Siyaset

'İstanbul yolunda partiyi ve tabanı test ettiler!' Ahmet Özer’den operasyon açıklaması

Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, "Hem CHP’nin içini karıştırmak hem İstanbul Büyükşehir’e giden yolda partiyi ve tabanı test etmek, hem de Esenyurt belediyesine el koymak için ilk siyasi operasyon benimle başlattılar. Böylece bir şafak operasyonu ve düzmece bir dosya ile göz altına alıp tutuklandım. 'Ver belediyeyi, gir içeri, suçunun ne olduğuna sonra karar veririz' dediler" ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ahmet Özer, 6 aydır tahliye olmasına rağmen Esenyurt’ta koltuğunda kayyum oturmasına tepki gösterdi. Özer, yapılanın sadece kendisine değil, Esenyurt halkına da yönelik bir ceza ve demokratik irade gaspı olduğunu vurguladı.

Ahmet Özer: "Tahliye olduğum günden beri on binlerce insan ziyaretime geldi. Binlerce insan telefon etti. Esenyurt’ta sokakta halkın sevgisinden yürüyemiyorum. On kişiden dokuzu şu soruyu soruyor: “Başkanım görevinize ne zaman döneceksiniz?” Zira bu operasyonla ve bu verilen ceza ile sadece benim şahsım cezalandırılmadı aynı zamanda Esenyurt halkı cezalandırıldı, Esenyurt halkının iradesi cezalandırıldı. Altı aydır tahliye olmuşum, hala yerimde kayyum neden oturuyor?"

Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer yazdı:

31 Mart 2024 yerel seçimleri üzerinden tam iki yıl geçti. Ben Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı olarak bu sürede sadece 7 ay görev yaptım. Geri kalan17 aylık sürede yerimde bir kayyum oturttular. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’ta iki kişiden birinin oyunu alarak seçilen bir belediye başkanı olarak 6 aydır tahliye olmama rağmen yerimde kayyum hala oturmaya, halk iradesi gasp edilmeye devam ediyor.

Bu durum aynı zamanda demokrasinin vazgeçilmez koşulu olan seçme ve seçilme hakkının hiçe sayılmasıdır. Daha da önemlisi bu demokrasi dışı ve anayasamıza aykırı uygulama ile sadece ben değil aynı zamanda Esenyurt halkı cezalandırılıyor. Hem demokratik açıdan hem de hizmet açısından kayyum uygulaması büyük bir yanlıştır. Kayyum Esenyurt’u en az 20 yıl geri bırakan bir uygulamadır. Bu uygulamanın ne seçmene ne o şehirlere ne de ülke demokrasisine bir yararının onlamadığı 10 yıldır atanan kayyum uygulamalarından sabittir. Demokrasimiz için bir ayıp olan bu uygulamadan bir an evvel vazgeçilmelidir.

Seçilmiş belediye başkanın koltuğunda bir kayyum oturuyor ve ben, Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı 6 aydır tahliye olmama rağmen milli irade gaspı devam ediyor.

ESENYURT NASIL BİR YER?

Esenyurt büyük bir ilçe. Türkiye’deki bütün illerden büyük, evet yanlış duymadınız bütün illerden ve on büyükşehirden daha büyük bir yer. Nüfusu resmi olarak bir milyon dört bin ama gayri resmi bir buçuk milyon. Ülkenin 81 illîden ve dünyanın 101 ülkesinden göç almış, 82 dil konuşuluyor. Küçük bir Birleşmiş Milletler gibi. 2024 seçimlerinde 646 bin seçmeni vardı, şimdi 700 bine dayandı bu sayı. Ben bu seçmenin %50 oyunu alarak seçildim.

Esenyurt’u kazanan İstanbul’u kazanır, İstanbul’u kazanan ise Türkiye’yi kazınır diye söylenmiş bir söz var. Doğrudur, zira Esenyurt birçok yanıyla önemli bir yer. Büyükşehir’in kazanılmasında elbette büyük katkımız oldu, işte bu hazmedilmedi. Ayrıca Türkiye GSMH’nin %7’si Esenyurt’ta üretiliyor. İstanbul sanayisinin %25’burada.

AKP geçmişte on beş yıl yönetmiş burayı ve buranın rantlarını iç etmiş talan etmiş. Halka değil kendi ceplerine çalışmışlar. Talan edilerek kent suçları müzesine çevirmişler adeta Esenyurt’u. Şimdi de bırakmak istememelerinin bir nedeni de bu.

