CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nu ziyaret etti.

Ortak basın toplantısında Erdoğan ve Bahçeli'ye önceden yeşil ışık yakılan duruşmaların TRT'den naklen yayınlanmasından neden vazgeçildiğini soran Özel şöyle şekilde konuştu:

Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli'ye, Sayın Erdoğan'a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Verile siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz? Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanının belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianameler ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız.

Dervişoğlu'nun konuşmasından satır başları şu şekilde:

18 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz kurultayımızdan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerli Genel Başkanı Sayın Özgür Özel hem kongre sonuçları ile ilgili hem de yeniden Genel Başkan seçilmem münasebetiyle bir tebrik ziyaretine geldiler. Kendisini ve heyetini ağırlamaktan ziyadesiyle mutlu ve memnun olduğumu ifade edebilirim.

Kendilerine hoş geldiniz diyorum efendim. Lütfettiniz. Sağ olun. Görüşmemiz esasında Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk.

Ele alınması icab eden bütün problemleri de değerlendirdik. Bunların içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik yargılamalarla alakalı yaşananlar da dahil olmak üzere kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk. Emeklilerin meselelerini ele aldık. Gençlerin sorunlarını ele aldık. Demokrasimizin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili olarak da fikirlerimizi paylaştık. Bununla birlikte Türkiye'de yaşanan süreçle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulmuş komisyon, o komisyonun raporu üzerindeki çalışmalar, bu zamana kadar yapılmış olanlara dair de düşüncelerimizi ifade ettik. Daha önce de defalarca belirttiğim gibi çözüm süreci adı verilen ihanet projesinin amacı Cumhuriyetimizin temel niteliklerini tartışmaya açmaktır. Bunu yeniden ifade ettim. bunu başarmak için ise önce kelimeleri ve imajları değiştirmeye çalıştıklarını dile getirdim.

***

Bölücü başı yerine kurucu önder ifadesinin PKK'yı yerine SDG'nin federasyon yerine ise Türk Kürt Arap kardeşliği söyleminin kullanılmasının gerekçelerine işaret ettim. Bir hakikatin anlamını kelimeler ile oynayarak gizlemek ve yeni bir tanıma kavuşturmaya çalışmak bizim açımızdan kabullenilebilecek bir durum değildir.

İyi Parti Gazi Meclisinin alet edildiği komisyonculuğu bu yüzden zaten tamamen reddetmiştir. İsminde Milli Dayanışma kardeşlik ve demokrasi olan korsan yapıdan bugün geriye delikanlı bir katile demokrasi havarisi gömleği giydirmeye çalışan dönemini tamamlamış bir terör örgütüne gereksiz yere kredi açan bir güruh kalmıştır. O güruh da bu işin gaflet dolu lüzumsuzluğunun artık farkında olacak ki sürecin bedelini ödememek için anlamsız çıkışlar yapmakta ya da şuursuz pozlar vermektedir.

***

RTÜK’ten kritik dolandırıcılık uyarısı!
RTÜK’ten kritik dolandırıcılık uyarısı!
İçeriği Görüntüle

Bu vesileyle bir kere daha vurgulamak isterim ki Türkiye Cumhuriyeti mensuplarını kimlik kategorilerine ayırarak teşhis etmek ulusu kimlikler arası bir işbirliği çerçevesinde tanımlamak Cumhuriyetin felsefesini anlamamak ve hatta ona ihanet etmek anlamına gelir. Ulusu alt kimlik kategorilerine bölmek farklı hukuki uygulamalara yani federal bir sisteme meşruluk sağlamaktan başka bir işe de yaramaz. Cumhuriyet ulusu oluşturan bireylerin ayrımsız ve eşit olarak devletle sözleşme yapması demektir. Bu yüzden kimliği ne olursa olsun bir vatandaşın refahının özgürlüğünün, haklarının ve sorumluluklarının teminatı Türk milletinin bir parçası olmaktan geçer.


***

Yüzyıllık bir Cumhuriyetin onurlu bir vatandaşı olarak bunu hatırlatmaktan dahi hicap duyuyorum. Ez cümle hangi kimlik olursa olsun, kimlik gruplarını incitmemek gibi bir niyetin diyeti Cumhuriyetin kimliğini bertaraf etmek olamaz, olmamalıdır. Siyasetini ısrarla ve tüm başka ihtimallere inat bir terör örgütü ve lideriyle eş görmeyi tercih edenlerin seçtiği yol elbette ki kendilerini bağlar. 40 yıllık terörle mücadele döneminde Türk milletinin gösterdiği milli kimlik hassasiyetini anlamayanlara verilebilecek başkaca bir tavsiye de yoktur.

