Münferit değil, normalleşen bir korkunçluk

Bir cümle düştü ortalığa.

“Ortaokul çocukları bazen bir kadından daha cazip gelebilir…”

İnsan bu cümleyi tekrar etmek istemez.
Ama bazen bazı cümleler, tekrar edilmek için değil, unutulmasın diye yazılır.

Antalya’da, Süleymancılara ait bir yurtta 10 çocuk istismara uğradı.
Sonra ortaya çıktı: Ailelere susmaları için para teklif edilmiş.

Aslında hikâyenin en korkunç tarafı bu değil.

En korkunç tarafı şu:

Bu ülkede artık bu tür haberleri okuduğumuzda şaşırmıyoruz.

“Alıştık” demek kolay.

Ama insan böyle bir şeye gerçekten alışır mı?

Alışılan şey, suçun kendisi değil.

Alışılan şey, sonrası.

Bir olay oluyor.
Bir süre konuşuluyor.
Sonra bir kelime geliyor:

“Münferit.”

Ve her şey küçülüyor.

Karaman’da böyle oldu.
Adıyaman’da böyle oldu.
Kahramanmaraş’ta, Denizli’de, Gaziantep’te…

Hep aynı döngü:

Çocuk konuşur.
Haber çıkar.
Tepki yükselir.
Sonra dosya daralır.

Fail yargılanır gibi olur.
Yapı korunur.

Oysa mesele hiçbir zaman sadece fail olmadı.

Çünkü aynı yerlerde, aynı biçimlerde, aynı yaş grubuna yönelik aynı suç tekrar ediyorsa…

Ortada tekil bir sapma yoktur.

Bir zemin vardır!

O zemin şudur:

Kapalı yapılar.

İçeride kurulan hiyerarşi.
Sorgulanmayan itaat.
Dışarıya kapalı bir dünya.

Ve en önemlisi:

Denetimsizlik.

Böyle yerlerde suç, bir anda ortaya çıkmaz.

Yavaş yavaş mümkün hale gelir.

Önce sınırlar gevşer.
Sonra sessizlik yerleşir.
Sonra dokunulmazlık hissi büyür.

Ve bir gün biri çıkar, hiç çekinmeden o cümleyi kurar:

“Ortaokul çocukları bazen bir kadından daha cazip gelebilir…”

Çünkü artık kendini saklama ihtiyacı bile hissetmez.

Ailelere para teklif edilmesi bu yüzden şaşırtıcı değil.

Bu, suçtan sonra gelen refleks değil.

Bu, o düzenin parçası.

Susmayı örgütleyen, konuşanı yalnız bırakan bir refleks.

Asıl mesele şu:

Bu ülkede çocuklar neden hep aynı tür yapıların içinde zarar görüyor?

Neden her olaydan sonra “bu son olur” deniyor ama olmuyor?

Neden kapatılan yerler bir süre sonra yeniden açılıyor?

Cevap zor değil.

Çünkü biz suçu konuşuyoruz, zemini değil.

Faili tartışıyoruz, yapıyı değil.

Ve her seferinde meseleyi küçültüyoruz.

Bir ülkede aynı suç, aynı yerlerde tekrar ediyorsa orada “münferit” bir şey yoktur.

Orada, konuşulmadıkça büyüyen bir zemin vardır.

Ve o zemin değişmediği sürece, her yeni haber bir öncekini unutturmak için gelecek.