15 aydır tutuklu bulunan Buğra Gökce, İBB davasında bugün ilk kez savunma yaptı.
Kendisini desteklemek üzere tekerlekli sandalyeyle duruşma salonuna gelen annesi Şeyma Gökce, "Bizi bu hale getirenlere hakkımı helal etmiyorum. Bizden daha kötü günler görsünler" dedi.
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 68'i tutuklu 414 ismin yargılandığı İBB davasında 51'inci duruşma görülüyor.
Dünkü duruşmada ilk önce Fatoş Ayık'ın savunması tamamlandı. Ardından Serap Karay ve Taner Çetin'in savunmaları alındı.
Davada savunması alınmayan 14 tutuklu kaldı.
Bugün tutuklu yargılanan İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce savunma yaptı.
Buğra Gökce'nin eşi Filiz Kahveci Gökce'nin annesi ve babası da destek için duruşmaya geldi.
Buğra Gökce, iştiraklerin kendi tüzel kişilikleri ve Sayıştay denetimine tabi olduğunu belirtti. Gökce, "İddianamede karar verilsin. İhale yapsan suç, yapmasan suç. İmza atsan suç atmasan suç" dedi.
Gökce, "Kimi ihaleyi parçaladığımız için kiminde de parçalamadığımız için suçlama yapılıyor. 'Biz seni kafaya taktık, senin her adımın suç' demeye getiriyor bu iddianame" ifadelerini de kullandı. İBB'nin ecrimisil ve kira gelirlerinin 2014 - 2019 arasında 468 milyon lira olduğunu, 2020 ve 2025 arasında bu rakamın 4,5 milyar liraya çıktığını söyledi ve "Gelirleri 9 kat arttırmışız" dedi.
"KARARLILIKLA VE TÜM VARLIĞIMLA REDDEDİYORUM"
"İştiraklerden işleri alan firmalarla bir irtibatım, tanışıklığım ya da menfaatim olmadığına göre onların ihale alması için attığım imzalarla onlar için tüm kariyerimi de çöpe atacak risklere girmem eşyanın tabiatına külliyen aykırıdır" diyen Gökce, "Nitelikli dolandırıcılık ile kamuyu zarara uğrattığım iddialarını da kararlılıkla ve tüm varlığımla reddediyorum" ifadelerini kullandı.
Buğra Gökce, soruşturma evresinde sorulmayan sorular ve incelenmeyen hususlar üzerinden örgüt yaratılmaya çalışıldığını söyledi. "Bu sipariş belgeleri hazırlayan da ne hikmetse terfi etmiştir" diyen Gökce, "Davaya konu edilen ihaleler, tamamen yasal süreci içinde işlem gören, daha önce çalıştığım kurumlardakinin bir benzeri olan, kendi rutini içinde yürüyen özellik taşımaktadır" dedi.
Gökce, 2019 öncesi dönemde hukuka uygun kabul edilen uygulamaların, bugün farklı bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu da ifade etti. 2018'deki ihaleleri yapan kişinin İller Bankası müdürü olduğunu ifade eden Gökce, "2019 sonrası dönemde benzer imzaları atan bazı kişilerin yaklaşık 15 aydır Silivri’de, ağır ve ölçüsüz bir özgürlük kısıtlamasına maruz bırakılması hukuki ilke ile izah edilemez" dedi.
Gökce, "En az AK Partiliyseniz İller Bankası Müdürü oluyorsunuz, bakan oluyorsunuz ama benim gibi CHP’liyseniz Silivri’de yatan oluyorsunuz" ifadelerine yer verdi. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.
Ekrem İmamoğlu duruşma araya giderken, "Mücadeleye devam ediyoruz" diye seslendi.
FOTOĞRAF ÇEKMEK İÇİN 3 KERE EMNİYETTEN DIŞARI ÇIKARTILDI!
Buğra Gökce, gözaltına alınma sürecinde Vatan Caddesi'ndeki Emniyet Müdürlüğünde yaşadıklarını ise şu şekilde anlattı:
"Ben emniyete normal şekilde girdim. Polis eşliğinde ya da zor kullanılarak getirilmiş biri değildim. Kendi ayağımla gittim. Bakınız, bu fotoğraf (1.fotoğraf) benim Vatan Emniyet’e kendi ayağımla gittiğim sırada çekilmiş bir fotoğraftır. Arkadaşlar tarafından, benim bilgim dışında çekilmiş bir fotoğraf. Ancak bana, 'Bir fotoğraf çekeceğiz, tekrar dışarı çıkacağız' denildi. Peki dedim, dışarı çıktık. Daha sonra bu fotoğraf çekildi. Ardından tekrar yukarı çıkarıldım ve yeniden nezarethaneye konuldum. Bir süre sonra tekrar dışarı çıkarıldım.Bu kez bana, 'İlk fotoğraf olmamış. Dikey çekmişiz, yatay çekmemiz gerekiyor. Bir kez daha çekim yapacağız' denildi. (2.fotoğraf) Bunun üzerine üçüncü kez dışarı çıkarıldım ve yeniden emniyete giriş yaptırıldım. Sonuç olarak, bu görüntülerin elde edilebilmesi için ben üç kez polis eşliğinde emniyete sokuldum.”
"İTİBAR SUİKASTINA KURBAN EDİLMEK İSTENDİĞİMİZ ORTADA"
Akademik ve meslekî kariyerini anlatan Gökce, "Şimdi hakkımdaki bu suçlamaların özgeçmişimle ne kadar uyumsuz olduğunu bir parça özellikle anlatmak isterim" dedikten sonra savunmasını şu sözlerle sürdürdü:
"2024 yılı Haziran ayından, tutuklandığım 2025 yılı Mart ayına kadar 10 ay boyunca bu konu başta olmak üzere çok sayıda özel araştırma ve bilimsel projeyle; kentin ve ülkenin gündemine yoksulluğu, gelir adaletsizliğini ve İstanbul'dan başlayan sorunları anlatmaya başladım. 19 Mart 2025'teki operasyon sonrası, siyasi spekülasyonlar eşliğinde tutuklanma gerekçem, bir kısım medya tarafından çok sayıda mesnetsiz iddia ile dile getirildi. Bir itibar suikastına kurban edilmek istendiğimiz ortada. Ancak heyetinizin kıymetli hâkim üyelerinin de dikkatine sunmak isterim ki, benim İPA'da yaptığım bu görevlerle ilgili iddianamede tek bir suçlama bile yoktu. Ben, sadece Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığım dönemdeki 17 aya dair bazı eylemlerle suçlanıyorum."
DAVUT GÜL İMZALI KARAR
Buğra Gökce, cezaevindeyken kendisinin de içinde olduğu bir heyetin mülkiye müfettişine ifade verdiğini söyledi. İstanbul Valisi Davut Gül imzalı bir karar olduğunu belirten Gökce, sorumluluğu bulunmadığından hakkında soruşturma izni verilmediğini belirtti. Gökce, "Soruşturma izni alınmayacak bir konudan 15 aydır hapis yatıyorum" dedi.
"8 AY BOYUNCA HANGİ GEREKÇELERLE TUTUKLU BULUNDUĞUMUZU BİLE ÖĞRENEMEDİK"
Tutuklanma gerekçesini öğrendiğinde şaşırdığını belirten Gökce, "HTS kaydı hususunda ise bana sadece Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Murat Ongun, Gürkan Akgün ve Kaan Sürmegöz ile niye görüştüğüm soruldu; ben bu insanlarla görüşmesem belediyeyi nasıl yönetebilirim? Sorulan sorunun niteliği ve telefon görüşmesi kaydı bundan ibarettir. Bunun dışında, yargılanan herhangi bir müteahhitle, belediyeyle iş yapan biriyle ya da başka şahıslarla hiçbir görüşmem yoktur, zaten olamaz da" dedikten sonra şunları kaydetti:
"Biz, 8 ay boyunca, bu gizlilik kararı nedeniyle hangi gerekçelerle tutuklu bulunduğumuzu bile öğrenemedik. Üstelik bana rüşvete dair hiçbir soru sorulmamışken —ki rüşvete dair bir soru sorulsaydı ona da gerekli açıklamayı yapardım— sorulmamış sorulardan ötürü tutuklandım ve gerekçe olarak gösterilen belgelerin hiçbirisi de ortada yoktu. Ben 8 ay boyunca Hâkim Bey, tıpkı sizinkinde olduğu gibi, karşıma çıkan 8 ayrı hâkimin gözlerinin içine bakmaya çalıştım; fakat biri hariç hiçbirisinin gözüne bakamadım. Ya önlerindeki ekranlara bakıyorlardı yahut zaten telefonlarıyla oynuyorlardı. Hepsine de rüşvet almak suçuna dair ithamın hangi somut delile dayandığının açıklanması gerektiğini sordum. Ben kimden, ne almışım; bunun delili nedir Hâkim Bey? Ben kimden tek bir kuruş almışım, bunu söyleyen, bunu iddia eden her kimse ortaya koysun dedim; çünkü benim için bu, cana kıymaktan bile daha ağır bir ithamdır. Bunu o kadar net söylüyorum ki Hâkim Bey, önüme böyle bir iddianın konulması bizim ailemiz için her şeyden önce şeref kırıcıdır. Bu konuyla ilgili yüzleştirme isteğimi de dile getirdim; bunu söyleyen, bu isnatta bulunan bir gizli tanık varsa getirin, yüzleştirin, ben bunları duymak istiyorum dedim. Ancak bunlara ilişkin hiçbir şey söylenmedi. Suç örgütünü bilmediğimi, bunların bana sorulmadığını bile anlatamadım. Ama dosyalarda rüşvete dair ne olduğunu söylemiyorsanız bile ne olur siz kontrol edin Hâkim Bey; böyle bir şeyin olmadığını göreceksiniz, olamaz çünkü."
KAÇAK YAPILAR: MEKANLARI İŞGAL EDENLER SİLAH ÇEKTİ, GERİ ÇEKİLMEDİK
Savunmasına Üsküdar'daki kaçak yapılardan bahsederek devam eden Gökce, şunları kaydetti:
"Birçok ayrıcalıklı kişi, kurum, vakıf, dernek adına uzun süreli ve çok düşük ücretli ya da ücretsiz sayılabilecek koşullarda tahsis edilmiş kamusal mekânlar amaçları dışında kullanıldığı, kamudan bedelsiz sayılabilecek koşullarda alınmasına rağmen içlerinde yaratılan rant tesisleri, ticarethaneler, marketler veya kendi ticari işletmeleri ile kamunun hazinesine girmesi gereken kaynakları kullanan ayrıcalıklı kurum ve örgütler, bu davada sanık olan arkadaşlarca kamu malından tahliye edilmiştir. Bu doğrultuda amansız bir hukuki ve idari mücadele yürüten birçok arkadaşımız bugün bu salonda kamu yönetimini dolandırıcılıkla zarara uğratmakla suçlanmaktadır. Bu garip durum tüm kıymetli arkadaşlarımın canını yakmıştır. Bizlere kamusal mekanları işgal edenler silah çekti, geri çekilmedik. Kıyıları talan edenler yumruk salladı vazgeçmedik. Bu kamu yararını savunan kıymetli arkadaşlarım burada benimle kamuyu dolandırmakla suçlanıyor."
BUĞRA GÖKCE'NİN SAVUNMASI..
Duruşmada savunması için söz alan İstanbul Planlama Ajansı'nın (İPA) tutuklu başkanı Buğra Gökce, "1996’dan bu yana sürdürdüğüm otuz yıllık kamu görevim boyunca, millete hizmetkar olma bilinci ile çalışmış vatan evladı olarak, görevimden dolayı soruşturulmayı millete hesap vermek biçiminde yorumlarım. 30 yıllık görev süremde karakol yüzü görmemişken 15 aylık hapsin ardından mahkemede huzurunuzda olmak üzüntü verici olsa da onur nişanı olmuştur" dedi.
Buğra Gökce, 2008 yılında İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na şehir plancısı üyesi olarak dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından atandığını söyledi. Gökçe, "Allianoi Antik Kenti’nin sular altında kalması yönündeki kurul kararına kurul başkanı olarak şerh düştüğüm için görev yerim değiştirildi; adeta sürüldüm, Konya’ya görevlendirildim" dedi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.
Ayrıca iddianamede, 16 kişi "müşteki", 89'u tutuklu, 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 402 kişi "sanık" olarak bulunuyor.
İddianamede yer alan "örgüt" şemasında, tutuklu Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", tutuklu Murat Ongun, Fatih Keleş ile Adem Soytekin ve tutuksuz Ertan Yıldız, başka suçtan tutuklu Hüseyin Gün ile Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu iddia ediliyor.
İMAMOĞLU'NUN 2 BİN 430 YIL 6 AYA KADAR HAPSİ İSTENİYOR
İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma", "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
Ongun'un "rüşvet", 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.
İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.
İddianamede, yakalandıktan sonra işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili bilgi veren sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.
Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
BİRLEŞEN DOSYA
Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in de arasında bulunduğu 7 isim hakkında hazırlanan iddianamede bu davayla birleştirilmişti.
İddianamede, tutuklu İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan ile tutuksuz sanıklar Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
Yargılama sürecinde birleşen dosyadakilerle birlikte 33 kişinin tahliyesiyle davada 77 tutuklu sanık bulunuyor.