"Aziz İhsan Aktaş suç örgütü" davası kapsamında aylardır Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Adana Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin cezaevine ilk geldiği gün yaşadıklarını anlattı. Tekin, yedi ay boyunca dış dünyadan koparıldığı koğuşa giriş anını ve cezaevi rejiminin yarattığı psikolojik tabloyu aktardı. Tekin, beş ayrı kilitli demir kapının gürültüyle açıldığını, eşyalarının bulunduğu siyah bir çöp poşeti ve yatağıyla koğuşun önüne getirildiğini ifade etti.

Tekin'in mektubu şu şekilde:
Silivri’deki ilk günüm. Giriş işlemlerinin ardından yedi aydır dışarıya adım atamadığım koğuşumun önüne getirildim. Yanımda iki gardiyan; ellerimde eşyalarımın olduğu siyah bir çöp poşeti ve yatağım. Beş kilitli demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı.
İçerideki kadınlar her kapı sesinde dışarı dikkat kesilir, yeni birisi gelmişse, kapıya koşarlar. O gün beni karşılayanlardan biri yatağıma, diğeri çöp poşetindeki eşyalarıma sarıldı.
Uygun bir odaya yerleştirildim. “Geçmiş olsun”lar başladı. Operasyonu televizyondan izlemişlerdi, beni tanıyorlardı. Gizlilik kararı olan dosyada mahkeme öncesi nasıl teşhir edilip peşinen yargılandığımızı anladım. “İnanmıyoruz başkanım,” dediler, “bu size yapılan siyasi.” Kahveler yapıldı, dertleşmeler başladı.
Yatağımı alıp odaya götüren kadın, o andan itibaren kız kardeşim oldu. Mimar. Aylarca iddianame beklemiş, her SEGBİS’te tutukluluğun devamına karar verilmişti. Aylar boyunca birlikte güldük, dertleştik. Gülerken ağladık, ağlarken güldük. Yaşamanın boynumuzun borcu olduğunu biliyorduk.
15 ay iddianameyi bekledikten sonra, ilk mahkemede serbest bırakıldı. Böylece koğuşun en kıdemli ikinci kişisi olmuştum. Onurlu bir hayatın içinden koparılan o on beş ayın hesabını kim verecek? Geciken adaletin, adalet olmadığını kim haykıracak?