"BİZE YAPILAN SİYASİ OPERASYONUN SEBEBİ"

İktidar 2019 yerel seçimlerini İstanbul’da kaybedince doğrudan seçimi iptal yoluna gitti, fakat daha büyük bir hezimete uğradı. Aradan geçen beş yılda CHP’nin yerel belediyeciliği halk nezdinde kabul görünce bu kez başka senaryolar hazırlandı.

2024 yerel seçimleri öncesi CHP’de bir liderlik değişimi gerçekleşti ve bu yeni atmosferde seçime gidildi. 2024 yerel seçimleri CHP’nin Türkiye İttifakı dediği, DEM ’in Kent Uzlaşısı olarak isimlendirdiği seçim iş birliği ile kimi bölgelerde vücut buldu.

Esenyurt’ta seçimi DEM ve diğer partilerden aldığımız oyların katkısıyla iki kişiden birinin oyunu alarak kazandık. Ama aynı zamanda burada TİP bizim lehimize seçime girmedi, bizi destekledi, DP adayı benim lehime seçimden çekildi ve bizi destekledi. İyi Parti, Gelecek ve Deva Partilerinden de oy aldık. Daha da önemlisi bir önceki seçimde AKP’ye oy veren seçmenden yaklaşık 30 bin civarında oy aldık. Yani, ağırlıklı DEM seçmeni olmak üzere her partiden oy aldık. Zaten seçimi ancak böyle kazanabilirdik, biz de demokratik çalışmalarımızı bu minvalde yaptık, projelerimiz açıkladık, halkın teveccühünü kazandık, her parti tabanından oy alarak seçimi açık ara (en güçlü rakip olan AKP adayına 10 puan fark atarak) kazandık. İşte bu demokratik yarış hazmedilemedi. O yüzden sandıkla alamadıklarını yargıyı kullanarak alma yoluna gittiler.

Zira bakıldığında görülecektir ki, bir önceki seçime göre, aradan geçen beş yılda yeni bir genç seçmen kitlesi de eklendiği halde AKP 2019’a göre 40 bin civarında oy kaybetti. Yani demem o ki biz Esenyurt’a ağırlıklı olarak DEM seçmeni olmak üzere her partiden oy aldık. Bu da seçimin ve demokrasinin doğasının bir sonucudur ve her parti bunu kabullenmek ve hazmetmek durumundayken AKP bu iş birliğini de hazmetmedi ve demokrasinin vazgeçilmezi olan diyalog ve uzlaşıyı, “Kent Uzlaşısını” kriminalize etti. Bize yapılan siyasi operasyon ve bana kurulan siyasi kumpasın bir nedeni de budur.

"BU UYGULAMA HUKUKA OLAN GÜVENİ DERİNDEN ZEDELEMİŞTİR"

Bunun üzerine düzmece bir dosya ile beni gözaltına alıp tutukladılar, bir yılı aşkın içerde kaldım ve yaşamı boyunca mahkemeye bile çıkmamış biri olarak bu davadan dolayı 64 yaşında örgüt üyeliği ile suçlandım. Bundan yola çıkarak adeta talimatla ve Kayyum telaşı ile bana 6 yıl 3 ay ceza vererek kendilerince süreci sonlandırdılar. Ama olan demokrasiye oldu, olan devlete duyulan aidiyet bağına ve hukuka duyulan güvene oldu. Zira bugün hukuka olan güven %20’lerin altına kadar inmişse herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Bu aynı zamanda ülkede hukuk güvenliğinin de olmadığının açık nişanesidir. Daha da ötesi, yüzde yüz beraat edeceğimiz bir davadan, madem bu kadar tuttuk ceza vermezsek olmaz diyerek ceza verdiler, daha doğrusu verdirdiler. Aslında bu ceza biraz da kayyum telaşıyla kayyumu biraz daha uzatırız düşüncesiyle verilmiş bir cezadır.

"YÖNELTİLEN İDDİALAR BOŞ VE MESNETSİZDİR"

Gerekçe olarak 12 yıl önce İmralı’da Öcalan’la giden heyet arasında yapılan bir görüşmede “Ahmet Özer de çözüm sürecine katkı sunsun” dendiği için tutuklandım. Oysa aynı görüşmede şimdiki Meclis Başkanı Numan Kurtulmuşun da katkı yapması isteniyor. Yani benim hiç tarafı olmadığım bir görüşmede üçüncü kişiler arasında adımın geçmesini tutuklamaya gerekçe yaptılar. 12 yıl önce tarafı olmadığım bir görüşmeden benim için suç icat edip ceza verdiler. Bunun neresi hukuk, bunun nesi adalet? Üstelik bugün Öcalan’la herkes görüşürken.

