Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin Alanya İlçe Başkanlığı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Özdağ, Alanya’da cumartesi gününe kadar çeşitli temaslarda bulunacaklarını belirterek yurttaşlar, sivil toplum kuruluşları, gençler, çiftçiler ve iş insanlarıyla görüşeceklerini söyledi. Türkiye ekonomisinin yaşadığı sorunların yanı sıra fon krizine ilişkin de değerlendirmeler yapacaklarını ifade eden Özdağ, “Aslında fon yolsuzluğu demek lazım çünkü krize bir yolsuzluk yol açtı” dedi.
Özdağ, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın henüz TBMM tarafından onaylanmadığını belirterek, yurt dışına asker gönderilebilmesi için TBMM’nin onayının gerektiğini vurguladı.
Özdağ, Zafer Partisi olarak Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın menfaatlerini korumak amacıyla Orta Doğu’da bir maceraya sürüklenmesine kesinlikle karşı olduklarını söyledi.
“Çok net olarak ifade edelim, Türk askerinin Yemen’de İsrail’in baş düşmanı olan Husilere karşı savaşa götürülmek istenmesini Türk milleti kabul etmeyecektir. Türk askerinin Suudi Arabistan, yani Suudi ailesine ait olan Arabistan için kan dökmesini, cepheye yollanmasını asla kabul etmeyeceğiz ve Zafer Partisi olarak da bu konudaki net görüşümüzü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da savunacağız.”
BELEDİYELERE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ: “DÜŞMAN CEZA HUKUKU UYGULAMASIDIR”
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özdağ, Mersin ve İstanbul’daki belediyelere yönelik operasyonların yürütülme biçimini eleştirdi.
Özdağ, fon soruşturması kapsamında haksız kazanç elde ettiği iddialarıyla ifadeye çağrılan eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’ya uygulanan yöntem ile belediye başkanlarına yönelik uygulamalar arasında karşılaştırma yaptı.
Özdağ, Mersin’de sabah saatlerinde bir belediye başkanının evine baskın yapıldığını, bunun kameraya alındığını ve görüntülerin servis edildiğini belirterek, Vahap Seçer’in davet edilmesi halinde ifade vermeye gitmeyeceğine ilişkin bir durum olmadığını söyledi.
Özdağ, Fatma Betül Sayan Kaya’nın ise evine baskın yapılmadan sabah 06.30’da ifadeye çağrılmasını iktidar mensubu olmasına bağladı.
“Neden Fatma Hanım’ın evine baskın yapılmadı, sabah altı buçukta da ifadeye davet edildi? İktidar mensubu olduğu için. Neden Vahap Seçer’in evine baskın yapıldı? Muhalefette olduğu için. Bu, anayasanın bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğuna dair anayasal hükmüne aykırı düşman ceza hukuku uygulamasıdır.”
KAYA’NIN İFADEYE ÇAĞRILMASI: “DOĞRUDUR VE GECİKMİŞTİR”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturması kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya’nın ifadeye çağrılmasına ilişkin değerlendirmesi sorulan Özdağ, bu kararın doğru olduğunu ancak geç kalındığını söyledi.
Özdağ, Kaya’nın ifadesinin alınması için günler sonra davet edildiğini belirterek, savcılarla görüşmeden önce gazetecilerle özel görüşmeler yaptığını ve bir gazeteciye yaptığı açıklamayı eleştirdi.
Özdağ, “Fatma Hanım’ın bu ifadeyi vermek için davet edilmesi doğrudur ve gecikmiştir. Üzerinden günler geçtikten sonra bu ifadeyi vermek için davet edildi. Fatma Hanım, savcılarla konuşmadan önce gazetecilerle çok özel görüşmeler yaptı ve bir gazeteciye, Nagihan Alçı’ya, ‘Eğer kötü bir şey olduğunu düşünseydim bunu kendi adımla yapmazdım, başkasının adıyla yapardım’ demiş” ifadelerini kullandı.
Kaya’nın bu sözlerinin etik anlayışını ortaya koyduğunu savunan Özdağ, yanlış olduğunu düşündüğü bir eylemin başka birinin adıyla da yapılmaması gerektiğini söyledi.
Özdağ, “Fatma Hanım, yanlış bir şey olduğunu düşündüğünüzde başkasının adıyla yapmazsınız, o eylemi hiç yapmazsınız. Bakın, siz hiç yapmamayı düşünmüyorsunuz. ‘Kendi adımla yapmazdım’ diyorsunuz. Bundan daha büyük bir gaf olabilir mi? Kendi kendinizi siz ele veriyorsunuz” dedi.
Özdağ, soruşturmanın yürütülme biçimine ilişkin kuşkuları bulunduğunu da ifade etti.
“Umarım bu soruşturma bir aklama operasyonuna da dönüşmez. Hukukun bütün gerekleri gerçekleşir. Umarım derken şunu da söyleyeyim, bekliyor muyum? Hayır, beklemiyorum. Ne yazık ki beklemiyorum. Çünkü Türkiye’de hukukun araçsallaştırıldığı, siyasallaştırıldığı ve suç yaratıldığı, suçsuz kişilerin nasıl cezalandırıldığını, cezaevlerine, hapse atıldığını kendim yaşayarak deneyimlemiş bir insanım.”
