Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözünü günümüze uyarlamak istesek, cümleyi nasıl kurmamız gerekir?
Sözlükte, "stratejik bir yeri veya geçidi korumak amacıyla inşa edilen askerî yapı" olarak tanımlanan kaleler, topun yaygınlaşmasıyla birlikte 15. yüzyıl sonlarında eski önemini yitirmeye başladı.
Düşman askerlerinin aşmaması için inşa edilen kale duvarları, top atışlarına yenik düştü.
Antik çağlardan beri savunma amacıyla kullanılan kale, sur veya hisar türü yapılar günümüzde birer turistik gezi mekanı halini alsa da güçlü ve sağlam olan şeyleri tanımlarken hala "kale gibi" deyimini kullanıyoruz. Savunmanın son mevzisine ise "son kale" adını veriyoruz.
Günümüzde üretimin geldiği noktada fabrikalar hala "kale" midir? Değilse şayet günümüzün kalesi nerededir?
Yanıt arıyoruz:
Serbest araştırmacılar Ramazan Aslan ve Erdem Dağdemir'in kaleme aldığı "Yumuşak Güç Kapsamında Kültürün Operatif Kullanımı" başlıklı makale kısa bir süre önce yayımlandı.
1980’li yılların sonunda literatüre giren "soft power" yani "yumuşak güç" kavramı, son yıllarda kulağımıza daha sık çalınıyor.
Makalede yumuşak güç, "istenilen şeyleri başkalarının da istemesini sağlama sanatı" olarak tanımlanıyor.
Aslan ve Dağdemir, yumuşak güç kullanımına örnek olarak "Ninja Kaplumbağalar" isimli çizgi filmin ülkemizde yayınlanması ile fastfood kültürünün yaygınlaşmasının aynı dönemlere denk gelmesine dikkat çekiyor.
Theodor W. Adorno, çizgi filmler yoluyla çocukların "bireysel direniş" fikrinin kırılarak törpülenmesini sağlamak gibi bir misyonu olduğunu savunuyor: "Donald Duck dayak yemelidir ki, onları izleyen bahtsızlar da yedikleri dayağa alışsın."
Örnekler çoğaltılabilir...
Makalede, binlerce yıldır farklı isimlerle uygulanan bu "yumuşak güç" kullanımlarının, tedbir alınması gereken yönüne dikkat çekiliyor.
* * *
Peki günümüzün kalesi "kültür" olabilir mi?
"Kültürün operatif yönü" her geçen gün bizi daha da fazla bu yönde düşünmeye sevk ediyor.
Barış döneminde zihinlere uygulanan savaş olarak tanımlanabilen yumuşak güç konusunda yazarlar şu uyarıyı dile getiriyor:
"Kapitalizmin, kültür endüstrisinin üzerinden kurduğu sistem veya illüzyon, insanların ihtiyaçlarından çok, neye ihtiyaçları olduğu, nereye ait olmaları gerektiği, kimleri sevmeleri gerektiği, kısacası neyi idealleştirip, neyi ötekileştirmeleri gerektiği fikrini yönlendirerek veya benimseterek, zihinleri biçimlendirmek üzerinedir."
Kale metaforunu sürdürürsek: "Kale" yöneticiler ve askerler için "korunması gereken stratejik yer" anlamına gelirken kalede yaşayan ahali için de "güvenli yer" anlamına geliyordu.
Kültürümüz, "güvenli bölgemiz" değil midir?
İnsan davranışlarına yön veren fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçların, arzu ya da isteklerin "kültür" yoluyla manipüle edilebilmesi hatta deyimi yerindeyse "hacklenebilir" olması başlı başına bir sorun değil midir?
Son günlerde gündemimizi ve zihinlerimizi meşgul eden sorunların çoğu kültür dünyamızla yakından ilgilidir.
"Son kalemiz" belki de bu nedenle kültürdür...
Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr