Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci’ye gönderdiği mektupta fon vurgunu soruşturması, borsa işlemleri ve İBB’ye yönelik suçlamalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.
İmamoğlu, fon vurgunu ile İBB operasyonlarının aynı dönemde yaşandığına dikkat çekerek, iki süreç arasında eşzamanlılık ve somut ilişki bulunduğunu ileri sürdü. Borsa ve Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) yönelik uyarılara rağmen müdahalede bulunulmadığını belirten İmamoğlu, eski MASAK Başkan Yardımcısı ile bazı uzmanların gözaltına alınmasını da eleştirdi.
İmamoğlu, “19 Mart operasyonunun ardından borsa iki günde yüzde 16,3 değer kaybetti. Piyasa çökerken Tera’nın ağırlık verdiği hisse sepeti zirve yaptı. Butlan kararı açıklandığında borsa yine çöktü. Tera ise o sırada 1 milyar 870 milyon dolarlık alım yapıyordu” ifadelerini kullandı.
“BİR TARAFTA İBB, DİĞER TARAFTA BORSA VARDI”
Son iki yılın Türkiye tarihindeki en ağır yargı saldırılarının, hukuksuz operasyonların ve tutukluluk süreçlerinin yaşandığı bir dönem olduğunu belirten İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devlet kurumlarını getirdiği noktayı fon vurgunu sürecinin gösterdiğini savundu.
Fon vurgununun tek başına bir mesele olmadığını kaydeden İmamoğlu, bu süreçte bir çeteleşme bulunduğunu ve kurumların yozlaştığını ileri sürdü.
İmamoğlu, fon vurgunu ile İBB operasyonları arasındaki ilişkiye ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Fon vurgunu, İBB operasyonlarıyla eşgüdümlü ve somut bir ilişki içindedir. Bir tarafta İBB, diğer tarafta borsa vardı. İki süreç aynı tarihlerde başladı. Borsaya ve SPK’ya hiçbir müdahale yapılmadı. Aynı dönemde bana ve İBB’ye ise nefes aldırılmadı; belgesiz, delilsiz ve ispatsız operasyonlarla tutuklamalar art arda geldi.
Aynı dönemde borsada neler olduğuna bakın. 19 Mart operasyonunun ardından borsa iki günde yüzde 16,3 değer kaybetti. Piyasa çökerken Tera’nın ağırlık verdiği hisse sepeti zirve yaptı. Butlan kararı açıklandığında borsa yine çöktü. Tera ise o sırada 1 milyar 870 milyon dolarlık alım yapıyordu. İlginçtir ki borsayı ve SPK’yı uyaran eski MASAK Başkan Yardımcısı ile bazı uzmanlar 'Sen nasıl uyarırsın' denilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gözaltına alındı.
Kasım 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı adeta ihbarda bulunurcasına manipülasyon uyarıları yaptı. Başsavcılık buna rağmen hiçbir adım atmadı. Bugünkü Adalet Bakanı SPK’ya müzekkere yazdıktan sonra bir yıl daha İstanbul Başsavcısı olarak, altı ay da bakan olarak görev yaptı. Ancak bu dönemde bütün uyarılara rağmen hiçbir adli işlem yapılmaması dikkat çekicidir. Fon vurgunu ancak Eylül 2026’da ortaya çıkabildi. Bu soygunun siyasi ve yargı ayağı açığa çıkmadıkça gerçek failler hesap vermiş olmayacaktır.”
“50 MİLYARLIK YOLSUZLUK İDDİASINDA TEK BİR BULGU YOKTUR”
İmamoğlu, İBB iddianamesinde yer alan 50 milyar liralık yolsuzluk suçlamasına da tepki gösterdi. Dönemin başsavcısının önce 560 milyon liralık yolsuzluk iddiasıyla yola çıktığını belirten İmamoğlu, bu tutara ilişkin bulgu bulunamadığını savundu.
İddianamedeki suçlamaların kapsamının daha sonra genişletildiğini öne süren İmamoğlu, 110 milyar liralık “Cebeci Dosyası” ile dış kredilere ilişkin 50 milyar liralık suçlamanın eklendiğini ifade etti.
İmamoğlu, söz konusu suçlamaya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“İddianamede geçen bu 50 milyarlık 'yolsuzluk' iddiasında tek bir tutuklu yoktur. Tarihin en yoğun denetimini geçirmiş belediye başkanı olarak şunu da söylemeliyim: Bu iddiaya ilişkin tek bir bulgu bile yoktur. Ortada skandal bir suçlama, düpedüz bir iftira vardır.”
“KAMU BANKALARINDAN VE İLLER BANKASI’NDAN TEK KURUŞ KREDİ ALMADIK”
İBB’ye yönelik suçlamaların önemli başlıklarından birinin yurt dışından sağlanan krediler ve ihraç edilen tahviller olduğunu belirten İmamoğlu, bu finansman işlemleri üzerinden 53,5 milyar liralık kamu zararı iddia edildiğini aktardı.