***

İmralı Partisi'nin Türkiye'nin toplumsal hatlarına döşediği mayınlara ortak olmamak gerekmektedir. Bilinmesi gereken tüm bu yaşananların gerek Atatürk'ün gerek beka söyleminin ve gerekse kardeşlik hikayelerinin arkasına sığınarak örtülebilecek bir günahı çok açtığı gerçeğidir. O sebeple herkes tarafından Cumhuriyete dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini de temenni ediyorum. Değerli arkadaşlar, elbette sorularınız da olacaktır. Ben tekrar Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerli başkanına gerçekleştirdiği bu nazik ziyaret için şahsım ve partim adına teşekkür ediyorum.

Özel'in konuşmasından satır başları şu şekilde:
Sayın Genel Başkanım çok teşekkür ederim. Bir kez daha İyi Parti'nin genel merkezinde hem kıymetli heyetinizle birlikte bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederken geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğiniz ve Türkiye'de Parti içi demokrasiye de iyi bir örnek olan ve yeniden genel başkan seçilmenizle ve kurullarınızı oluşturmanızda tamamlanan kongreden dolayı sizi kurultayınızdan dolayı sizleri kutluyorum.

***

Bizim İyi Parti ile aramızdaki Cumhuriyet Halk Partisi'nin arasındaki ilişki İyi Parti'nin kurulduğu günden itibaren tüm siyasi ilişkilerin ötesinde dostların, kardeşlerin, arkadaşların ikili hukukunun kurumsal ilişkilerin de önünde olduğu iyi ilişkiler düzeyinde hep devam etti.

***

Sayın Genel Başkanla birlikte mecliste mevkidaş olarak yaptığımız görevler sırasında da birlikte taşıdığımız uyum partilerimizde genel başkan olduktan sonra da bu kurumsal ilişkilerin çok daha güçlü hale gelmesini sağladı. Bugün ben buraya yaptığımız ziyarette bir siyasi partinin genel başkanına hayırlısı olsun ziyaretine gitmenin ötesinde bir abi kardeş hukuku içinde olduğumuz ve iyi günümüzde kötü günümüzde birbirimizin yanında olduğumuz bir büyüme sabahleyin gelip bir kahvesini içme noktasındaki bir sıcaklığı hissederek geldim ve görüşmemizde o çerçevede gerçekleşti.

***

Son bir yılda Cumhuriyet Halk Partisi çok zor günlerden geçti. Acı günlerimiz oldu, kayıplarımız oldu. En kötü günümüzde hem insani olarak kardeşlerimizi, evlatlarımızı kaybettiğimiz günlerde İyi Parti'nin tüm kadrolarını ve Genel Başkanını telefonun ucunda ilk arayan, yanımıza ilk koşan, acımızı ilk paylaşanlar arasında gördük. Siyaseten Cumhuriyet Halk Partisi darbe dönemlerini aratmayacak şekilde bir saldırı altındadır. Darbe tüm siyaset kurumunu bir bütün olarak hedef almaktadır ve o zor günler tüm siyaset kurumuyla birlikte katlanılan, göğüslenilen ve yeniden demokrasi için çaba sarf edilen dönemlerdir.

***

Oysa 19 Mart darbesi Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir başına, tek başına hedefine alan ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayını Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olma hedefini ortadan kaldırmaya çalışan bir darbeydi. Bu süreçte tüm muhalefet partilerinin hakkını teslim etmem gerekir ki İyi Parti de bunun en iyi örneklerinden bir tanesini vermiştir.

***

Ana Muhalefet Partisi saldırı altında. Ana muhalefet ortadan kalkarsa buradan bize bir şeyler düşer kolaycılığı yerine bu yapılan saldırıyı tüm muhalefet partileri ve İyi Parti siyaset kurumuna yapılan bir saldırı, demokrasiye yapılan bir saldırı, çok partili rejime yapılan bir saldırı ve Türkiye'nin geleceğine yapılan bir saldırı olarak okumuş ve üzerine düşen tutumu ve dayanışmayı en iyi şekilde göstermiştir. Bu anlamda Sayın Genel Başkanımıza ve onun şahsında Cumhuriyet Halk Partisi ile 19 Mart darbesinden sonra dayanışma içinde olan tüm muhalefet partilerinin liderlerine ve partilerine bir kez daha teşekkürü borç bilirim.

***

Tabii, bu zorlu bir yıllık sürecin içinde bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi'ne yapılan yargı darbesi, arkadaşlarımıza yapılan haysiyet suikastleri tartışılırken, bir yandan da toplum alınan her kararla ya da alınmayan her kararla biraz daha ezilmeye devam etmiştir.

