YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, otoriterliğin Türkiye'nin kaderi olmadığını ifade ederek, "Biz demokratik muhalefete çizilmek istenen bu sınırları kabul etmedik. Yeni Parti işte bu itirazdan doğdu. CHP’den ayrılırken Türkiye’nin cumhuriyetçi, demokratik ve sosyal demokrat birikimine sırtımızı dönmedik. Tam tersine bu mirası yaşatmanın artık siyasette yeni bir yol açmayı gerektirdiğine inandığımız için ayrıldık. Gücümüzü, değişim umudunu hâlâ kaybetmemiş milyonlardan alıyoruz" dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İtalya'nın yüksek tirajlı gazetelerinden Corriere della Serra için kaleme aldığı, "Yeni Parti: Türkiye’de Değişime Açılan Yeni Bir Yol" başlıklı makalesinde, şunları kaydetti:
"Türkiye’de yeni bir siyasi parti doğdu. Adı, bilinçli olarak son derece sade: Yeni Parti. Bu partinin ilk genel başkanı olma sorumluluğunu ve onurunu taşıyorum. Yeni Parti, Türkiye’nin zaten kalabalık olan siyasi hayatına eklenmiş yeni bir partiden ibaret değil. Çok daha temel bir ihtiyaçtan doğdu: Türkiye’de ve dünyada demokrasinin giderek daha fazla baskı altında olduğu bir dönemde, yeni bir demokratik siyaset anlayışına duyulan ihtiyaçtan. 21. yüzyılın otoriter rejimleri artık seçimleri tümüyle ortadan kaldırmaya pek ihtiyaç duymuyor. Bunun yerine demokrasiyi içeriden boşaltıyorlar. Kurumları ele geçiriyor, bağımsız medyayı zayıflatıyor, yargıyı siyasallaştırıyor ve muhalifleri sindiriyorlar. Amaçları seçmeni siyasi değişimin ya imkânsız olduğuna ya da bedelinin çok ağır olacağına inandırmak.
"ASIL MESELE SİYASİ REKABETİN ÖZGÜR KALIP KALAMAYACAĞI"
Türkiye de 2002’den bu yana ülkeyi yöneten Recep Tayyip Erdoğan döneminde böyle bir demokratik aşınma yaşadı. Yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan Erdoğan’ın kurduğu düzen bugün giderek daha fazla kurumlar üzerindeki kontrole ve muhalefet üzerindeki baskıya dayanıyor. Mart 2025’ten itibaren bu süreç çok daha kaygı verici bir aşamaya girdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Erdoğan’ın karşısındaki en güçlü siyasi rakip olan Ekrem İmamoğlu, giderek genişleyen soruşturmalar kapsamında tutuklandı. Otuzdan fazla belediye başkanımız görevden uzaklaştırıldı ya da tutuklandı. Aynı dönemde açılan davalarla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminin meşruiyeti de tartışmaya açılmaya çalışıldı. Artık mesele yalnızca bir seçimi kimin kazanacağı değil. Asıl mesele Türkiye’de siyasi rekabetin gerçekten özgür kalıp kalamayacağıdır.
Biz demokratik muhalefete çizilmek istenen bu sınırları kabul etmedik. Yeni Parti işte bu itirazdan doğdu. CHP’den ayrılırken Türkiye’nin cumhuriyetçi, demokratik ve sosyal demokrat birikimine sırtımızı dönmedik. Tam tersine bu mirası yaşatmanın artık siyasette yeni bir yol açmayı gerektirdiğine inandığımız için ayrıldık. Gücümüzü, değişim umudunu hâlâ kaybetmemiş milyonlardan alıyoruz. Geleceğini başka ülkelerde arayan gençlerden, hayat standardı her geçen gün gerileyen emekçilerden, kendisini yalnız bırakılmış hisseden çiftçilerden ve emeklilerden, özgürlüklerini savunan kadınlardan, önünü görmek isteyen girişimcilerden ve onuruna saygı duyan bir devlet isteyen yurttaşlardan.
