Meclis’te yumruk, hukukta derinleşen tartışma

Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin temsil edildiği kurumdur. Bu ifade, yalnızca sembolik bir anlam taşımakla kalmayıp, aynı zamanda anayasal bir gerçekliği de ifade etmektedir.

Meclis, halkın egemenlik hakkını kullandığı organdır. Yasalar burada yapılır. Hükümet burada denetlenir. Bütçe burada kabul edilir. Siyasi görüşler burada çatışır ama bu çatışma sözle olur, hukuk içinde olur. Çünkü Meclis, kuvvetler ayrılığı sisteminde yasama organıdır ve demokratik meşruiyetin merkezidir.

Anayasa hukukunda Meclis, devletin üç temel organından biridir: yasama, yürütme ve yargı. Yasama organı olarak Meclis’in görevi kanun yapmak ve yürütmeyi denetlemektir. Bu nedenle Meclis’te yaşanan her olay, sadece siyasi değil; anayasal bir anlam da taşır.

Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yemin töreni sırasında CHP ve AKP milletvekilleri arasında fiziki kavga yaşandı. CHP milletvekilleri, Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savundu. İddialara göre Gürlek, yargıçlık görevinden istifa etmeden bakan oldu. Bu nedenle usul tartışması açılmak istendi. Talep kabul edilmedi. Gerilim bir anda yükseldi.

Kavga sırasında CHP milletvekilleri Mahmut Tanal ve Cem Avşar yaralandı. AKP milletvekili Osman Gökçek’in Mahmut Tanal’a vurduğu ve Tanal’ın yüzünün kanlar içinde kaldığı görüldü. Cem Avşar’ın omzu çıktı.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yaşananları “Anayasa’ya aykırı bir teşebbüs” olarak nitelendirdi.

Olaydan sonra Osman Gökçek TV100’de açıklama yaptı. Pişman olmadığını söyledi. CHP’nin kürsüyü işgal etmeye yöneldiğini, bakanı korumak için müdahale ettiğini savundu. Yaptığını “koruma refleksi” olarak tanımladı.

Mahmut Tanal ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada bunun bir koruma değil, sistemli bir saldırı olduğunu belirtti. Kürsüyü fiilen ilk kapatanın CHP değil, AKP grubu olduğunu ifade etti.

Tartışma bununla da sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Meclis’te yaşananlara ilişkin konuştu. “Meclis’te yaşanan sahneleri izlediniz. Yeni bakanlarımızın yemin etmesine engel olmak için her türlü eşkiyalığı, her türlü zorbalığı sergilediler. Engelleyemeyecek, durduramayacaksınız…” ifadelerini kullandı.

Bu sözler, siyasi gerilimin Meclis salonunun dışına da taştığını gösteriyor.

Olayın merkezindeki isim olan Akın Gürlek ise Türkiye’de son yıllarda yargı tartışmaları denildiğinde akla gelen isimlerden biri. Gürlek’in hâkimlik ve savcılık döneminde baktığı dosyalar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Örneğin:

• İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmalar,

• HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen kararlar,

• CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen cezalar,

• Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarına yönelik davalar,

• Sözcü Gazetesi yargılaması.

Bu dosyaların ortak özelliği, yalnızca bireysel yargılamalar olmamaları; aynı zamanda siyasal alanı doğrudan etkileyen sonuçlar doğurmaları.

Muhalefet bu tabloyu “yargının siyasallaşması” olarak değerlendiriyor. İktidar ise tüm kararların hukuki dayanaklara sahip olduğunu savunuyor.

Ancak şu soru ortada duruyor: Yargı siyasetin dışında mı kalacak, yoksa siyasetin merkezinde mi yer alacak?

Bir ülkede Adalet Bakanı’nın ataması Anayasa tartışmasıyla başlıyor, Meclis’te yemin töreni yumrukla sonuçlanıyor ve siyasi liderler karşı tarafı “eşkiyalık” ile suçluyorsa, burada sadece bir kavga yoktur. Burada, hukuk devleti ilkesine duyulan güven tartışılmaktadır. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla gerilim değil. Türkiye kurumsal güveni yeniden inşa edecek bir hukuk düzenine ihtiyaç duyuyor.

KUVVETLER AYRILIĞI NE SÖYLER?

Anayasa hukukunun temel prensiplerinden biri kuvvetler ayrılığıdır. Devlet organları üçe ayrılır: yasama, yürütme ve yargı. Bu üç organın birbirinden bağımsız olması gerekir. Çünkü güç tek elde toplanırsa, denge ortadan kalkar.

Yargı, bu sistemde özel bir yere sahiptir.
Yargı, diğer iki organı da denetleyebilecek tek güçtür. Bu nedenle yürütmeden ve yasamadan bağımsız olması zorunludur.

Eğer yargı yürütmeye yakınlaşırsa, tarafsızlık algısı zedelenir.
Eğer yargı siyasetin parçası gibi görünürse, hukuk devleti ilkesi zarar görür.

HUKUK DEVLETİ NE DEMEKTİR?

Hukuk devleti; devletin bütün işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olması demektir. Ancak bu sadece kuralların yazılı olmasıyla sağlanmaz. O kuralları uygulayan yargının da bağımsız ve tarafsız olması gerekir.

Bağımsızlık, yargının hiçbir makamdan talimat almaması demektir.
Tarafsızlık ise karar verirken siyasi görüşe, kimliğe ya da güce göre hareket etmemektir.

Bir ülkede yargının bağımsızlığı tartışma konusu haline gelirse, adalet duygusu sarsılır. Adalet duygusu sarsılırsa, demokrasi zayıflar.

Meclis’te yaşanan kavga, yalnızca bir fiziki gerilim değildir.
Bu olay, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının ne kadar güçlü olduğu sorusunu yeniden gündeme getirmiştir.

Yargı siyasetin dışında kalmalıdır.
Çünkü hukuk devleti, ancak bağımsız ve tarafsız bir yargıyla ayakta kalır.