İktidara yakın isimlerden İhsan Aktaş, sahibi olduğu GENAR'ın Şubat araştırmasını sosyal medya hesabından yayınlandı.
GENAR'ın Şubat araştırmasında AK Parti seçmeninin yüzde 12,1’i kendisini Atatürkçü olarak tanımlıyor. CHP seçmeninin ise yüzde 2,8 kendisini muhafazakâr yüzde 1’i de İslamcı olarak tanımlıyor.
İhsan Aktaş anketi şöyle aktardı:
“Türkiye siyaseti her zaman canlıdır. Bir seçim bitmeden yenisinin senaryosu konuşulmaya başlanır. Genar Türkiye Raporu’nun şubat verileri üzerinde çalışırken siyasi yelpaze ile parti tercihi arasındaki ilişkiyi çapraz analiz ettik. Ortaya çıkan tablo, alışılmış kalıpların ötesinde bir siyasal gerçekliğe işaret ediyor.
Bugün seçim olsa partilerin oy oranları şöyle görünüyor: AK Parti %34,8; CHP %31,5; DEM Parti %9,3; MHP %8,0; İYİ Parti %4,7; Zafer Partisi %3,9; Anahtar Parti %3,2; Yeniden Refah Partisi %2,4; diğer partiler ise toplamda %2,2.
Geçtiğimiz aylarda AK Parti ile CHP arasındaki fark oldukça daralmıştı. Ocak ayı itibarıyla AK Parti’de yukarı yönlü bir ivme gözleniyor. Deprem bölgesindeki 450 bin konut hamlesi, savunma sanayi ve dış politika alanındaki görünürlük ile birlikte ekonomideki görece toparlanma bu hareketliliğin arka planında sayılabilir.
Asıl dikkat çekici olan ise partilerin ideolojik dağılımıdır.
AK Parti seçmeninin %12,1’i kendini Atatürkçü, %32,7’si Türk milliyetçisi, %30’u muhafazakâr, %3,3’ü demokrat, %9’u İslamcı, %1,3’ü sosyalist olarak tanımlamaktadır. Kürt milliyetçisi, ulusalcı ve liberal kimliklerden gelen küçük oranlar da bulunmaktadır. Bu tablo, AK Parti’nin yalnızca muhafazakâr kimlikten beslenen bir parti olmadığını; milliyetçi ve Atatürkçü damardan da ciddi bir destek aldığını göstermektedir.
CHP’ye bakıldığında seçmeninin %69’u kendini Atatürkçü olarak tanımlamaktadır. Bunun yanında %11 oranında Türk milliyetçisi, %2,8 muhafazakâr, %5,9 demokrat ve %1 oranında İslamcı kimlikli seçmen bulunmaktadır. Küçük oranlarda sosyalist, ulusalcı ve liberal seçmen de CHP’ye yönelmektedir. CHP’nin ana omurgası Atatürkçü seçmenden oluşsa da, homojen bir blok olmadığı açıktır.
MHP’nin seçmen yapısında %69,8 ile Türk milliyetçileri belirleyici konumdadır. Bunun yanında %8,7 Atatürkçü, %4,8 demokrat, %3,2 İslamcı ve %2,4 muhafazakâr seçmen desteği görülmektedir. Parti güçlü biçimde milliyetçi bir eksende konumlanmakla birlikte, tamamen tek kimlikli bir yapıya da sahip değildir.
İYİ Parti’de ise %54,2 oranında Atatürkçü, %38,9 oranında Türk milliyetçisi seçmen öne çıkmaktadır. Muhafazakâr ve demokrat kimliklerden gelen destek daha sınırlıdır. Bu tablo İYİ Parti’nin merkez milliyetçi-Atatürkçü bir zeminde konumlandığını göstermektedir.
DEM Parti seçmeninin %26’sı kendini demokrat, %19,9’u sosyalist, %13,7’si Kürt milliyetçisi olarak tanımlamaktadır. Bunun yanında %8,2 Atatürkçü, %6,8 muhafazakâr ve %5,5 Türk milliyetçisi seçmen bulunmaktadır. DEM Parti dışarıdan yalnızca etnik bir kimlikle tanımlansa da, veriler daha karmaşık ve çok katmanlı bir seçmen profiline işaret etmektedir.
Diğer partiler kategorisinde ise %42,9 oranında Türk milliyetçisi, %18,1 Atatürkçü, %14,8 muhafazakâr, %7,7 İslamcı ve %5,5 sosyalist seçmen yer almaktadır. Küçük partilerin dahi ideolojik olarak tek bir kümeye sıkışmadığı görülmektedir.
Bu oranları değerlendirirken önemli bir husus vardır: Yüzdeler partinin kendi seçmeni içindeki dağılımı göstermektedir. Örneğin bir partinin toplam oyu %10 ise ve bunun %20’si sosyalistlerden geliyorsa, bu ülke genelinde %2’lik bir karşılığa denk gelir. Bu nedenle verileri bağlamından koparmadan okumak gerekir.
Sonuç olarak Türkiye siyaseti, televizyonda anlatılan keskin kutuplaşma hikâyesinden daha esnek ve daha geçirgendir. Hiçbir parti yalnızca tek bir ideolojik kimliğin partisi değildir. Her parti, farklı toplumsal damarlardan beslenmektedir. Bu durum partileri ya kapsayıcı bir siyaset üretmeye zorlayacak ya da kendi iç çelişkileriyle yüzleştirecektir.
Dolayısıyla mesele “Kim ne kadar İslamcı” ya da “Kim ne kadar Atatürkçü” sorusundan ziyade, partilerin bu çok renkli seçmen yapısını nasıl yöneteceğidir. Türkiye siyasetinin yönü, ideolojik saflık iddiasından değil; farklı yelpazeleri bir arada tutabilme kapasitesinden belirlenecektir. Görelim Mevla neyler.”