TBMM'ye gelen Mekke Anlaşması'nın tamamlayıcısı olarak Katar’da Pakistan ve Endonezya ile Bedir Zaptı imzalandı. ABD'nin taşeronluğunu üstlenen iktidarın tehlikeli maceralarına karşı uzmanlar uyardı: Türkiye savaşların tarafı olmamalı.

Birgün'ün habeine göre; İran savaşına saplanan Amerikan emperyalizminin bölgesel taşeronluğunu üstlenen tek adam rejimi peş peşe yaptığı anlaşmalarla ülkeyi tehlikeli sularda yüzdürüyor. Yemen ile savaşan Suudi Arabistan’a asker gönderilmesini içeren Mekke Anlaşması’nın Meclis’e geldiği günün ertesinde Doha’da bir başka askeri anlaşmaya imza atıldı.

Katar, Endonezya, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan çok taraflı Bedir Mutabakat Zaptı askerî üretimi teşvik etmeyi, dört ülkenin askerî kabiliyetlerini güçlendirmeyi, teknik, askerî, eğitim, araştırma ve geliştirme konularında iş birliğini desteklemeyi amaçlıyor.

DOHA'DA DOLUNAY MUTABAKATI

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve mevkidaşları tarafından imzalanan mutabakata, dolunay anlamına gelen “Bedir” adı verildi. Çok taraflı ortaklığı içeren mutabakat savunma ve askeri işbirliğini içerse de Mekke Anlaşması sonrasında gelen adım dikkat çekici. 7 Ağustos’ta imzalanan ve önceki gün Meclis’e sunulan tartışmalı Mekke Anlaşması NATO’nun 5. maddesine benzer şekilde Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin birbirine askeri destek vermesini, taraflardan birine yapılan saldırının diğerine de yapılmış saymasını içeriyor.

Metne göre taraflar, anlaşmanın yürürlüğe girmesini takip eden ilk 10 yıl boyunca anlaşmadan ayrılamayacak. Muhalefetin sert tepki gösterdiği anlaşma komisyondaki görüşmelerin ardından en kısa sürede Genel Kurul’a sevk edilecek.

ABD PLANLARINA ENTEGRE

Doha ve Mekke’deki anlaşmalar siyasal İslamcı rejimin ABD’nin yönelimleri doğrultusunda yöneldiği Ortadoğu merkezli stratejinin bir çıktısı. Körfez Arap ülkeleri ile Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerle kalkışılan ittifaklar İran merkezli Şii Hilali’ne karşı bölgede Sünni Dolunayı oluşturmayı hedefliyor.

Sünni Dolunayı ABD’nin Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun şekilde ilerlerken peşi sıra imzalanan bu anlaşmaların bağlandığı yer Amerikan emperyalizmi ve İsrail’in çıkarları. ABD ve İsrail Ortadoğu’da savaşlarla, saldırılarla kanlı bir düzen oluşturmaya çalışırken AKP iktidarı yaptığı anlaşmalarla ülkeyi Ortadoğu ve bölgedeki tehlikeli savaşların parçası kılmak istiyor. Anlaşmaları değerlendiren YENİ Parti’li Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, “Taraf devletlerden birinin hâlihazırda içinde bulunduğu veya gelecekte dâhil olabileceği çatışmaların Türkiye açısından doğuracağı sonuçlar açıklığa kavuşturulmalıdır. Örneğin, Pakistan ile Afganistan arasında yaşanan çatışmaların anlaşma kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, böyle bir durumda Türkiye’nin askerî bir yükümlülük üstlenip üstlenmeyeceği ve bu yükümlülüğün sınırlarının ne olacağı belirsiz bırakılmamalıdır. Benzer şekilde, Suudi Arabistan’ın mevcut çatışma ortamı da dikkate alınmalıdır. Bu nedenle anlaşmanın kapsamı, yükümlülükleri, siyasi ve askerî hedefler, Yemen kaynaklı güvenlik riskleri, Somali ve Aden Körfezi’ne muhtemel etkiler, Türkiye–İran ilişkileri boyutu açıklığa kavuşturulmalıdır” diye konuştu.

ANLAŞMALAR İRAN'A KARŞI

Sivas'tan acı haber! Isınmak isteyen çift zehirlendi
Sivas'tan acı haber! Isınmak isteyen çift zehirlendi
İçeriği Görüntüle

Dış politikalar yazarı Semih İdiz ise NATO’nun 5’nci maddesini hatırlatarak, “Meclis bu anlaşmayı onaylarsa bir uluslararası anlaşma olduğu için tezkere için her zaman Meclis onayına gerek kalmayabilir. Ama S. Arabistan'a saldırı olursa Türkiye’nin yüzde yüz Yemen asker çıkaracağı anlamına da gelmiyor” diye konuştu.

Ediz, Bedir Mutabakatını da değerlendirerek “Doha’da imzalana anlaşmayı tek bir çatı altında olmasa bile Sünni beraberliğini genişletme olarak görüyorum. Çünkü müttefiklerin hepsi ağırlıklı olarak Sünni ülkeler” dedi. Ediz, anlaşma ile İran’a karşı bir savunma hattı geliştirildiğini belirterek, “Anlaşma İran ismini zikretmiyorsa bile kimin kime mesaj gönderdiği malum” diyerek konuştu.

ÇATIŞMALARA TARAF OLABİLİR

Ortadoğu’daki gelişmelerin ABD öncülüğünde kurulan bölgesel düzeninin kırılganlığını hem de bölge ülkelerinin Washington’a duyduğu güvenin giderek aşındığını gösterdiğini kaydeden Doç. Dr. Sinem Arslan, “Karşılıklı savunma taahhütleri, bir yandan caydırıcılığı güçlendirirken diğer yandan ülkeleri ortaklarının güvenlik sorunlarına ve bölgesel rekabetlerine daha fazla bağımlı hale getirebilir. Türkiye açısından da Mekke Anlaşması’nı yalnızca artan bölgesel nüfuzunun bir göstergesi olarak değerlendirmek yeterli değil. Asıl sorgulanması gereken, bu ittifakın Türkiye’nin güvenliğine ne ölçüde katkı sağlayacağı, hangi siyasi ve askerî maliyetleri beraberinde getireceği ve bölgesel çatışmalara dâhil olma riskini artırıp artırmayacağı” şeklinde konuştu.