Fatih Altaylı, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici ile yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı. Kesici'nin açıklamaları yayınladı.

Altaylı, Kesici'nin kendisine, "Kemal Bey Özgürgiller'in partiden ayrılmasını ister. İstiyor. Ayrılmayın, partiyi bölmeyin falan der ama inanma. Laf olsun diye der" dediğini iddia etti.

Kesici o görüşmeye ilişlin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Kesici görüşmenin 'off the record' olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

Benim aşağıda Cumhuriyet gazetesi haberinde yer aldığı şekliyle hiç kimseye hiç bir resmi bir demeç veya açıklamam olmamıştır, yoktur.

Benim resmi görüşüm, yine burada X hesabımdaki bir önceki paylaşımımdadır.

Gazete haberi Fatih Altaylı’ya verdiğim özel bir demeç gibi anlaşıldığı için, bu konuya da kısa bir açıklık getirmek isterim.

Fatih Bey beni dün veya evvelki gün telefonla aradı. Genel olarak siyaset ve CHP de olan bitenlerle ilgili olarak karşılıklı konuştuk.

Konuşma oldukça uzun ve genel bir konuşmadır. Konuşmanın içinde özel ailevi bahisler de geçmiştir.

Elbette konuşmanın tümü özel bir konuşmadır. Tanımı gereği “off the record” dur. Yani “yazılmamak üzere” yapılmış bir konuşmadır.

Fatih Bey’le olan hukukumuza nisbetle bu hususu ayrıca ve vurgulayarak söylemeyi de “zül addederim.”

Özetle, bu kadar uzun bir konuşmanın içinden, bağlamından koparılmış olarak yer verilen bölümler benim bir demecim veya açıklamam değildir.

CHP içinde olup bitene dair bir değerlendirme yapmam söz konusu olduğunda da bunu muhataplarına karşı ve doğrudan yaparım…

Kulis, spekülasyon ve benzeri halleri kendime yakıştırmam ve yapmam.

Resmi demeç ve açıklamam bir alttaki görüşüm ve açıklamamdır.

Kesici'nin o açıklaması ise şu şekilde:

ABD-İRAN savaşı-gerginliği başlayalı tam bir sene olmuş.

Savaş 22 Haziran 2025’te, ABD’nin İran’daki nükleer tesislere saldırısı ile başlamıştı.

İran da buna, bir gün sonra, 23 Haziran 2025’te, ABD’nin Katar’daki El-Udeyd Üssü’ne misilleme ile cevap vermişti.

Daha sonra çeşitli geçici ateşkes’ler, tekrar tırmanan gerginlikler-düşmanlıklar, inişli çıkışlı tam bir sene benzeri olaylar devam etti.

Sonuçta, akıllar başa geldi ve bugün geçici bir anlaşma imzalanarak düşmanlık sona erdirildi.

Geçici anlaşmanın resmi adı:
“İslamabad Mutabakat Muhtırası”.

Asıl nihai anlaşma;

. Nükleer program,
. Yaptırımlar ve
. Bölgesel güvenlik konularını kapsayacak şekilde

önümüzdeki 60 gün içinde tamalanacak ve imzalanacak.

Buradan hareketle ben ne demek istiyorum:

Savaşın eşiğindeki iki büyük ülke bile, zaman zaman çok ciddi gerginlikler yaşamış ve savaşın eşiğine gelmiş olsalar bile, en sonunda barışmanın en doğru yol olduğuna karar verdiler.

Bu elbette, hiç şüphesiz, hem bu iki ülke için, hem tüm bölge ve dünya için en sevindirici karar olmuştur.

Peki, bundan bizimle ve iç politika ile ilgili bir ders çıkarılabilir mi?

CHP’nin eski yeni yonetimlerinin, parti üst kurullarının, teşkilatlarının bundan çıkarabileceği hiç mi bir ders, ibret yoktur?

Olmaz mı, elbette olmalıdır ve vardır.

Nedir?
Aşağıya koyduğum fotoğraftır.

Y1-335

Y2-103

31 Mayıs'ta da Kesici şunları yazmıştı...

Dün Ankara’da, tam aynı saatlerde iki büyük CHP toplantısı yapıldı.

Bunlardan birisi CHP Genel Merkezi önünde Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı toplantıydı.

