi bizim namusumuz, arkadaşların namusuna, benim çalışma arkadaşlarımın namusuna, benim aile hayatıma ilişkin bir delik arıyı çıkarıp o videoları çektirmektedirler. AKP'den.com. Cep telefonunun vergisi milli güvenlik sorunu diye siteyi kapatanlar o siteleri kapatmamaktadır. AK Partili bütün milletvekillerine söylüyorum. Kendi grubunuzdaki kadın milletvekillerine yapılsa, namusu size emanet çalışma arkadaşlarınıza yapılsa, bunlar yayılsa ve öyle karşıdan kıh kıh kıh kıh bakılsa. AK Parti'de, AK Parti'de bunlar normaldir diyenler varsa, onlar zaten ne AK Parti'de olsun, ne bu meclisin altında olsun, ne bir dünyada olsun. Allah onların belasını versin. Ama ben içinde vicdan kırıntısı olanlara söylüyorum. Vicdan kırıntısı olanlara. Öyle bazı şeyleri duyunca ört ki ölem diyen Numan Bey'e söylüyorum. Bu milletvekillerinin namusu, haysiyeti size emanet. AK Parti siyasetine söylüyorum. Kadınlar siyasette olsun diyenlere söylüyorum. Bu mu yapılır? Engelleme verdirtmediğiniz sitelere konuşturttuğunuz her akşam Akın Gürlek'ten övgüyle bahseden, hepimize haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum bunu yapanlara.
Şimdi sözün sonu. Saat 15 olur, gong çalar. Grup Başkanvekili gider Atatürk'ün partisini temsile geçer orada. O işi yaptım. Ömrümde yaptığım en onur verici görevlerden biriydi. 9 sene yaptım. Tık demeden yaptım. Şu kadar partime laf getirtmeden yaptım. Arkadaşlar o görevleri layıkıyla bütün gayretleriyle yapıyorlar. O koltukta oturmuş birisi. Ve benim bazen ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda beni ustam yetiştirdi diyen birisi. AK Parti'ye biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz, siz Trikopis'in askerlerisiniz deyince benim "Dur Burcu, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir partisine tamam rakip olabiliriz, düşmanlık görüyor olabiliriz ama Yunan ordusunun partisi denmez." diye susturmaya çalıştım. Her fırsatta siz Fesli Deli Kadir'in Atatürk'ün cenazesine giden şu diyenlerin partisisiniz, alçaklar. "Yapma Burcu." dedim. İzmir kadın milletvekiline bunu öldürmezsem içime sinmeyecek deyince ya da AK Parti Grup Başkanvekiline küfürlerle saldırınca zor durdurduğumuz... İskilipli Atıf'ın partisi mi dememiş? Oraya katılan şeye katılırken bir teğmen katılırken sen Atatürk düşmanlarını seçtin, İskilipli'yi seçtin, Fesli Deli Kadir'i seçtin, Trikopis'çileri seçtin. Sana sahip çıkan partini bırakıyoruz demiş. Şimdi daha önceki Topuklu Efe'deki gibi ya AK Parti'ye katılacaksın ya diğerleri gibi içeri atılacaksın da bir günde, burada belediye başkanlarımızı ziyaret edip en güzel şeyleri söylerken, arıyorum dün size gelmiş diyorum, o kadar mutluydu ki seni öve öve bitiremedi diyor. Çıkmış diyor ki: "Partide siyaset imkanım kalmadı." Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık. Üç kere Afyon'da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebriğe gitmişiz. Yeter ki Afyon'u tutsun diye. Diyor ki: "Geçmişi unutmadılar. Beni koltuğumdan etmek için aday yaptılar." Aday yaparken Afyon'u kazanamam, Grup Başkanvekilliği'ni bırakmayayım demiş. Bırakma, kaybedersen yerin hazır ama sen kazanacaksın demişim. Önce ben inanmışım. Önce ben, sonra o.
Geçenlerde annesi hastalanmış. Annesi şimdi beni izliyordur. Takılıyorum teyzeye. Kumandanın pilleri 6 yıldır bitmiyor diye. Sadece Halk TV açık. Her grubu ağlayarak izleyen, o 2 yaşındayken'den beri MS hastası olan, geçen sefer AK Parti'ye geçiyor söylentilerinde kaskatı katılan, sinir krizi geçiren teyzeme ben 2 ay önce evinde ziyarete gittim. Elini öptüm. Defalarca öptü beni. O anne ve oradan sonra beni yemeğe götürdü. Her seferinde övgüler, övgüler, övgüler, övgüler. Şimdi diyor ki orada siyaset imkanım kalmadı. Son konuşmasında AK Parti grubuna diyor ki: "MS hastası anneme küfrettiniz, alkışladı bu AK Parti grubu." diyor. Bekliyor ki yarın Afyon'a gidince onu Mustafa Kemal'in kurduğu partinin grubu değil, o annesine küfredeni alkışlayanların, bunun da gelin alın beni be, yolsuz dediniz, rüşvetçi dediniz, dolandırıcı dediniz, teslim olmayacağım, alın beni içeri diye meydan okuduğu gruba gidiyor. Ve diyor ki ve diyor ki: "Özgür Özel beni tehdit etti." Ona sadece şunu dedim: 6 ay önceki gidişinde demiştim, şüphen kocandansa ayrılırsın, bu parti ailen olur sana sahip çıkar, senin hırsız olduğuna inanmıyorum, o laf o. Bu sefer de dedim ki: "Ey Burcu Hanım, 2 yıl kolay geçmez ama çabuk geçer. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca sakın gelip kapımızda yalvarma." Bu tehditse, daniskasını ediyorum ulan! Daniskasını ediyorum! Bu tehditse, daniskasını ediyorum! Hadi bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılanların, teslim olanların değil, hep birlikte ayağa kalkanların, iktidara yürüyenlerin partisidir. Bu partinin iktidar yürüyüşü süngünün üstüne yürüyerek başladı. Düşman kurşununa açık yüreğiyle, göğüsüyle yürüyenlerle başladı. Yürüyelim arkadaşlar! Karanlar arkada kalsınlar. İktidara yürüyoruz arkadaşlar!




