Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz ve Arnavutluk’ta hayat pahalılığı, konut krizi, eğitim sistemindeki sorunlar ve yolsuzluk nedeniyle düzenlenen eylemlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. soL TV’de yayımlanan “Komünist Bakış” programında konuşan Okuyan, Avrupa’daki hareketlenmelerin henüz düzen karşıtı bir noktaya ulaşmadığını ancak bu yönde ilerlediğini belirterek, “Sağlıklı programı olan devrimci bir hareket ağırlığını koyarsa eylemler düzen karşıtı bir yere oturabilir” dedi.
FRANSA’DA HAYAT PAHALILIĞI VE YOKSULLUK TEPKİSİ
Fransa’daki eylemleri değerlendiren Okuyan, ülkede birden fazla talebin öne çıktığını ve süreklilik kazanmış bir mücadele kültürünün bulunduğunu söyledi. Protestoların temelinde hayat pahalılığı ve yoksulluğa yönelik tepkilerin yer aldığını belirten Okuyan, eylemlere katılanların göçmen kökenli işçiler olarak tanımlanmasının tam olarak doğru olmadığını ifade etti.
Okuyan, bu kişilerin uzun süredir Fransa’da yaşadığını ve ülke vatandaşı olduğunu belirterek, eylemlerde yoksul ailelerin çocuklarının da bulunduğunu söyledi.
Yaşam standartlarının düştüğünü ve bunun en temel nedenlerinden birinin eğitim maliyetleri olduğunu dile getiren Okuyan, eğitim sisteminin kötüleştiğini, öğretmenlerin çalışma koşullarının da olumsuz etkilendiğini kaydetti.
Okuyan, “Sınıflar dökülüyor ve giderek eğitim pahalı hale getirildi. Bununla bağlantılı olarak da barınma sorunu var. Üstelik konutlar çok küçük, sağlıksız ve pahalı. Aslında hepsi yan yana geliyor” dedi.
İspanya, Portekiz, İtalya ve Yunanistan’da farklı başlıklar öne çıksa da barınma ve eğitimin ortak sorunlar olduğunu belirten Okuyan, temel meselenin yoksulluk olduğunu söyledi.
Fransa’da büyük tekellerin altın çağını yaşadığını savunan Okuyan, sermaye sınıfı açısından zorlu bir dönem yaşanmadığını ancak bunun topluma yansımadığını ifade etti. Ülkede bu durumun farkında olan bir yurttaşlık bilinci bulunduğunu belirten Okuyan, şöyle konuştu:
“Hareket henüz düzen karşıtı bir noktaya evrilmese de oraya doğru gidiyor. Sağlıklı programı olan devrimci bir hareket ağırlığını koyarsa eylemler düzen karşıtı bir yere oturabilir.”
AVRUPA SOLU 30-40 YILINI KİMLİKÇİLİKLE GEÇİRDİ
Avrupa’da devrimci ve net bir programa sahip hareketlerin neden öne çıkamadığına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Okuyan, Avrupa solunun 30-40 yılını kimlikçilikle geçirdiğini söyledi.
Düzenin sorgulanmasından uzaklaşan bir sol anlayışın yaygınlaştığını belirten Okuyan, İspanya’daki Podemos ve Yunanistan’daki Syriza gibi hareketlerin zamanla çöktüğünü savundu. Okuyan, bu hareketlerin önemli bir dönemi değerlendiremediğini ifade etti.
Avrupa’daki mevcut hareketlenmelerin kıtanın siyasi dağılımını da etkileyeceğini belirten Okuyan, sağ ve sol siyasi çevrelerin gelişmeler karşısında konum almaya başladığını söyledi.
Bu tür olayların geniş kitlelerin tercihlerinde hızlı değişimlere yol açabileceğini dile getiren Okuyan, eylemlerin Avrupa solunun kendi temellerine dönmesi açısından önemli bir fırsat yarattığını düşündüğünü belirtti.
Okuyan, “Gözüken o ki, Avrupa'daki eylemler sola kaçmaya başladı. Değişik örgütler var. Hepsinin ortak özelliği kapitalizm karşıtı tutum alınması” ifadelerini kullandı.
“FRANSA VE AVRUPA BELİRSİZ BİR SÜRECE GİDİYOR”
Avrupa’da uzun süredir yükselişte olan sağ siyasetin karşısında solun da güç kazanıp kazanamayacağı yönündeki soruyu yanıtlayan Okuyan, Fransa’da bütün siyasi aktörlerin sağın gücünü hesaba katmak zorunda olduğunu söyledi.
Okuyan, seçimlere katılmasının önünde engel çıkarılmaması halinde Marine Le Pen’in ikinci tura kalacağını ve bu aşamada kazanma ihtimalinin yüksek göründüğünü savundu. Le Pen’in kazanması durumunda dahi mevcut toplumsal enerjinin artacağını öne süren Okuyan, Fransa’nın ve genel olarak Avrupa’nın belirsiz bir sürece ilerlediğini belirtti.
Kapitalizmin tıkandığını savunan Okuyan, sağ siyasetin yükseldiğini ancak iktidara gelmeden önce de sorunlarla karşılaştığını ifade etti. Solun ise kendi özelliklerini reddetmesi nedeniyle zorlandığını ancak önünün açık olduğunu söyledi.
Fransa’daki eylemlerin yıkıcı olarak nitelendirildiğini belirten Okuyan, henüz güvencesiz göçmen topluluklarının sokağa çıkmadığını ve bunun da dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu kaydetti.
“2027 AVRUPA İÇİN İLGİNÇ GEÇECEK”
Protestoların sınırları ve devletlerin eylemlere yönelik yaklaşımı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Okuyan, insanların öfkesinin arttığını söyledi.
Devletlerin ve iktidarların protesto, örgütlenme ve mücadele hakkına getirdiği kısıtlamaların anayasalara aykırı olduğunu savunan Okuyan, bu değerlendirmenin Türkiye için de geçerli olduğunu belirtti. Devletlerin “dış mihrak” söylemi de dahil olmak üzere farklı yöntemleri kullandığını ifade eden Okuyan, yurttaşların temel sorumluluğunun adaletsizliğe ve eşitsizliğe tepki göstermek olduğunu söyledi.
Okuyan, bu tür eylemlere sınır koyma hakkının yalnızca iktidarlara ait olmadığını belirterek, sorunlardan etkilenen milyonlarca insanın da kendi kırmızı çizgilerinin oluştuğunu ifade etti.
Yoğun bir döneme girildiğini kaydeden Okuyan, Avrupa’nın sınıf mücadelelerinin merkezi olduğunu belirterek Almanya ve İngiltere’deki gelişmelerin de izlenmesi gerektiğini söyledi.
Okuyan, “2027 yılı tüm dünya için olduğu gibi Avrupa için de ilginç geçecek” dedi.




