İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun sözlerine “Biz kimsenin kapısında ittifak için yatmıyoruz” yanıtını veren Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’na tepki gösterdi. Kavuncu, partilerinin kimseye ittifak çağrısı yapmadığını belirterek Türkiye’nin ihtiyaçlarının siyasi partilerin kendi çıkarlarından önce geldiğini söyledi.
Kavuncu, partisinin genel merkezinde gerçekleştirilen Başkanlık Divanı toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketinden fon soruşturmasına, ekonomi politikalarından basın özgürlüğüne kadar çeşitli konularda değerlendirmeler yapan Kavuncu, Ağıralioğlu’nun ittifak açıklamalarına ilişkin soruları da yanıtladı.
“KİMSEYE İTTİFAK ÇAĞRISI YAPMADIK”
Ağıralioğlu’nun açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, İYİ Parti’nin herhangi bir ittifak çağrısı yapmadığını belirterek şunları söyledi:
“Genel Başkanımızın, üniversite öğrencileriyle yapmış olduğu ve saatler süren bir sohbeti oldu. Bu sohbetin tamamına bakmadan buna göre yorum yapmak bir kavrama sıkıntısı olduğunun göstergesidir. Şayet programın bütününü seyredip, oradan yola çıkarak böyle bir beyanda bulunuyorsa da programın bütününü görmüş olunmasına rağmen birtakım sosyal medya trollerinin yazıp çizdikleri üzerinden hareket ediliyor gibi bir durum ortaya çıkar.
Genel Başkanımızın sohbette söyledikleri çok nettir, çok açıktır. Hiç kimseye kapıyı kapatmadığı gibi hiç kimseye kapıyı da sonuna kadar açmadığını, her siyasi partinin kendi önüne baktığını ve bakması gerektiğini söylemiştir. Bizim zaten böyle bir çağrımız kimseye olmadı. Kimseye bir ittifak çağrısı yapmadık ama hep şunu da söyledik; Türkiye'nin ihtiyaçları, Türkiye'nin önümüzdeki süreçte yaşayacakları ve siyasi olarak duyulacak ihtiyaçlar, bunların hepsi partilerin kendi çıkarlarının çok önündedir.
Partimiz de Türkiye'nin ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi bilmiştir. Dolayısıyla bu açıklamanın adresi biz değiliz. Sohbetin bütünlüğüne bakarak bir yorumda bulunursanız, zaten böyle bir sonuç ortaya çıkmaz. Demek ki kavramada bir sıkıntı var. Eğer bütününe bakılıp da yapılıyorsa o zaman buradan o anlam nasıl çıkar? Bu da anlaşılabilir gibi değil.”
SEL FELAKETİ VE 80 MİLYON LİRALIK DESTEK TARTIŞMASI
İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketinin beklenmedik bir olay olmadığını savunan Kavuncu, yurttaşların kayıplarının karşılanması ve mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi.
Selden etkilenenler için 80 milyon liralık destek paketinden söz edildiğini belirten Kavuncu, fon soruşturmasında gündeme gelen para miktarlarıyla karşılaştırma yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Burada 80 milyon liralık destek paketinden bahsediliyor. Fon vurgununa karışan AK Partililerin paralarına bakınca bu 80 milyonun ne kadar ufak bir rakam olduğunu, hatta fona para yatıran bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısının yatırdığı paranın neredeyse yarısı kadar bir rakamla bu kocaşehirdeki büyük afetle alakalı sıkıntının ve mağdurların mağduriyetlerinin giderileceğinden bahsedilmesi bile çok büyük bir ayıptır.”
“TÜRKİYE FON VURGUNUNUN ETKİLERİNİ NASIL AŞACAK?”
Fon soruşturmasının Türkiye açısından önemli bir sorun hâline geldiğini belirten Kavuncu, süreçte yeterli bilgilendirme yapılmadığını ve şeffaflığın sağlanmadığını savundu.
Kavuncu, “O kadar büyük bir para ve vurgundan bahsediyoruz ki, Türkiye bunun etkilerini nasıl aşacak, inanın bir bilinmezlik içerisindeyiz. Çünkü yeterli bilgilendirme, şeffaf bir süreç işletilmiyor ve her geçen gün üzerinde farklı skandallar yaşanan bir büyük fon vurgunundan bahsediyoruz” dedi.
Türkiye’nin küresel borsa endeksinde daha alt bir statüye düşmesi durumunda Burkina Faso, Fildişi Sahili, Sri Lanka ve Togo gibi ülkelerle aynı grupta yer alabileceğine işaret eden Kavuncu, bunun yabancı sermaye akışına ve piyasalara duyulan güvene etkileri olabileceğini söyledi.
Kavuncu, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin daha alt gruba inmesi demek, yabancı sermaye akışının yavaşlaması, hatta durması demek. Türkiye'deki piyasalara olan güvenin ve ilginin azalması demek. Zar zor gri listeden çıkan Türkiye, şimdi de iş bilmezlik ve beceriksiz yüzünden bir başka büyük skandalla ve büyük problemle karşı karşıya. Türkiye’de olanlar iktidarın beceriksizliğinin en somut göstergesidir.
Kendi ekonomisini, sırf hırsızlık için sabote eden bir yapıdan bahsediyoruz. Bunların neredeyse tamamı AK Parti içinden çıktı. Allah aşkına bunun bir darbe girişiminden ne farkı var? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘faiz lobisi faiz lobisi’ diyordu ya, Türk ekonomisine asıl darbeyi vurmaya çalışan AK Parti lobisidir. Suçlular ortada, AK Parti içerisindedir.”
“2027 BÜTÇESİNDE GÜNLÜK 16 MİLYAR LİRA FAİZ ÖDENECEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?”
