Kutsalı mafyanın fon müziği yapmak: Bir tesadüf değil, bir politika

Türkiye’de dizi sektörü uzunca bir süredir tehlikeli bir illüzyonun peşinde koşuyor.
Ekranı kaplayan suç dramalarında silahlar patlıyor, haraç pazarlıkları yapılıyor, kan gövdeyi götürüyor… Ama fonda ne hikmetse hep o kadim tınılar yankılanıyor: Alevi-Bektaşi deyişleri.

Uyuşturucu, tehdit ve infaz trafiği, sazın içli sesiyle örtülerek meşrulaştırılıyor.
Burada sadece bir “müzik seçimi” yok.
Burada çok daha sinsi, çok daha sistematik bir algı mühendisliği var.

Yeraltı dünyasını anlatan dizilerde Alevi kültürüne yapılan göndermelere dikkatle bakın. Karşımıza çıkan profil hep aynı:
Suçlu ama içli.
Yasadışı ama bilge.
Karanlık ama “derin”.

Bu yapımlar Aleviliği suç dünyasının “mistik dekoru” haline getirirken, toplumsal hafızaya zehirli bir eşleştirme yerleştiriyor. Bir yandan eli kanlı karakterlere deyişler söyletip onları “vicdanlı” ve “insani” gösteriyorlar; öte yandan koca bir inanç geleneğini yeraltı dünyasıyla, karanlık ilişkilerle ve hukuk dışılıkla yan yana yazıyorlar.

Bu, Aleviliği suçla kirletmenin ve sonra o suçu “bilgelik sosuyla” sevimli göstermenin en tehlikeli yoludur.

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’dan Üç Kuruş’a, Çukur’dan Kurtlar Vadisi’ne uzanan bu hat, açık bir “içli katil” estetiği üretmekte.
Pir Sultan Abdal’ın zalime karşı yükselen isyanı, bir mafya babasının haraç masasına fon yapılmaktadır.
Kul Nesimi’nin “Minnet Eylemem” duruşu, devlet-mafya-siyaset üçgenindeki karanlık pazarlıklara “derinlik” katan bir ambalaja dönüştürülmekte.

Alevilik, eşitlik isteyen, boyun eğmeyen, adalet talep eden o gür sesinden koparılıyor; suç dünyasının duygusal makyajı, “racon” evreninin hüzünlü fon müziği haline getiriliyor.

Açıkça söyleyelim:
Bu sanat özgürlüğü değildir.
Bu kültürel bir gasptır.

Alevi-Bektaşi geleneğinde deyiş kanı kutsamak için değil, kanı durdurmak için söylenir.
Saz, tetik sesini güzelleştirmek için değil, nefsi terbiye etmek, insan-ı kâmil olmak için çalar.
“İncinsen de incitme” felsefesini merkezine alan bir inancın sesini, her bölümde insanların vurulduğu, tehdit edildiği, yok edildiği bir suç evrenine yapıştırmak, o inanca yapılan en ağır ahlaki şiddettir.

Bir gazeteci olarak bu tehlikeli oyuna dikkat çekmek zorundayım:
Kutsalı suç estetiğinin dekoru yapamazsınız.
Alevileri, “vicdan azabı çeken ama öldürmeye devam eden” mistik mafya figürleri olarak resmedemezsiniz.

O ezgiler yeraltının karanlığına değil, hakikatin aydınlığına aittir.
O teller haksız yere dökülen kanı örtmek için değil, adaleti haykırmak için gerilmiştir.

Pir Sultan’ın sözü racon değil isyan, Mahzuni’nin sazı suçun sesi değil halkın vicdanıdır.

Kutsalı, şiddetin ve suçun mezesi haline getirmekten vazgeçin artık.