Yukarıda da konuştuk. 20.000 liralık bir emekli maaşının biz karşısında yer alan, iyileştirmesi için çaba sarf eden, en azından bir asgari ücret düzeyine çıkarılması için mücadele edenler olarak bile bu 20.000 liranın utancını yaşıyoruz. Ama birileri utanmadan sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28.000 liralık bir asgari ücretle çocuk büyütmenin, çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve neredeyse dört asgari ücretin bile yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bu günlerde biz utanç duyarken birileri utanmadan sıkılmadan hiçbir şey yokmuş gibi kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

***

Bu konuların üzerinde durduk. Meclisteki verdiğimiz mücadelenin ve muhalefet partileri olarak iktidardan ne kadar derin bir ayrışma içinde olduğumuzun bizim hayal ettiğimiz ülkeyle AK Parti'nin dayattığı ülkenin ne kadar birbirinden farklı olduğunu ve hayallerimizin bizi nasıl bir arada birlikte tuttuğunu hep birlikte konuşma imkanı bulduk.

***

Bunun yanında biraz önce Sayın Genel Başkan'ın kendi görüşlerini ifade ettiği çözüm süreci ile ilgili noktada Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilk günden beri bizim olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmak lazım yaklaşımının başta bu sürece endişeyle yaklaşan tüm kesimler açısından Cumhuriyet Halk Partisi'nin varlığının nasıl bir teminat olduğunun bir kez daha altını çizme imkanı bulduk ve bu süreçle ilgili Amerika'nın, İsrail'in önümüzdeki süreçte İran'da yaşanabilecekler, Suriye'de ortaya çıkan tablo ve Amerika ile İngiltere'nin kazanması için Türkiye'ye kaybettirmeye çalışılan ve Türkiye'nin Sayın Erdoğan'ın Trump'la kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden oralarda meşruiyet araması üzerinden ortaya çıkan tablodaki tüm riskleri değerlendirme, görüş alışverişinde bulunma imkanı da bulduk. Biz bundan sonraki süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak artık emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın bu iktidardan bir umudunun kalmadığını, tek umudun artık bir erken seçim sandığı olduğunu ve bu konudaki yaklaşımımızı da bir kez daha ifade ettik. her zaman olduğu gibi son derece sıcak bir karşılama, son derece örnek bir misafirperverlikle burada karşılandık. Siyasi yürüyüşümüz birbirine benzer yerlerden geçti.

***

Ümit ediyorum hep birlikte Türkiye'deki iktidar değişimini sağlayacak, herkesin yüzünü güldürecek yolda ayrı ayrı kulvarlarda ama aynı amaçla, aynı iyi niyetle yürüyoruz. Müsavat Başkanımızın, ekibinin, İyi Parti'nin de bu yolda yolu açık olsun. ben bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum. Teşekkürler. Bugüne kadarki başarılarının bundan sonra da süreceğine olan inancımla görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.

***

ERDOĞAN VE BAHÇELİ'YE CANLI YAYIN TEPKİSİ! "NEDEN VAZGEÇTİNİZ?"

Salı günü kimlik tespitleri yapıldı. Dün ilk yargılamalar başladı. ve hem maalesef hem nihayet belediye başkanlarımız bu kadar iftiranın, suçlamanın karşısında kendi durumlarını ortaya koyabilecekleri savunmalarını yapmaya başladılar. Ancak geçen bu kadar zamana rağmen Sayın Bahçeli'nin desteklemesine bizim başta talep ettiğimiz TRT'den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayın talebimize Sayın Bahçeli'nin destek vermesine bunun Sayın Erdoğan'a sorulduğunda onun da olumlu görüş bildirmesine rağmen, yani ülkenin ana muhalefeti ve iktidardaki partileri böyle söylüyor. Meclisteki hiçbir partide bunların yayınlanmasına karşı çıkmıyor. Ama burada yargılamalar başladı ve canlı yayın yok.

***

Maalesef TRT'den, devletin televizyonundan, tüm yandaş kanallardan ve bütün imkanlar kullanılarak 9 ay boyunca iftiralar atıldı. Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli'ye, Sayın Erdoğan'a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Verile siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz?


***

Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanının belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianameler ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor.

***

Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız. Ama 9 ay boyunca koskocaman bir yalanı Anadolu Ajansı ve TRT'yi de alet ederek bu iki güzide kurumu, Cumhuriyet kurumunu alet ederek köpürttükleri yalanların hiçbirisinin iddiasının dahi konulmadığı bir iddianame var ortada. Yaz boyunca koca bir yaz televizyonlarda gece gündüz tartıştıkları hiçbir şeyi bırakın ispatlamayı, söyledikleri video kayıtlarını, ses kayıtlarını bırakın ortaya koyup bizim mahcup etmeyi, iddia dahi edemediler. İddia dahi edemediler. Adeta Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan iddianameleri gördüklerinden beri savcının ve iddianamenin arkasından da çekildiler.

