CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eski TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve "etkin pişmanlık" ifadesi veren Hüseyin Gün’le birlikte "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılanan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, "Uzun süre, önümde olanca çıplaklığıyla duran bu hakikati kabul etmek istemedim. Ama ne yazık ki, bugün ülkemiz bu durumda. İktidara aday olan ve kazanma ihtimali de iktidardakilerin uykularını kaçıran Ekrem İmamoğlu’nun oyun dışına atılması için kurgulanmış olan bu dava, sadece siyasi bir dava olmasıyla değil, hukukun ve adaletin iğdiş edildiği sorgulama ve kovuşturma yöntemleriyle de tarihimize bir utanç davası olarak geçecek." dedi.

Cumhuriyet'ten Engin Deniz İpek'e konuşan Necati Özkan, "İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği tutukluluk halinin devamı kararı ile sözde casusluk davasının gerçek mahiyeti bir kez daha görülmüştür: Ortada, casusluk iddiasını açıklığa kavuşturmak gibi bir çaba yoktur, hiç de olmamıştır. Siyasi maksatlarla kurgulanmış bir davada, olmayan delillere karşı, yapmadığımız bir eylemden dolayı, olmayan bir suçu işlemediğimizi anlatmaya çalışıyoruz. Hukuk tarihinde suçun ve suçlunun peşinen ilan edilip sonra delil bulmaya girişildiği kara dönemler hep olmuştur. Dreyfus Olayı bunun en sembolik örneklerinden biridir. Siyasal atmosferin somut delillerin önüne geçtiği yerde yargı; gerçeği aramaz, adalet dağıtmaz, yalnızca “olağan şüphelilerin” cezalandırılmasına “hukuki” görüntü vermeye çalışan bir yapıya dönüşür. Ceza hukuku, “muhtemelen suçlu” hissiyle değil; hukuka uygun, denetlenebilir ve güçlü delille çalmalıdır. Mahkeme, bu ara kararı ile aslında iddianamenin delillerinin güçlü olmadığını itiraf etmiş oldu." ifadelerini kullandı.

"İBB davasında da eylem 13 gibi, çöken o kadar çok eylem var ki" diyen Özkan, "İddianamenin merkezinde yer alan Cebeci Maden Sahasıyla ilgili eylem de çöktü." diye konuştu.

Özkan, "Casusluk davası, İBB davasından da hakikat dışı ve absürt bir dava." ifadelerini kullanarak, şöyle devam etti:

"İBB davası büyük sanık sayısına, dört bin sayfayı bulan iddianamesine, on binlerce sayfayla tarif edilen eklerine ve ülke gündemini bir yılı aşkın bir süre yoğun bir şekilde işgal etmesine rağmen bomboş bir dava. Böylesine boş bir davada, haksız ve hukuksuz yere tutuklanmışsanız önce “bir yanlışlık var bu işte” diye düşünüyorsunuz. Milyonlarca vatandaş gibi, siz de “ortada bir yanlışlık olmasa, bunlar başıma gelmezdi” diye düşünüyorsunuz. Yargı mercilerine dilekçe üzerine dilekçe yazıyorsunuz; yüzlerce delilden oluşan itirazlar yapıyorsunuz ama tüm bu çabaların dinlenmediğini, size kimsenin kulak vermediğini görüyorsunuz.

Uzun süre, önümde olanca çıplaklığıyla duran bu hakikati kabul etmek istemedim. Ama ne yazık ki, bugün ülkemiz bu durumda. İktidara aday olan ve kazanma ihtimali de iktidardakilerin uykularını kaçıran Ekrem İmamoğlu’nun oyun dışına atılması için kurgulanmış olan bu dava, sadece siyasi bir dava olmasıyla değil, hukukun ve adaletin iğdiş edildiği sorgulama ve kovuşturma yöntemleriyle de tarihimize bir utanç davası olarak geçecek. Anlaşılan, belirli bir siyasi kurguya uygun olarak hareket ediliyor ve yavaş gidilmek isteniyor. O zaman da kanunların bir anlamı kalmıyor. Bugüne kadar 9 No’lu Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan sanıklardan sadece bir kişinin tahliye edilmiş olması manidar. Her bir duruşma günü ifade veren diğer tutuklu arkadaşların hikayelerini dinleyince, keyfiliğin, hukuksuzluğun ve zorbalığın geldiği seviyeye inanamıyorsunuz. Duruşmalarda şahit olduğunuz haksızlıklara ve zulme dayanamıyorsunuz."