BALLI’NIN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN: “BEKLEYELİM, GÖRELİM”
Özdağ, fon soruşturmasında adı geçen, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı ile ortaklığı bulunduğu belirtilen ve haksız kazanç elde ettiği iddialarıyla gündeme gelen Ali Emre Ballı’nın İstanbul’da aracında ölü bulunmasına ilişkin soruyu da yanıtladı.
Ballı’nın önce mal varlığına el konulduğunu, ardından serbest bırakıldığını belirten Özdağ, ölümün bazı kişiler tarafından cinayet, bazı kişiler tarafından ise intihar olarak değerlendirildiğini, ancak soruşturmanın devam ettiğini söyledi.
Özdağ, olayın fon yolsuzluğuyla bağlantılı olmasının kendisi açısından şaşırtıcı olmadığını ifade ederek, yüz binlerce insanın ekonomik durumunun büyük ölçüde bozulduğunu savundu.
“Çünkü o kadar büyük bir yolsuzluk gerçekleşti ki yüz binlerce insanın ekonomik durumu kökten bozuldu ve daha ilk gün, yolsuzluk duyulur duyulmaz yapmış olduğumuz açıklamalarda bir intihar dalgasının geleceğini söylemiştik. Umarım sayı artmaz. Ancak bu bir intihar mı yoksa çok şey bildiği için bu kişi öldürüldü mü? Bunu ancak önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak bilgiler netleştirecek.”
Özdağ, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin başlatılan soruşturmayı da hatırlatarak, “Yani kimin nasıl öldüğü bile belli değil bu ülkede. Onun için bekleyelim, görelim” dedi.
X’TEKİ ERİŞİM ENGELLERİNE TEPKİ
Aralarında bazı gazeteciler ile haber ve medya sitelerinin de bulunduğu sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri de Özdağ’a soruldu.
Özdağ, Ambargo TV’nin de aralarında bulunduğu yüzlerce önemli ve kamuoyunu bilgilendiren hesaba erişim engeli getirildiğini belirterek, bu uygulamaların anayasal iletişim özgürlüğü ile halkın bilgi edinme özgürlüğüne aykırı olduğunu savundu.
Özdağ, hesaplar hakkında suç işlendiği gerekçesiyle soruşturma açılabileceğini ancak erişim engelinin farklı bir uygulama olduğunu söyledi.
“Bu bir antidemokratik baskı rejimi uygulamasıdır. Ama bütün bu tür uygulamalar sonunda hukuku ve demokrasiyi karşılarında bulmak durumundalar.”
BAHÇELİ’NİN 2028 AÇIKLAMASINA YANIT: “2027’DE DE OLABİLİR”
Özdağ, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçimlerin 2028’de yapılması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması yönündeki açıklamalarının sorulması üzerine de değerlendirmelerde bulundu.
Bahçeli’nin seçimlerin 2028’de yapılacağına ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, yasamada ise MHP’nin bulunacağına yönelik açıklamasını siyasi bir değerlendirme olarak nitelendiren Özdağ, daha önce yapılan bazı açıklamaları hatırlattı.
Özdağ, “Sayın Bahçeli’nin, seçimlerin 2028’de olacağına dair açıklaması ve Erdoğan Cumhurbaşkanı, yasamada Milliyetçi Hareket Partisi açıklaması siyasi bir açıklamadır. Sayın Bahçeli bize Turan’a gideceğimizi söylemişti birlikteyken. Sonra da o İmralı’ya gitti. Onun için değişebiliyor. Bu açıklamasını bu çerçevede değerlendiriyorum. 2028 deyip, 2027’de de olabilir. Yani ‘şaka yaptım’ diyebilirler” dedi.
Zafer Partisi olarak seçimlere hazır olduklarını belirten Özdağ, “Onun için erken, geç, çok geç, çok erken ne zaman yapılırsa yapılsın seçimler için hazırız” ifadelerini kullandı.
CEMİL TUGAY’A: “KORKTUĞUNUZ İÇİN GEÇTİĞİNİZİ SÖYLESEYDİNİZ”
Özdağ, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmasına ilişkin soruyu da yanıtladı.
Parti değiştiren belediye başkanlarının korku nedeniyle bu kararı aldığını savunan Özdağ, Tugay’ın kararını çocuklarına, torunlarına ve seçmenlerine gururla anlatabileceği bir davranış olarak görmediğini söyledi.
“Korktuklarını görüyoruz. Korku insani bir duygudur. Hapse girmek... Ben hapse girmiş bir insan olarak bunu anlayabiliyorum. Hapse girene kadar hapis ürkütücü bir yer. Hapse girdikten sonra ürkütücü değil. Ama bu arkadaşlar hapse girmedikleri için ürküyorlar, korkuyorlar. Ve bu korkuya yenilenler de AKP’ye gidiyorlar.”
Tugay’ın açıklamalarına da değinen Özdağ, daha açık konuşması gerektiğini savundu.
“Cemil Bey, biraz daha dürüst olsaydınız keşke ve deseydiniz ki: ‘Sevgili İzmirliler, çok korktum. Korktuğum için geçtim.’”
Korkunun insani bir duygu olduğunu yineleyen Özdağ, “Ama demokrasilerde insanlar korkuyorlarsa o ülkede demokrasi yok demektir. Zaten Türkiye’de demokrasi yok” diye konuştu.
Bir gazetecinin “Mansur Yavaş neden geçmedi?” sorusuna ise Özdağ, “Demek ki korkmadı” yanıtını verdi.




