Türkiye'de doğurganlık hızı alarm verirken asgari ücretle çalışan bir çift yalnızca doğum masrafını karşılayabilmek için aylık gelirinin büyük kısmını henüz hastaneden çıkmadan harcamak zorunda kalıyor. Bebek sahibi olmanın faturası 36 bin liradan başlıyor.
2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine giren toplam doğurganlık hızı, 2025 yılında 1,42 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son dokuz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10'un altında kalmaya devam ederken Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında da doğurganlık hızında 11. sırada yer aldı.
Peki, 2001'de 2,38 çocuk olan toplam doğurganlık hızı neden kritik seviyenin altına düşmüş olabilir? Sosyal ve ekonomik koşullara bakıldığında mevcut durum pek çok bileşenle birlikte değerlendirebilir ancak hiç şüphesiz ekonomik sorunlar ve gelecek kaygısı en büyük sorunlardan biri olarak karşımızda duruyor.
HALK PARALI SAĞLIK SİSTEMİNE MAHKÛM
Türkiye’de milyonlarca yurttaş, geçimini sağlamakta her ay bir nebze daha zorlanıyor. İktidar temsilcileri uyguladıkları ekonomi politikalarıyla Türkiye’nin her geçen gün ‘bir üst lige’ çıktığını propaganda etse de gerçekler yıllık yüzde 32’yi aşan enflasyon ve yüzde 31'le rekor seviyesine yaklaşan gerçek işsizlik rakamlarını yüze çarpıyor.
Öte yandan halk için kaliteli eğitim ve sağlık hizmetleri almak büyük paraları da gözden çıkarmak anlamına geliyor. Türkiye'de kamu hastanelerinde doğum hizmetleri de önemli bir alternatif oluşturuyor ancak birçok ilde göz alıcı büyük binalarla açılışı yapan hastaneler kadro eksikliği yüzünden personelsiz kalırken, halk paralı sağlık sistemine mahkûm hâle geliyor.
FİYATLAR 357 BİN TL'YE KADAR ÇIKIYOR
Peki, ülkenin en kalabalık şehri olan İstanbul’da asgari ücretle yaşamını sürdürmeye çalışan bir çift, bebek sahibi olmak istediğinde sadece doğum için karşısına nasıl bir fatura çıkıyor?
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre sadece İstanbul’da 200’e yakın özel hastane bulunuyor. Hastanelerin ismi, bulunduğu il hatta şubelerinin konumu dahi ailelerin doğum için gözden çıkaracakları bütçeyi değiştiriyor.
BirGün’den Merve Atıcı, hem Avrupa hem Anadolu Yakası’nda en çok tercih edilen özel hastanelere ulaştı. Doğum fiyatları incelendiğinde süreçle ilgilenecek hekimin unvanından doğum şekline kadar pek çok başlığın fiyatları değiştirdiği dikkati çekti.
Hastanelerin tamamı 3 Temmuz’da açıklanacak enflasyon rakamlarıyla birlikte fiyatlarda artış olacağı bilgisini verdi. Buna göre yeni enflasyon verilerinden hemen önce doğum yaparak zamlı fiyatlardan kurtulabilenler ortalama 36 bin Türk Lirası ile 357 bin Türk Lirası arasında değişen fiyatlarla bebeklerini dünyaya getirebilecek.
ASGARİ ÜCRETLİ NASIL ANNE-BABA OLACAK?
Türkiye'de asgari ücret Ocak 2026 itibarıyla 28 bin 75 lira olarak uygulanıyor. Asgari ücretle çalışan bir çiftin aylık geliri ancak 56 bin 150 liraya ulaşıyor.
Bu çift, doğumun gerçekleştiği bir özel hastaneden en az 36 bin lira ödeyerek çıktığında bebeklerinin bakımı, ev kirası ve diğer zorunlu giderleri için ellerinde kalan 20 bin 150 lira ile ayı geçirmek zorunda. Bu tutara iktidarın "Aile Yılı" kapsamında hayata geçirdiği ilk çocuk için 5 bin liralık doğum yardımını da ekleyince çiftimiz yenidoğan bebekleri ve ellerindeki 25 bin 150 lira evlerine dönüyor.
YOKSULLUK SINIRI 116 BİN LİRANIN ÜZERİNDE
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) tarafından açıklanan Açlık ve Yosulluk Sınırı Araştırması'na göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcamasını ifade eden açlık sınırı 35 bin 758,88 TL’ye çıktı.
Gıda harcamalarının yanı sıra giyim, konut, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların da dahil edildiği yoksulluk sınırı 116 bin 478,40 TL olarak hesaplandı. Tek başına bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 46 bin 248,50 TL seviyesine yükseldi.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanılan krizi "Nüfus artış hızımız azalıyor, doğurganlık oranına baktığımızda şu anda bir felaketi yaşıyoruz. Toplum olarak bireyselleşiyor, bunun sonucu olarak yalnızlaşıyoruz" sözleriyle anlatıyor.
Elbette doğurganlık hızındaki düşüşü tek başına ekonomik nedenlerle açıklamak yeterli değil. Mevcut durum çok sayıda sosyal, ekonomik ve demografik faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirir ancak sadece asgari ücretle geçinen bir çiftin bebek sahibi olmasına yönelik basit bir matematik işlemi bile tablonun "bireyselleşme" ile açıklanamayacağını apaçık bir gerçeklik olarak önümüze seriyor.