Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin (UGFF) Kars edisyonu unutulmaz anlara sahne oldu. Anadolu’nun zengin gastronomi kültürünü sinemanın evrensel diliyle buluşturan festival Kars’ın farklı noktalarında düzenlenen söyleşiler, belgesel gösterimleri, eğitim programları, açık hava sineması ve kültürel etkinliklerle katılımcılara çok yönlü bir deneyim sundu.
GASTRONOMİ VE SİNEMANIN BULUŞMA NOKTASI: KARS
Festivalin açılışında konuşan Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kurucu Direktörü Gülper Ergün, festivalin çıkış noktasının Anadolu’nun gastronomik ve kültürel mirasını uluslararası platformlara taşımak olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu yola çıkarken, Anadolu'nun zengin kültürel mirasını gastronomi ekseninde sinemanın güçlü anlatım diliyle uluslararası arenaya taşıyıp, hak ettiği değeri dünya vitrininde buluşturmayı hedefledik. Tabii ki bu yolculuğu düşünürken en önemli lokasyonlarımızdan biri Kars'tı. Şu anda yakından keşfettiğimiz ve bulunduğumuz için çok mutlu olduğumuz bir lokasyondayız. Kars’ın katman katman bir kültürü ve kültürel mirası var. O yüzden bizim için çok anlamlı bir lokasyon. Buradan çok beslenerek gideceğimize inanıyoruz. Ve umuyoruz ki geçen nisan ayında Londra'da olduğu gibi Kars'ı değişik uluslararası lokasyonlarda da tanıtabilme şerefine nail oluruz."
Ergün, Kars’ın sahip olduğu tarih, kültür, mimari ve gastronomik birikimin festivalin vizyonuyla güçlü bir şekilde örtüştüğünü vurgulayarak, festivalin önümüzdeki yıllarda da uluslararası ölçekte Kars’ın tanıtımına katkı sağlamayı hedeflediğini ifade etti.
Festivalin ilk etkinliği olan "Gastro Sınıf: Mutfağın Vicdanı: Gastronomide Etik ve Sürdürülebilirlik" oturumunda Efe Çetin ile Yalçın İnam katılımcılarla buluştu.
Efe Çetin, Kars gastronomisinin yalnızca kaz, gravyer ve yöresel ürünlerden ibaret olmadığını belirterek, bu ürünlerin gerçek değerini ortaya çıkaran unsurun onları doğru anlatan, doğru işleyen ve hikâyesini misafirlere aktarabilen şefler olduğunu söyledi. Çetin ayrıca Kars mutfağının temelinde üreticilerin yıllara yayılan emeği, sabrı ve özverisinin bulunduğunu vurguladı.
Yalçın İnam ise festival fikrini ilk kez dört yıl önce duyduğunda büyük heyecan yaşadığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
"Festivalin birçok edisyonunda destekçi oldum. Kars'ta böyle bir organizasyonun hayata geçmesi için de elimden gelen katkıyı sundum. Kars'ı çok seviyorum ve böylesine kültürel bir etkinliği memleketimize kazandırmayı kendimize bir sorumluluk olarak gördük."
Etkinliğin ardından UGFF Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi kapsamında "Salyangozun Yolculuğu", "The Table" ve "Agop'un Kazı" isimli belgeseller izleyiciyle buluştu.
USTALIK, ZANAAT VE HİKÂYENİN İZİNDE
Festival kapsamında gerçekleştirilen "Ustalık, Zanaat ve Hikâye: Bir Yemeği Kültüre Dönüştüren Nedir?" başlıklı oturumda, moderatörlüğü Derya Oruçoğlu üstlenirken Cüneyt Asan, Hazer Amani, Suat Yılmaz ve Süleyman Tarakçı katılımcılarla deneyimlerini paylaştı.
Suat Yılmaz, çocuk yaşta başladığı meslek yolculuğunu anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:
"Babamı kaybettikten sonra, dokuz kardeşli bir ailenin en büyük erkek çocuğu olarak sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldım; İstanbul'da mutfakta ve bulaşıkta başlayan yolculuğum, bugün Beylerbeyi ve Göztepe'de yaklaşık 22 yıldır hizmet veren iki restoranla devam ediyor. Biz yalnızca balık servis etmiyoruz; her tabağın bir hikâye taşıdığına inanıyor, Çıldır Gölü'nün balığını ve Kars'ın zengin gastronomi kültürünü misafirlerimizle buluşturmaktan büyük gurur duyuyoruz."
Cüneyt Asan ise emeğin ve hikâye oluşturmanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
"Her şey çocuklukta başlıyor. Hikâyeniz yoksa hikâye olursunuz. Coğrafya kaderdir derler. Aslında değiştirmezseniz kaderdir ama coğrafyanızı değiştirirseniz kader olmaktan çıkar. Gerçek emektir, dünyanın en kutsal teri alın teridir. Yeterince koyduğunuzda hak olarak mutlaka size geri gelir. İşte bizdeki hikâye de bu; biz mecburen hikâye yazmak zorunda olanlardanız. Bugün binlerce çocuk yetiştirdim, etle ilgili tüm devrimleri yaptım, sildim ve yeni baştan etin hikâyesini yazdım."

