İBB Davası’nın 67’nci gününde savunma yapan itirafçı sanık Naim Erol Özgüner ile Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında telefon tartışması yaşandı. İmamoğlu, “Bu cep telefonu 1,5 senedir zaten iddia makamının elinde. Bu konu niye bitirilmez? Hâlen iddia makamı böyle magazin gibi soru soruyor bu konuda. Gerçekten üzüntü verici” dedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’na 67’nci gününde, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediliyor.
Öğle arasının ardından ilk olarak KOBİL adlı firmanın sahibi olan İsmet Koyun savunma yaptı. İBB’yle ilk iş yapmaya başladığı tarihlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB Başkanı olduğunu belirten Koyun, “Akbil projesini yaptım. Erdoğan, projeyi bizzat takip etmiştir. E-Devlet projesini yaptım. Bu ülke için birçok teknoloji geliştirdim. Gurur duyulması gereken yerde şimdi buradayım. Çok ağrıma gidiyor” dedi.
Daha sonra itirafçı sanık eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner’in savunmasına geçildi. Örgüt yöneticisi iddiasını reddeden Özgüner, “Hüseyin Gün’le hiçbir emir talimat ilişkimin olmadı. Bir hiyerarşi yapısı içinde bulunmadım. Hüseyin Gün’ün altında bir örgüt üyesi olarak konumlanma pozisyonunu örgüt üyeliği savı ile reddediyorum” dedi.
Özgüner, İmamoğlu’nun kullanmadığı bir telefonun saklanarak suç delillerinin karartılmaya çalışıldığı iddiasına ilişkin de şunları söyledi:
“11 Mayıs gibi avukatımı savcı bey arıyor ve ‘Bir ihbar var, Erol Özgüner'de Ekrem Bey’in telefonu varmış’ diyor. Avukatım Silivri’ye geldi. ‘Abi, sende böyle bir telefon var mı’ dedi. ‘Var’ dedim. Zaten o gün polisler arama yapsa bulacaklardı evimde. Dolayısıyla telefon var. Ama ben 15 gündür cezaevindeyim ve ailem evin içine girdi, bir şeylerin yerini değiştirdi mi, bilmediğim için bu konuda bir şey söyleyemem. ‘Ailemle konuşun, eğer ellemedilerse yatak odasında’ diye söyledim. 12 Mayıs günü yaklaşık 20 kişilik bir polis ekibiyle evimde arama yapılıyor. Telefon bulunuyor. 14 Mayıs’ta da ben mevcutlu olarak Silivri’den Çağlayan’a götürüldüm ve bu olayı aynen böyle sayın savcımıza anlattım. Sayın savcımız ‘Burcu Hanım kimdir’ diye sordu. Ben de ‘Özel Kalem asistanıdır’ dedim. ‘Kadriye Hanım’a mı bağlıydı’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Kadriye Hanım bu konuyu biliyor mu’ dedi. Telefonu bana verme konusunu değil çünkü Melih Geçek’e veriliyordu telefon. Dolayısıyla bana dair bir yönlendirme olduğunu düşünmüyorum. ‘Peki, sana verildiğini biliyor mudur’ dedi. ‘Bildiğim kadarıyla biliyordur’ dedim.
“BU SENARYOYA FİLM YAZILMAZ”
19 Mart günü bir telefon asistan tarafından verilirse herhalde müdürüne bu bilgi iletilmiştir. Dolayısıyla ‘Bildiğim kadarıyla’ diye bir ifade kullandım orada. ‘Kadriye Hanım’a kim vermiştir’ dedi. ‘Onu bilmiyorum efendim’ dedim. Burcu Hanım’dan sonrası bende yok. Dolayısıyla ‘Onu bilmiyorum’ dedim. Dolayısıyla bu telefonla ilgili konuda aslında savcılıkta verdiğim ifadelerimin tamamen aynısını söylüyorum. Olay böyle oldu. Burada bazı kurgular, senaryolar yaratıldı. Okuyorum onları mahkeme tutanaklarında. Yok telefon önce verilmişti, şuymuş, buymuş... Yani ben bunu nasıl bileceğim? 19 Mart’ta Ekrem Bey alınmadan önce bana bir telefonu gelecek, Ekrem Bey’in alınacağını bileceğim, ondan sonra 40 gün bu telefonla yaşayacağım, Vatan’da 4 gün kalacağım, Silivri’ye geleceğim, kalacağım... Yani bu senaryoya film yazılmaz. Oradaki arkadaşlar o eleştiriyi anlamıştır diye düşünüyorum.”
“TELEFONU NİYE SAKLADIN”
İmamoğlu’nun yıllardır kullanılmayan telefonunu evinde saklamadığını, muhafaza ettiğini söyleyen Özgüner’e İmamoğlu, soru sormak için söz aldı. Yaşanan diyaloglar şöyle:
İmamoğlu: Telefonu evinde de niye sakladın?
Özgüner: Şöyle cevap vereyim. 19 Mart günü yoğun bir gün yaşandı. Anlattığım gibi telefon bana verildi. Ben sizin telefonunuz olduğu için evimde saklamadım, muhafaza ettim diyelim buna çünkü siz o akşam da çıkabilirdiniz, iki gün sonra da çıkabilirdiniz.