Artık zorunlu olacak: Son 12 saat detayına dikkat!
Artık zorunlu olacak: Son 12 saat detayına dikkat!
İçeriği Görüntüle

Özkan, sözlerini şöyle noktaladı:

"Türkiye seçimler tarihinin verilerinin bizlere doğrudan söylediği sonuçlar kadar, neredeyse hiç değişmeyen ana davranış kodları da var. Bu millet, bir kez inandığı ve yetki verdiği lidere ve o liderin siyasi partisine sonuna kadar şans tanıyor. Ama sonra, o liderin milletin dertlerini çözmeyi unutup, çare olamadığını görünce sıdkı sıyrılıyor. Bir anda karar veriyor, o heyeti ve lideri emekliye sevk ediyor.

1950’den bugüne bu döngünün defalarca tekrar edildiğini gördüğünüzde, müneccim olmaya gerek duymadan neyin geleceğini anlıyorsunuz. Şimdi tam bir yeni döngü aşamasındayız. Neredeyse mukadder olacak bir iktidar değişiminden bahsediyorum özetle… Tabii ki bunun şartı, seçmeni mobilize ve motive eden, güçlü ve pozitif bir muhalif kampanya. O mümkün olursa, ne denli büyük bir yenileme olacağına birlikte şahitlik yapacağız. Zaten memleketin dirlik ve düzene kavuşmasının başka yolu da kalmadı.""İBB davası büyük sanık sayısına, dört bin sayfayı bulan iddianamesine, on binlerce sayfayla tarif edilen eklerine ve ülke gündemini bir yılı aşkın bir süre yoğun bir şekilde işgal etmesine rağmen bomboş bir dava. Böylesine boş bir davada, haksız ve hukuksuz yere tutuklanmışsanız önce “bir yanlışlık var bu işte” diye düşünüyorsunuz. Milyonlarca vatandaş gibi, siz de “ortada bir yanlışlık olmasa, bunlar başıma gelmezdi” diye düşünüyorsunuz. Yargı mercilerine dilekçe üzerine dilekçe yazıyorsunuz; yüzlerce delilden oluşan itirazlar yapıyorsunuz ama tüm bu çabaların dinlenmediğini, size kimsenin kulak vermediğini görüyorsunuz.

Uzun süre, önümde olanca çıplaklığıyla duran bu hakikati kabul etmek istemedim. Ama ne yazık ki, bugün ülkemiz bu durumda. İktidara aday olan ve kazanma ihtimali de iktidardakilerin uykularını kaçıran Ekrem İmamoğlu’nun oyun dışına atılması için kurgulanmış olan bu dava, sadece siyasi bir dava olmasıyla değil, hukukun ve adaletin iğdiş edildiği sorgulama ve kovuşturma yöntemleriyle de tarihimize bir utanç davası olarak geçecek. Anlaşılan, belirli bir siyasi kurguya uygun olarak hareket ediliyor ve yavaş gidilmek isteniyor. O zaman da kanunların bir anlamı kalmıyor. Bugüne kadar 9 No’lu Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan sanıklardan sadece bir kişinin tahliye edilmiş olması manidar. Her bir duruşma günü ifade veren diğer tutuklu arkadaşların hikayelerini dinleyince, keyfiliğin, hukuksuzluğun ve zorbalığın geldiği seviyeye inanamıyorsunuz. Duruşmalarda şahit olduğunuz haksızlıklara ve zulme dayanamıyorsunuz."

Özkan, sözlerini şöyle noktaladı:

"Türkiye seçimler tarihinin verilerinin bizlere doğrudan söylediği sonuçlar kadar, neredeyse hiç değişmeyen ana davranış kodları da var. Bu millet, bir kez inandığı ve yetki verdiği lidere ve o liderin siyasi partisine sonuna kadar şans tanıyor. Ama sonra, o liderin milletin dertlerini çözmeyi unutup, çare olamadığını görünce sıdkı sıyrılıyor. Bir anda karar veriyor, o heyeti ve lideri emekliye sevk ediyor.

1950’den bugüne bu döngünün defalarca tekrar edildiğini gördüğünüzde, müneccim olmaya gerek duymadan neyin geleceğini anlıyorsunuz. Şimdi tam bir yeni döngü aşamasındayız. Neredeyse mukadder olacak bir iktidar değişiminden bahsediyorum özetle… Tabii ki bunun şartı, seçmeni mobilize ve motive eden, güçlü ve pozitif bir muhalif kampanya. O mümkün olursa, ne denli büyük bir yenileme olacağına birlikte şahitlik yapacağız. Zaten memleketin dirlik ve düzene kavuşmasının başka yolu da kalmadı."