Hazer Amani ise kültürel yolculukların insanın en büyük yatırımı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Hayatınızda para harcayarak zengin olabileceğiniz tek şey tatil yapmak. Ama kültür tatili yapmak. Ben bütün kazandığım parayı yaptığım gezilere ve seyahatlere harcadım. Her gittiğim ülkeden, her gittiğim şehirden kendime yeni şeyler kattım. Onlar benim en önemli birikimim ve silahlarım oldu."
Süleyman Tarakçı ise yerel kalkınmanın kadın emeğiyle mümkün olacağını vurgulayarak şunları söyledi:
"İnsanlar yerleşik hayata geçtiği andan itibaren yerine sahip çıkan, geliri koruyan, üretken olan ve yöneten hep kadın oldu. Dolayısıyla yine bir bölge kalkınacaksa bunun kadınlarımızın emeğiyle gerçekleşeceğine inanıyorum. Yöresel mutfakların markalaşması ve sürdürülebilirliği, kültür emperyalizmine karşı önemli bir dirençtir."
MİMARLIK, KÜLTÜREL HAFIZA VE HİKÂYE ANLATICILIĞI FESTİVALDE BULUŞTU
Festivalin ilk günü, Singapurlu mimar Kay Ngee Tan’ın gerçekleştirdiği "UGFF Söyleşi: Hikâyeler Anlatan Mekânlar Tasarlamak" başlıklı etkinlikle devam etti.
Kars'ta bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Tan, yıllar önce Ani Antik Kenti'ni ziyaret ettiğini, Orhan Pamuk'un Kar romanını okuduğunu ve kentin tarihi dokusunun kendisine ilham verdiğini söyledi. Tan ayrıca Singapur'daki mimari dönüşüm projelerinden örnekler paylaşarak mevcut yapıları koruyup yeniden işlevlendirmenin önemine değindi.
Festival daha sonra Taşkın Çağatay Yamen moderatörlüğünde Alyona Palazçenko ve Deniz Zeyrek'in katılımıyla düzenlenen "Sofradan Perdeye: Kars'ın Kültürel Hafızası" söyleşisiyle devam etti. Palazçenko, uzun yıllardır Türkiye'de gazetecilik yaptığını belirterek Kars mutfağını ve yöresel lezzetleri yurt dışındaki dostlarına sürekli anlattığını ifade etti.
Deniz Zeyrek ise sinema ile yemek kültürü arasındaki bağı şu sözlerle anlattı:
"Benim aklımda sinemayla yemek arasında güçlü bir bağlantı var. Bir şehri tanımak istiyorsanız önce mutfağına bakın, sonra hikâyelerine… O şehri gerçekten tanımak istiyorsanız yemeklerinin hikâyesini öğrenin. Çünkü bizim kültürümüzde yemek yalnızca açlığı gideren bir unsur değil; her biri geçmişi, hafızayı ve anlamı taşıyor. Sinema da tam olarak böyle bir anlatım biçimi."
KARS FİLMLERİ ÜZERİNE ÖZEL OTURUM
Festival kapsamında düzenlenen Sine Sınıf etkinliklerinde İnan Ercan moderatörlüğünde Ertuğrul Karslıoğlu, Faruk Hacıhafızoğlu ve Reis Çelik, Kars'ın sinemadaki yeri üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Reis Çelik, 1973 yılından bu yana belgesel sinemayla ilgilendiğini belirterek, Kars'ın kendisi için her zaman ayrı bir yere sahip olduğunu söyledi.
"İlk yola çıktığım belgesellerin başında hep Kars geliyor. Çünkü bu coğrafya tarihin, kültürün ve sanatın iç içe geçtiği çok özel bir kent. Bana göre burada çekilen bütün filmler aynı zamanda birer belgeseldir."
Çelik ayrıca Kars'ın sadeleşmiş kültürel yapısının ve güçlü hikâye anlatıcılığı geleneğinin sinemaya büyük katkı sunduğunu ifade etti.
Faruk Hacıhafızoğlu ise Kars'ta film çekmenin kendileri için unutulmaz bir deneyim olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Kars'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Bu şehrin türkülerini, insanlarını, sesini, geçmişini ve hafızasını filme taşıdık. Oyuncular kadar şehir de filmin bir karakteri oldu."

KARSLI OYUNCULARLA ÇEKİLEN FİLM BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ
Festival kapsamında yönetmen Rıza Sönmez imzalı "Orhan Pamuk'a Söylemeyin, Kars'ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var" filminin gösterimi gerçekleştirildi.
Gösterimin ardından düzenlenen söyleşide Sönmez, filmde 130'dan fazla Karslının rol aldığını belirterek, filmin isminde bilinçli olarak reklam dilinden yararlandıklarını söyledi. Filmde Orhan Pamuk'un Kar ve Masumiyet Müzesi romanlarına göndermeler bulunduğunu anlatan yönetmen, izleyicilerin sorularını da yanıtladı.
Festivalin ilk günü, Stephen Chbosky yönetmenliğindeki "Nonnas (Büyükanneler Restoranı)" filminin açık hava gösterimi yapıldı.
Festivalin son gününde ise katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Ani Ören Yeri'nde düzenlenen kültürel gezi programında bir araya geldi. Tarihi mirasın yerinde deneyimleneceği bu özel programla festival Kars'ın tarihini, gastronomisini, kültürel belleğini ve sinema geleneğini bir araya getiren bütüncül bir deneyim yaşandı.
ESKİ KÖY OKULU YENİDEN AÇILDI
Festival kapsamında Boğatepe'deki eski köy okulu restore edilerek Zavot Köy Öğretmeni Kültür ve Sanat Evi (Zavot KÖK) adıyla yeniden hizmete açıldı.
Festival kapsamında konuşan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu, Kars'ın biyolojik ve kültürel çeşitliliğinin mutfak kültürünü şekillendirdiğini söyledi.
Koçulu, Kars'ın Anadolu, Kafkasya ve Asya kültürlerinin kesişim noktasında bulunduğunu belirterek, geçmişte bölgede 16 farklı kültürün bir arada yaşadığını hatırlattı. Bu çok kültürlü yapının ortak yaşam ve paylaşım sayesinde zengin bir mutfak kültürü oluşturduğunu ifade etti.
Boğatepe'deki eski okulun köyün eğitim hafızasının önemli bir parçası olduğunu anlatan Koçulu, okulun imeceyle yapıldığını ve bugüne kadar 117 öğretmen yetiştirdiğini söyledi.
Koçulu, köyün başarısının eğitim ile üretimin birlikte yürütülmesinden kaynaklandığını belirterek, yılda yaklaşık 500 ton peynir ve 200 ton et üretildiğini, 87 üreticinin rekabet yerine kalite odaklı dayanışma içinde çalıştığını dile getirdi.
Köyde bugüne kadar kimyasal gübre ve pestisit kullanılmadığını vurgulayan Koçulu, sürdürülebilir üretimin eğitimle mümkün olduğunu ifade ederek, toprağa, suya ve üretim kültürüne saygının gelecek kuşaklar için önem taşıdığını söyledi.
"HER KENT FESTİVALE KENDİ KİMLİĞİNİ KATIYOR"
Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kurucu Direktörü Gülper Ergün, festivali düzenledikleri şehirleri kültürel mirası, gastronomisi ve sinema birikimi güçlü kentler arasından seçtiklerini söyledi. Ergün, amaçlarının festivali dışarıdan taşınan bir etkinlik yerine kentin kendi dinamikleriyle büyüyen bir yapıya dönüştürmek olduğunu belirterek, gastronomi diplomasisinin uluslararası alanda önemli bir araç olduğunu ve festivalin bu alanda katkı sağlamasını hedeflediklerini ifade etti.
"KARS'I SADECE KAZ VE GRAVYERLE ANLATAMAYIZ"
Şef Hazer Amani de Kars mutfağının en büyük zenginliğinin farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada yaşaması olduğunu söyledi.
Ermeniler, Çerkesler, Ruslar, Malakanlar ve İran kültürünün bölge mutfağını etkilediğini belirten Amani, tariflerin, pişirme tekniklerinin ve ürünlerin kuşaklar boyunca birbirine aktarıldığını ifade etti. Kars'ın yalnızca kaz ve gravyer peyniriyle anılmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Amani, İran mutfağıyla ortak yemeklerden İsviçre kökenli gravyer üretimine kadar uzanan zengin gastronomi mirasının kenti dünyada ayrıcalıklı bir konuma taşıdığını söyledi.
Festival kapsamında yeniden açılan okulun mezunlarından köy sakini de yapılan çalışmanın kendileri için büyük anlam taşıdığını belirterek, okulun yeniden hayat bulmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
"SİNEMA KARS'IN EN GÜÇLÜ TANITIM ARACI OLDU"
Oyuncu ve gastronomi uzmanı Rıza Sönmez ise daha önce Kars'ta düzenlenen Gezici Film Festivali'nin kente önemli katkılar sağladığını belirtti.
Sönmez, "Kozmos", "Kader" ve "Soğuk" gibi filmlerin Kars'ta çekilmesinde festivallerin etkili olduğunu ifade ederek, sinema sayesinde kentin hem Türkiye'de hem de dünyada görünürlük kazandığını söyledi. Festivallerin yalnızca sinemaya değil, turizme de katkı sunduğunu dile getiren Sönmez, Doğu Ekspresi ile Kars'a yönelik ilginin artmasında sinema ve kültürel etkinliklerin payı bulunduğunu belirtti. Sinemanın, yerel yönetimlerin büyük bütçelerle yapamayacağı tanıtımı doğal biçimde gerçekleştirebildiğini kaydetti.