2027 yılı bütçesine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kavuncu, faiz giderlerini, emeklilerin yaşadığı sorunları ve reel sektöre ayrılan kaynakları eleştirdi.
Kavuncu, bütçedeki faiz ödemelerine ilişkin “Dayanıklılık diye tanımladıkları bütçenin her gün 16 milyar lira faiz ödeyeceğini biliyor musunuz?” diye sordu.
Emeklilerin barınma ve gıda sorunları yaşadığını savunan Kavuncu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Refah diyorlar ama emekliler barınma ve gıda problemini halledebilmek için bilerek Cumhurbaşkanına hakaret ediyor. Nitekim hakaret ettikleri anda tutuklanıp cezaevine götürüyorlar. Emekli memnun ama. Çünkü sıcak bir ortama girdi ve en azından gıda güvencesi var.
Bir de dönüşüm diyorlar. Peki reel sektöre bütçeden ne ayırmışlar, biliyor musunuz? Tam 40'ta bir. Reel sektöre adeta zekât verir gibi bir pay ayırmışlar. Bu arada daha acı bir durum var, çiftçimizin durumu. Tarıma bu bütçede 235 milyar lira para ayrılmış. Bu rakam garantili köprü geçişleri gibi projelere ve bu projeleri yapan 5 firmaya gidecek olan 296 milyarın altında. Yazıklar olsun size.”
“28 ŞUBAT'TA GÖRÜLMEMİŞ UYGULAMA BU YAPILAN”
Halk TV’ye kayyım atanması ve gazetecilerin gözaltına alınmasına da değinen Kavuncu, basın özgürlüğüne yönelik uygulamaları eleştirdi.
Kavuncu, son iki haftada 1270 sosyal medya hesabının kapatıldığını öne sürerek, bu hesapların fon soruşturmasıyla ilgili haberler nedeniyle kapatıldığını savundu. Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) sosyal medya hesabının da kapatılmasına tepki gösteren Kavuncu, bunun siyasi partilerin ve yurttaşların hakları açısından sorun oluşturduğunu ifade etti.
Kavuncu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Basına sansür en şiddetli şekilde devam ediyor. En büyük haber kuruluşlarından birine geçtiğimiz hafta kayyum atandı. Bu artık o kadar kolay bir uygulama haline geldi ki, şu son iki haftada 1270 sosyal medya hesabı kapatıldı. Gerekçesi de bu fon vurgunuyla ilgili yapmış oldukları haberler. Türkiye'de bir siyasi partinin sosyal medya hesabı kapatıldı. TİP seçimlere giren, seçimlerde aday çıkartan, TBMM'de bugün temsil edilen ve milletvekilleri olan bir siyasi partinin sosyal medya hesabını kapattılar.
Yarın bizlerin, diğer partilerin sosyal medya hesabının kapatılmayacağının bir garantisi var mı? Bir siyasi partiden bahsediyoruz. Vatandaşın anayasal hakkını da gasbetmektir bu. Halk TV bambaşka bir mevzu. Sahibi ile ilgili soruşturma konusu varsa tabii bu ayrıdır. Yayınlarına etki ettiğini tespit etmediğiniz sürece bir kanal yayın akışına devam edebilir. Sayın Abdullah Güler Anayasa'yı hatırlamış. Bu konuyla ilgili Anayasa 38'den bahsediyordu.
Biz de diyoruz ki kendisi Anayasa'ya bu kadar meraklıysa Anayasa 28'e de dönsün baksın. Açsın okusun orada ne yazıyor. 28 Şubat'ta görülmemiş uygulama bu yaptıklarınız, ki hatırlarım ben 28 Şubat'ta Yeni Şafak gazetesi, Kanal 7 o dönem yayınlarını çok rahat bir şekilde yapıyordu. Siz kırmak için üstüne gittiğiniz o günkü vesayetlerden çok daha ağır uygulamalar yapan bir iktidarsınız. Diledikleri gibi yayın yapan o medya kuruluşlarının olduğu bir ortamdan bugünün Türkiyesine gelin bakın.”
“YOLU ADLİYEDEN GEÇMEYEN BASIN MENSUBU KALMADI”
Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle basın mensuplarının yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığını savundu.
Kavuncu, Murat Ağırel, Bahadır Özgür ve Fatih Ergin’in durumlarına değinerek şunları söyledi:
“Yolu adliyeden geçmeyen basın mensubu gazeteci Türkiye'de adeta kalmadı. Bakın en son Murat Ağırel bileğinde elektronik kelepçe varken yapmadığı bir haberden ötürü gözaltına alındı. Murat Ağırel'e kendisine bir kaynaktan dosya geliyor. Bu da o dosya üzerine dosyada adı geçen kişiye, muhatabına konuyu iletiyor ve bunu bir suç unsuru kabul ettiler. Ayağında kelepçe olan Murat Ağırel'i aldılar, tutukladılar, yapmadığı bir haberden dolayı.
Artık gazeteciler haber yaptığı için değil, yapmadığı haberden dolayı da bu ülkede tutuklanır hale geldi. Bahadır Özgür gözaltına alındı. Neden alındığını biz anlayamadık. Fatih Ergin hala cezaevinde. Artık bütün bunlar bir rutin haline geldi. 3-5 ay gazetecileri artık cezaevleri ağırlıyor. Tek amaç da sindirme ve korkutma. Hukuk keyfi bir şekilde kullanılıyor. Beğenmedikleri, rahatsız oldukları anda hemen alıp cezaevine yolluyorlar bu insanları. Bakın bu yolun sonu çok açık söylüyorum, diktatörlüktür.
Bu gidişatın varacağı tek yer de diktatörlüktür.”