"TOPLUMSAL BİRLİKTELİK HEDEFLİYORUZ"
Köklerimiz sosyal demokrasidedir; eşitlikte, sosyal adalette, dayanışmada ve demokraside. Ancak bugün demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunmak artık tek bir siyasi geleneğin görevi olamaz. Biz farklı siyasi geleneklerden gelen demokratları, hatta kendisini hiçbir siyasi etiketle tanımlamak istemeyen yurttaşları aynı zeminde buluşturmak istiyoruz. Çünkü bizi bugün bir araya getiren değerler, geçmişte bizi birbirimizden ayıran meselelerden daha önemlidir. Yargı bağımsız olmalıdır. Seçimler iktidarın gerçekten değişebilmesine imkân vermelidir. Siyasi iktidar halka hesap vermelidir. Bütün yurttaşlar eşit olmalıdır. Ekonomik kalkınma eşitsizliği büyütmemeli, herkes için yeni fırsatlar yaratmalıdır. Yeni Parti, geleneksel parti siyasetinin ürünü olan yeni bir ittifak projesi de değildir. Biz yukarıda siyasi aktörlerin bir araya geldiği bir ittifak değil, aşağıdan yukarıya kurulan bir toplumsal birliktelik hedefliyoruz. Yurttaşların öncelikleri belirlediği, politikaların oluşturulmasına katkı sağladığı ve yöneticilerden hesap sorabildiği bir siyaset anlayışı kurmak istiyoruz.
"DEMOKRATİK TÜRKİYE, AVRUPA VE AKDENİZ İÇİN DAHA GÜVENİLİR ORTAK OLACAK"
Bu arayışın bazı yönleri İtalyanlara da tanıdık gelebilir. İtalya ile Türkiye’nin siyasi tarihleri elbette birbirinden farklıdır. Ancak her iki ülke de yerleşik siyasi yapıların toplum nezdinde meşruiyetini kaybettiği dönemlerden geçmiştir. Üstelik ülkelerimizi birbirine bağlayan ortak bir Akdeniz ve Avrupa tarihi vardır. Bugün Türkiye, bu demokratik ve kurumsal gelenekten uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bizim için demokrasi yalnızca ahlaki bir ilke değil, aynı zamanda stratejik bir güçtür. Bağımsız kurumlar ekonomiye güven verir. Hukukun üstünlüğü yatırım çeker. Kuralları işleyen, öngörülebilir demokrasiler uluslararası alanda güvenilir ortaklar olur. Demokratik bir Türkiye daha özgür, ekonomik olarak daha güçlü, Avrupa ve Akdeniz için de daha güvenilir bir ortak olacaktır. Bugün Avrupa’nın dört bir yanında geleneksel siyasi yapılar genç kuşaklarla bağ kurmakta zorlanıyor.
"OTORİTERLİK TÜRKİYE'NİN KADERİ DEĞİLDİR"
Otoriterlikle mücadele ise tepeden yeni partiler kurmakla kazanılamaz. Demokrasilerin yeniden aşağıdan yukarıya katılımı, yurttaşın siyasete doğrudan dahil olduğu bir anlayışı keşfetmesi gerekiyor. Bizim hedefimiz bir seçim kazanmaktan çok daha büyüktür. Daha temel bir gerçeği göstermek istiyoruz. Otoriterlik Türkiye’nin kaderi değildir. Türkiye’nin köklü bir demokrasi geleneği, bütün baskılara rağmen ayakta duran güçlü bir sivil toplumu, hayalleri ve iddiaları olan milyonlarca genci ve muazzam bir ekonomik potansiyeli var. Türkiye’nin yurttaşları, ülkelerinin geleceğini barışçıl ve demokratik siyaset yoluyla belirleme iradelerini defalarca ortaya koydular. Biz o Türkiye’nin hâlâ var olduğuna inanıyoruz. Türkiye, iktidarı kendisine verilmiş kalıcı bir hak gibi gören küçük bir çevrenin değil, yurttaşlarının ülkesidir. Geleceğine güvenen ve demokratik kaderini yeniden kendi ellerine almaya kararlı yurttaşların. Yirmi yılı aşkın süredir Türkiye’de siyasi dönemin belirleyici ismi Erdoğan oldu. Ama hiçbir siyasi dönem sonsuza kadar sürmez. Yeni dönem çoktan başladı."