Bir diğer neden annesi ölmüş birine taziye telefonu açmışım, bu suç sayılıyor. Meğer o kişinin bir kardeşi örgütten yargılanıyormuş. Bundan bana ne. Bölgede kardeşi veya yakını yargılanmayan mı var. Telefonda demişim ki “başınız sağ olsun anneniz sizin gibi değerli evlatlar yetiştirdi.” Bu jenerik cümledeki “sizin” kelimesi ile diğerlerini de kastettiğim ileri sürülerek tutuklandım, düşünebiliyor musunuz? Şu garabete bakar mısınız? Bu bile nasıl bir süreçten geçtiğimizi neyle karşı karşıya bulunduğumuzun açık bir delili değil mi?

Bir başka gerekçe 12 yıl önce eski SHP Van Milletvekili Remzi Kartal ile bir telefon görüşmesi yaptığım iddia ediliyor. Görüşmenin içeriği yok, ne konuşulduğu yok, 12 yıl içinde sadece bir konuşma olduğu söyleniyor. Üstelik ben böyle bir konuşmayı da hatırlamıyorum. Şimdi sıkı durun; aynı tarihte AKP milletvekili MKYK üyesi Hüseyin Yayman Remzi Kartalla yemek yemiş. Resimleri çarşaf çarşaf yayınlandı. Ama onunla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Ayrıca yapılsın da demiyorum. Sadece bir çifte standartta dikkat çekmek istiyorum. Ona, Hüseyin Yayman’a yasal olan bana yasak. Neden? Bu ikili hukuk değil de nedir? Hatta bize uygulanan bundan da öte düşman ceza hukuku değil mi?

Ayrıca yazdığım kitaptan, bana biber getiren öğrencime, kira parasından gönderdiğim 150 liralık kitap parasına kadar buldukları her şeyi torbaya doldurup terör örgütü üyeliğine gerekçe yaptılar. Beni suçlu ilan etmeye karar vermişler ya artık uyduracakları boş ve mesnetsiz delillerin hiçbir önemi yok. Üstelik bunları teker teker kanıtlarıyla çürütmemize rağmen.

Ve tabi bütün bunlar boş ve mesnetsiz olunca bir gecede tanık ve gizli tanık diye iki yalancı iftiracı icat etiller. Benim havsalam almıyor, hukuku emanet ettiğimiz kişiler bile bile bu kumpası nasıl yapar? Buldukları tanık 800 dosyada tanıklık etmiş biri, dosya dosya gezdirilmiş bir yalancı iftiracı. Bu dosyaya da getirip kullanıyorlar. Selçuk Mızraklı da bu yalancı tanığı ifadesi ile halen hapis yatıyor.

Gizili tanık ifadesi ise bize hiç ne sorguda ne savcılıkta ne hakimde sorulmadı ama tutuklamamız onun ifadesine dayandırıldı. Üstelik bunlar 2020 yılında itirafçı olmuşlar bu beş yıl boyunca onlarca kez konuşmuş itirafta bulunmuşlar, fakat tek bir tanesinde tek bir kelimeyle benim adım geçmiyor. Geçmez, çünkü beni tanımıyorlar. Vaktaki tutuklanıyorum lazım olunca getirilip üstüme ifade verdiriliyor. Tam bir kumpas.

Kaldı ki mahkeme Terörle Mücadele Birimlerine, bütün Emniyet Müdürlüklerine ve Jandarmaya yazı yazdı “şimdiye kadar Ahmet Özerin herhangi bir yerde terör örgütü ile ilgili ve ilişkili adı geçiyor mu” diye gelen yanıt “hayır geçmiyor” şeklinde. Bir yazı daha yazıyor mahkeme “Bugüne kadar herhangi bir itirafçının itirafında Ahmet Özer’in adı geçiyor mu?” Ona da gelen yanıt da “hayır” şeklindedir. Zira yok böyle bir şey; olmayan şeyin delili de olmaz zaten. Buna rağmen mahkeme talimatla ceza verecek ya, kendi yazdığı müzakerelere gelen cevaplara es geçti, devletin resmi organlardan gelen yanıtları bile kale almadı ve ceza verdi. Böyle bir hukuk olur mu, böyle bir adalet olur mu? Maalesef böyle bir hukuk düzenin içinden geçiyoruz. Ülke için, en tehlikelisi de bu.

Çünkü demokrasinin ruhu adalettir, adalet zaafa uğrarsa devlet zaafa uğrar. Zaafa uğrayan bir devletten de kimseye hayır gelmez.

"BELEDİYELERİ HEDEF ALMALARI, BELEDİYELER İÇİNDE BENİ HEDEF ALMALARININ MESAJI AÇIK"

Hedef belli. Biz bütün saldırılara ve kaynak kesintilerine direndik üstesinden geldik ve halka hizmet etmeye devam ettik. Öyle ki 7 ayda bir dönemde yapılacak hizmetleri gerçekleştirdik. Bütün Esenyurt bizi kucakladı ve bağrına bastı. Zira onlar şöyle düşünüyordu, bu bir akademisyen geç gelir erken gider ve bu işin altından kalkamaz. Oysa tam tersi oldu. Gece gündüz çalıştık, hizmet ürettik. Bu olgu birilerini rahatsız etti ve başta yargı olmak üzere iktidarın sahip olduğu gücü ve olanakları kullanarak üstümüze geldiler.

Önce “Tasarruf Tedbirleri” ile hizmetlerimizi engellemek istediler. Ardından İller Bankası paylarında hiçbir dönem yapılamayan bir uygulamayla %40’lara varan kesintiler yaptılar. Bu da yetmeyince SGK borçlarını bahane ederek, Cumhurbaşkanın talimatı ile “CHP’li belediyeleri silkelediler”. Bu da yetmeyince artık baştan beri kurguladıkları senaryoyu devreye sokarak demokrasinin olmazsa olmaz kavramı olan “uzlaşıyı” terörize ederek üstümüze geldiler ve yargıyı bir sopa gibi kullanarak bizi tutukladılar, belediyeye kayyum atadılar. Dikkat ederseniz adım adım bunu hayata geçirdiler. Tasarruf tedbirleri, İller Banaksı kesintileri ile devam etti, “silkelemeyle” sonuç alamayınca sonunda tutukladılar.

"NEDEN BU SÜREÇ BENİMLE BAŞLADI"

Çünkü ben Kürdüm, Türkiye’nin en büyük ilçesini kazanmışım. Daha önce DEM’ şeytanlaştırıyorlardı. Süreçle birlikte DEM devreden çıkınca yeni bir düşmana yeni bir şeytana ihtiyaçları vardı. Bu da elbette tek alternatif rakip olan CHP’den başkası olamazdı. Ben de şeytanlaştırmaya çalıştıkları CHP’den seçimi kazanmışım. Baştan beni suçlu ilan edip sonra buna göre delil oluşturmaya çalıştılar. Yani suçtan suçlaya gitmek yerine, tersine ve hukukta yeri olmayan bir uygulamayla, kendilerine göre kişiyi suçlu ilan edip sonra suçlu ilan ettikleri kişiye göre delil üretmeye çalışıyorlar. Olay budur.

Zira biraz yakından incelendiğinden şu görülecektir. Benimle ilgili soruşturma dosyasını önce iş başındaki Başsavcı Şaban Yılmaz’a götürüyorlar. Gazeteciler İsmail Saymaz ve Barış Türkoğlu’ndan öğreniyoruz ki Şaban Yılmaz “bu dosyada bir şey yok, dolayısıyla bu delillilerle soruşturma açamam” diyor. Bunun üzerin Şaban Yılmaz Ankara’ya Yargıtaya alıyorlar, yerine 9 Ekim’de Akın Gürlek’i atıyorlar, gelir gelmez işe koyulan Gürlek 30 Ekimde beni bir şafak operasyonu ile gözaltına alıp tutuklattı ve süreç başlatıldı.

"BU OPERASYONLA BİR TAŞLA KUŞ KATLİAMI YAPMAKTI NİYETLERİ"

Hem CHP’nin içini karıştırmak hem İstanbul Büyükşehir’e giden yolda partiyi ve tabanı test etmek, hem de Esenyurt belediyesine el koymak için ilk siyasi operasyon benimle başlattılar. Böylece bir şafak operasyonu ve düzmece bir dosya ile göz altına alıp tutuklandım. “Ver belediyeyi, gir içeri, suçunun ne olduğuna sonra karar veririz” dediler.

Nitekim ben daha gözaltındayken ve hâkime ifade bile vermemişken yandaş medya “Esenyurt’a Kayyum atandığını” duyurdu. Bu da maksadı açıkça ortaya koyuyordu. Seçimle alamadıkları Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyum yoluyla alacaklardı ve tabi buna bir hukuk kılıfı uydurmak içinde yargıyı kullanacaklardı. Mesele bundan ibaret.

Diğer bir deyişle seçimle alamadıkları belediyeyi el koydular. Bunun için de yargı kılıfı gerekiyordu ve de kayyum için terörle ilişkilendirilmek gerekiyordu. Ee ben de Kürt olduğuma göre ve her Kürt potansiyel terörist olduğuna göre 64 yaşına kadar “terörist” olmayan, devletin çeşitli kademelerinde görev yapan üniversitede bölüm başkanlığında rektörlüğe kadar her görevi yapan beni bir gecede terör örgütü üyesi yaptılar, terörist ilan edip yandaş medyanın itibar suikastçılarının önüne attılar. Yapılan tam bir zulümdü.

Bu zülüm sadece bana ve partime yapılmadı aynı zamanda derinden etkilenen aileme yapıldı dahası Esenyurt Halkına yapıldı. Zira Esenyurt halkının iradesi gasp edildi. Halk iradesini işlerine geldiğinde dillerine dolayanlar halkın iradesini hiçe saydılar ve bir gecede Beyoğlu Kaymakamını vali yardımcısı yapıp Esenyurt’a kayyum olarak atadılar.

"DEVLET MEMURU OLAN KAYYUM HALKIN PARASIYLA KİŞİSEL PR YAPIYOR"

Üstelik her yerde o yerin valisi ya da kaymakamı kayyum olurken Esenyurt’ta bir ilk uygulanarak bir “profesyonel kayyum” atandı. Bundan olsa gerek Kayyum sağa sola kendini belediye başkanı olarak lanse ediyor, afişlere yazıyor, sokaklara asmaya çalışıyor. Esenyurt kayyumu bir devlet memuru gibi davranmıyor. Devlet memuru olduğunu unutarak ismini parlatıyor, halkın parasıyla kendi reklamın, PR’nı yapıyor.

Düşünebiliyor musunuz kayyum lansman yapmaya başladı. Bu garabet en son Ramazan’da halkın parsıyla dağıttığı bir kullanımlık tahta çatal kaşıklara ismini yazmaya kadar vardı. Bu düşkünlük neyin nesi? Buradan sesleniyorum, siyasete girmek, belediye başkanı olmak istiyorsa, yüreği yetiyorsa mertçe davransın, istifa etsin gelip siyasete girsin, seçilsin o zaman ismini belediye başkanı olarak halka sunsun. Seçilmediğin bir yere seçilmiş gibi davranmak bir çeşit emek hırsızlığı, mevki makam düşkünlüğü değil de nedir? Esenyurt kayyumu tam bir düşkün gibi davranıyor. Yok öyle değilim diyorsa o zaman bu yaptığı nedir, diye sormak gerekmez mi? Bütün bu olan bitenler halkın gözü önünde olup bitiyor ve demokrasimizde bir kara sayfa olarak yerini almış durumda.

"ALTI AYDIR TAHLİYE OLMUŞUM HALEN YERİMDE KAYYUM NEDEN OTURUYOR?"

Tahliye olduğum günden beri on binlerce insan ziyaretime geldi. Binlerce insan telefon etti. Esenyurt’ta sokakta halkın sevgisinden yürüyemiyorum. On kişiden dokuzu şu soruyu soruyor: “Başkanım görevinize ne zaman döneceksiniz?”

Zira bu operasyonla ve bu verilen ceza ile sadece benim şahsım cezalandırılmadı aynı zamanda Esenyurt halkı cezalandırıldı, Esenyurt halkının iradesi cezalandırıldı. Esenyurt halkı hizmetlerden mahrum bırakılarak hala cezalandırılıyor. Esenyurt en az on yıl geri gitti. Ve üstelik kimse de bir şey yapmıyor, yapamıyor.

Hukuk eğer kendisi zulme karşı mücadelenin bilimi olmazsa zulmün aracı olmaktan kurtulamaz. Hukuk egemen oluncaya dek, hukukun üstünlüğü egemen oluncaya dek mücadelemiz devam edecek.