Söz konusu suçlamaların metro yatırımlarını gölgelemeyi amaçladığını savunan İmamoğlu, 2019 yılında göreve geldiklerinde finansman bulunamadığı için durmuş metro şantiyeleri ve ağır bir borç yükü devraldıklarını söyledi. Belediyenin kasasında yalnızca 7 milyon lira bulunduğunu belirten İmamoğlu, buna rağmen yatırımları sürdürmek için uluslararası finans kuruluşlarıyla görüşerek kaynak sağladıklarını ifade etti.
İmamoğlu, görev dönemleri boyunca kamu bankalarından ve İller Bankası’ndan kredi alamadıklarını, yurt dışından sağlanan krediler için gerekli izinlerin ise aylarca, hatta yıllarca bekletildiğini belirtti.
“BORÇLARIMIZI ZAMANINDA ÖDEMEMİZ BİLE KAMU ZARARI SAYILIYOR”
İmamoğlu, bakanlık tarafından yapılan ve İBB’ye devredilen metro hatlarının geri ödemelerinin geçmişte 20 yıla yayıldığını, kendi dönemlerinde ise bu ödemelerin 10-11 ay içinde belediye bütçesinden kesildiğini söyledi.
Bu koşullara rağmen metro inşaatlarının durmaması için belediyenin öz kaynaklarını kullandıklarını belirten İmamoğlu, dış finansman sağlandığında daha önce yapılan harcamaların kredi sözleşmelerinin izin verdiği yöntemlerle karşılandığını kaydetti.
İddianamede 53,5 milyar liralık kamu zararı hesabının üç kalemden oluştuğunu belirten İmamoğlu, bunları şöyle sıraladı:
19,85 milyar lira kredi anapara geri ödemesi,
13,84 milyar lira İBB iştiraklerine yapılan ödeme,
19,82 milyar lira projelerle doğrudan bağlantısı kurulamadığı ileri sürülen harcama.
İmamoğlu, söz konusu hesaplamaya tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:
“Yani borçlarımızı zamanında ödememiz bile kamu zararı sayılıyor. Oysa İBB hiçbir kredi ya da tahvil ödemesinde temerrüde düşmedi. Kredi veren uluslararası bankaların hiçbiri şikâyetçi olmadı. Soruşturmadan ve iddianameden sonra da İstanbul’a finansman sağlamayı sürdürdüler.”
İmamoğlu, 2023 yılında yaklaşık 715 milyon dolarlık yeşil tahvil ihraç ettiklerini de hatırlattı. Tahvil sözleşmesinde henüz projelere tahsis edilmemiş kaynakların belediyenin genel nakit yönetimi içinde değerlendirilebileceğinin açıkça yazılı olduğunu belirten İmamoğlu, bu hükmün iddianamede de yer aldığını söyledi.
Savunmasında ortaya koyduğu üzere Sayıştay’ın beş yıl boyunca bu işlemlerle ilgili tek bir bulgusunun bulunmadığını ifade etti.
“65,1 KİLOMETRE RAYLI SİSTEM HATTINI HİZMETE AÇTIK”
Yurt dışından sağlanan finansmanla İstanbul’da önemli metro yatırımları gerçekleştirdiklerini belirten İmamoğlu, görev döneminde 65,1 kilometre raylı sistem hattının hizmete açıldığını bildirdi.
Metro üretimini görev süresinde 14 kilometreye çıkardıklarını ve önceki dönemin yaklaşık iki katına ulaştıklarını kaydeden İmamoğlu, raylı sistem yatırımlarına yurt dışından sağlanan kredilerin toplamından daha fazla kaynak ayırdıklarını söyledi.
İmamoğlu, metro üretimini 7,2 kilometreden 14 kilometreye çıkaran bir yönetimin, yatırımlar için bulduğu finansman nedeniyle milyarlarca liralık kamu zararıyla suçlandığını belirterek bunun bir çelişki olduğunu savundu.
Söz konusu suçlamaların siyasi amaçlarından birinin İstanbul’da elde edilen somut başarıyı kamuoyunun gözünden uzaklaştırmak olduğunu ileri süren İmamoğlu, metro inşaatlarını yeniden başlatmak için gösterilen çabanın bugün İstanbul’u zarara uğratmış gibi anlatıldığını ifade etti.
Kamu kaynaklarının her kuruşunun hesabının sorulması gerektiğini belirten İmamoğlu, kamu zararından söz edilebilmesi için somut bir zararın ortaya konulması gerektiğini kaydetti. Borç geri ödemeleri, sözleşmelerin izin verdiği finansman işlemleri ve tamamlanan yatırımların birbirinden koparılarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
İmamoğlu, mektubunu şu sözlerle tamamladı:
“Biz İstanbul’un metroları durmasın diye kaynak bulduk, borçlarımızı ödedik ve yatırımlarımızı tamamladık. Bugün suçlamaya konu edilen finansman yönetiminin sonucunda, her gün milyonlarca İstanbullunun kullandığı metro hatları var. Bu nedenle mesele yalnızca hakkımdaki suçlamalar üzerinden değerlendirilmemelidir. İstanbul’a kazandırılan hizmetler, kamu kaynaklarının yönetimi ve hukuk güvenliği de bu değerlendirmenin parçası olmalıdır.
İstanbul’a hizmet etmek için aldığım her kararın hesabını vermeye hazırım. Hakkımızda ileri sürülen kamu zararı iddialarında da aynı açıklığın gösterilmesini bekliyorum.”