Diğeri de Sayın Özgür Özel’in sadece 5 km uzaklıkta Güven Park önünde yaptığı toplantıydı.

Her iki toplantı da, kendi taraftarlarını tatmin eden olgunluk ve sayıda toplantılar oldu.

Bu durum hem partili insanlar, hem tarafsız gözlemcilerde, “acaba ne oluyor, bu yolun sonunda parti bölünüyor mu” endişesinin yayıldığını hissettim.

Eğer böyle bir endişe varsa, ki ben de bu endişeyi hissedenlerden birisiyim; bölünme günü ve saatine kadar, bıkmadan usanmadan, bölünmemek için uğraşılması gerektiğine inanıyorum.

Bu aşamada bu görev en cok Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’ndadır.

Madem ki hukuken genel baskan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur; o zaman partinin bölünmemesi gayreti, çabası da birinci derecede Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelmelidir.

Elbette Sayın Özgür Özel ve arkadasları da bu istikamette bir gayret ve çaba içinde olmalıdırlar.

Parti bölünmeleri, çeşitli zamanlar ve şartlarda gördüğümüz bir durumdur.

Gökhan Günaydın'dan 12. Yargı Paketi eleştirisi
Gökhan Günaydın'dan 12. Yargı Paketi eleştirisi
İçeriği Görüntüle

Ben şahsen, bugüne kadar yaşanılan parti bölünmelerinin hiçbirisin iyi bir sonuç verdiğine şahit olmadım.

Ne bölünen ana parti bakından, ne de bölen parti bakımından.

Cumhuriyet siyasi tarihimizin en büyük ve en etkili parti bölünmesi 1970 yılında Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’nin kurulmasi ve Adalet Partisi’nin bölünmesi olayıdır.

O tarihte Adalet Partisi’nin oyu yüzde 50’lerdeydi ve tek basina iktidardı.

Bölünmeden sonra Adalet Partisi tek bir kere bile yüzde 50 oyun yarısını bile bulamamıştır.

Adalet Partisinin en güçlü isimleri Sadettin Bilgiç, Ferruh Bozbeyli Mehmet Turgut gibi isimler ve 50 civarinda parlamenter eski Cumhurbaskanımız rahmetli Celal Bayar’ın da tam desteğiyle Demokratik Partiyi kurdular.

Girdikleri ilk genel secimde (1973) ancak yüzde 13 oy alabildiler.

Hatirlatmak isterim ki, bu % 13 oy, % 50 lik bir pastadan bir dilimdir. Yani bölünen partinin ancak dörtte biri kadar olmuştur.

Adalet Partisi Genel Baskanı ve Basbakan Süleyman Demirel, bölünmeden 7 sene sonra tüm Demokratik Partilileri Adalet Partisi’nde tekrar toplamis olmasina ragmen,

Adalet Partisi ve sonraki devamı mahiyetinde olan partiler bir daha ve asla Adalet Partisi oylarının yarısını bile alamamış ve bir daha siyaseten gün yüzü görmemistir.

Ta ki, aradan tam 20 sene geçtikten sonra, 1991 secimlerinde DYP olarak ancak % 27 oy alabilmistir.

Elbette tek başına iktidar olamamış ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir Koalisyon Hükümeti ancak kurabilmistir.

Bölünme döneminin Adalet Partisi Genel Başkanı Sayın Süleyman Demirel siyasi hayatının son donemlerinde şu çok önemli itirafta bulunmustur:

“İnişli çıkışlı 40 yıllık siyasi hayatımda yaptığım en büyük hata Demokratik Parti’nin kurulmasını engellememem olmuştur.

“Ne yapıp yapıp bu bölünmeyi engellemeliydim.

“Gerekli çabayı göstermis olsam engellerdim de.” demiştir.

Buradan günümüze gelelim.

CHP hicbir şekilde bölünmemelidir.

Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu elden gelen her çabayı göstermeli ve muhtemel bir bölünmeye ortam ve meydan bırakmamalıdır.

Her durumda ayrılmalar ve bölünmeler kolaydır.

Zor olan, ama hem memlekete hem de tüm taraflara yararlı ve faydalı olan tek durum “bir ve beraber olmaktır.”

Bu istikamette gösterilecek olan her gayret ve çaba bugünün en saygıdeğer davranışı olacaktır.