***

Savunacak hiçbir şey bulamıyorlar. Ben ne durumdayım? İlk günkü gibi başım, alnım açık, başım dik. Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber'in, ATV'nin, TGRT'nin o muhteşem 4 saat boyunca bir iftiranın üstünde tepinen bir köpürtenlerinin. Nerede mikrofonları? Nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB'de parkenin altından 2 milyon euro, herhalde buradaki parkenin altına sığmaz, çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim?

O iddianameler olsaydı eklerinde bu videolar olsaydı delillerin yüklendiği portallara söyledikleri gibi 1200 tane cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben o salona gidebilir miydim?

****

Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya, o iddiaları dinleyip de gördünüz mü, bakın neler olmuş dese, hiçbiri yok arkadaşlar. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız. Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde 1. parti yaptığı CHP'nin genel başkanı giriyor.

***

Diğer kapıdan ise Tayyip Bey'in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Dün İyi Parti'nin, Gelecek Partisi'nin, Deva Partisi'nin ve çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri ve temsilcileri bizden aynı kapıdan gelip adalet arayışında ve haysiyet suikastine karşı direnişte aynı yerlerde oturdular. Selamlaştık, genel başkanlarımızın selamını aldık. Aziz İhsan Aktaş da Erdoğan'ların kapıdan girdi.

Sayın Erdoğan'ın atadıklarının kapısından girdiler, aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim, benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş'ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş'ın etrafında ana muhalefet partisini koruyan, ana muhalefet partisi'nin genel başkanı devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş'ı koruyorlar.

***

Kimi kimden koruyorsunuz? Kimi hangi kapıdan sokuyorsunuz arkadaşlar? 770 yılla yargılanan ve iddianamede suç örgütü lideri olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Gerekçe şu. Biz Erdoğan'ın kendine hasım gördüğü tarafız. Onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyorlar. Erdoğan kapısı orada, millet kapısı burada. Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti'ye geçti diye o salonda olmayan Aziz İhsan Aktaş'ı korumaya, kollamaya, hakim savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kulananı da, ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kulananı da görüyor.

***

Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik, Ankara'ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler. Diğer sorunuza cevabım net, dün de söyledim. Hakim var, heyet var, Erdoğan'ın Ak Troller Çetesi tarafından dizayn edilmiş. Yani doğal hakim ilkesi yok. Zaten bu mahkemeye düşecek iki mahkeme numarası veriyorlardı, ikisinden birine düşecek. Düşünün 40 mahkemeye düşebilir, ikisini ayarlamışlar. Nasıl geçmişte benim sey yar giyotin dediğim yöntemde Akın Gürlek hangi mahkemeye konuyorsa kritik davalar o mahkemeye düşüyordu. İki tane mahkeme vardı, o iki mahkemeden dediklerine düşürdüler. Önceden heyeti de ayarlamışlar. Savcı zaten ellerinde ve burada bir yargılama yapıyorlar ve bu yargılamayla iddianame tel tel dökülüyor. Bu yargılamayla da adalet aradıklarını söylüyorlar.

***

Ben de Erdoğan'a diyorum ki bu davanın siyasi olduğuna milletin %60'ı inanmış. Ekrem Başkanı'yı da bir şekilde bu şekilde yargılamaya çalışacaksın. Gel şöyle bir şey yapalım. Hani diyor ya bunlar İstanbul'u iyi yönetmediler billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya senin ömründen gidiyor. Diğer taraftan diyor ya efendim bunlar çaldılar çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz falan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tüm iştirakleri ve kendisinde bir kuruş, bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha diyor ki bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor.

***

Ben de diyorum ki o zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun. 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisi karar vermesi lazım. Onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben İstanbul'da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye, Erdoğan'la eş zamanlı olarak ve İstanbul seçimlerinin yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin.

***

"GELSİNLER O SEÇİMİ YENİLEYELİM"

Eğer Erdoğan'a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan'ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan'ın gösterdiği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 28'inde pazar günü, 29'unda pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu'dur. İstanbullular 2 sene öncesine göre farklı düşünüyorlar. Ekrem Başkanı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum. Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor ve buyursunlar oynasınlar. İddia ediyorum 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler o seçimi yenileyelim.

***

Bir tek şartım var. Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını Türkiye'de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ben 1. parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım diyordu. Rahmetli Türkeş'ten görevi alan oraya çöreklenen Devlet Bahçeli'ye söylüyorum diyordu. Sen 1. parti olamazsan bırakacak mısın? Dönüyordu Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanına sesleniyordu. Bırakacak mısın? Şimdi söylüyorum. Ben 1. partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul'da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeleri sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan ben yokum, ben kazanırsam erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan'dan net bir cevap istiyorum.