İmamoğlu: Yani size verirken demediler mi ‘Bu 4-5 sene önceki telefon falan filan’?
Özgüner: Yok, hayır, denmedi.
İmamoğlu: Yani sadece bu şekilde…
Özgüner: Ben zaten odaya girdiğimde Melih, ‘Başkanın telefonu bu. Al bunu’ dedi. Ben ‘Her şeyi bana yaptırıyorsunuz’ dedim Melih'e, çıktım. Sonra Burcu Hanım ile biz kaldık, bana verdi telefonu. Bu söylenmedi.
“MİT BAŞKANI AÇIKLAMA YAPSIN”
İmamoğlu: Bu konuda mahkeme heyetine de buradan seslenmek isterim. Bu telefon meselesi 1,5 sene oldu. Biz aylardır diyoruz ki ‘Bu Hüseyin Gün ile ilgili şu MİT Başkanı İbrahim Kalın desin ki bu adam ajandır ya da değildir’. Cevap bekliyoruz. Bu cevap aslında size de lazım, diğer mahkemeye de lazım veyahut ‘Şu işi yapmıştık, devlete şu hizmeti yapmıştık’. Bir cep telefonu meselesini hâlen iddia makamı soruyor ama bu cep telefonu 1,5 senedir zaten iddia makamının elinde. Size mi geliyor, bilmiyorum bunlar. Yani iddia makamı, savcılık bu telefonu size mi emanet ediyor bir süre sonra yargılama başladığında yoksa savcılık mı sürdürüyor bu süreci? Bu konu niye bitirilmez? Hâlen iddia makamı böyle magazin gibi soru soruyor bu konuda. Gerçekten üzüntü verici. Bunu da size havale edeyim, yani bu konuda bilgi talep ediyoruz.
Hakim: Şöyle. Sanık savunmasını alıyoruz karşımızda. Üzerine atılı bizde 13, 16, 17 No’lu eylemler yazılı karşısında. Soracağız tabii ki. Ne yapalım yani?
“FIRLATIP ATTIĞIM TELEFON”
İmamoğlu: Ben diyorum ki 1,5 senedir bu telefon sizde midir, şu an sizin yetkinizde midir, siz kimden bekliyorsunuz cevap? Bir telefon... Benim 6-7 sene önce özel kaleme şöyle fırlatıp attığım bir telefon. Yani makineden bahsediyoruz, hattan da değil. Hat zaten yönlendirilmiş yıllarca, özel kalemde çalmış, cevap verilmiş. Hâlen bu soruluyor ya. İnsanlar husumet besliyor birbirine. Erol Bey bir sunum yaptı kendince, benim resmi danışmanım sayısı bellidir. Birisi Murat Ongun, birisi Yiğit Oğuz Duman, birisi itirafçı, iftiracı Ertan Yıldız, başka kim var, bilmiyorum. Hatırımda yok, üçtü galiba ama benim başka resmi danışmanım yok. Necati Özkan, orada ‘başkan danışmanı’ diyor, danışman değildir. Benim ‘Danışmanımdır, seçim döneminde sürekli beraber’, bu usulen yazılmıştır. Hiç suç örgütü şüphesiyle yaşadınız mı, 5 sene burada beraber çalıştık, 6 sene boyunca burada bir suç örgütü var veya böyle bir izlenim yaşadınız mı?
Özgüner: Ben o konuda net bir şey söyleyemem başkanım ama ben bir suç örgütü üyesi değilim.
İmamoğlu: Suç örgütü üyesi değilsin ama suç örgütü var...
Özgüner: Var ya da yok diye bir şey söyleyemem.
“ÇELİŞKİLİ CEVAPLAR VERİYORSUNUZ”
İmamoğlu: Söyleyemezsiniz, tamam. Şimdi tam da işte buradan ifadeyle şuna geleceğim. Az önce ‘Platform veri sızdırabilir ama ben bunu bilmem’ diyorsunuz, ‘Bence de yoktur’ diyebiliyorsunuz. Böyle çelişkili cevaplar veriyorsunuz. Erol Bey, ne oldu size?
Hakim: Bu soruya cevap vermek zorunda değilsiniz. Böyle bir soru yok ki yani.
İmamoğlu: Soruyorum. ‘Ne oldu size’ diyorum. Kötü bir soru sormadım. Aşağılamadım, bir şey yapmadım.
Hakim: Ne oldu diye bir soru mu var yani Ekrem Bey?
İmamoğlu: Ne oldu size, daire başkanıydınız, sonuçta ben buraya girene kadar?
Hakim: Sıradaki sorunuza geçin.
İmamoğlu: Siz benim soruma niye itiraz ediyorsunuz?
Hakim: Nedir yani, tabii ki burada her şey sorulamaz ki böyle.
İmamoğlu: Benim daire başkanım. Bırakın kısıtlamayı da bırakın kendisi cevap versin.
“NORMAL SANIK” ÇIKIŞI
Hakim: Kısıtlayacağız tabii. Bu şekilde devam etmeyin Ekrem Bey. Böyle bu tavırlar, bu üsluplar, bu heyete yönelik bu tavrınızın biz baştan beri farkındayız. Bunu böyle devam ettirmeyin. Normal bir sanık gibi devam edin burada. Saygılı çerçevesinde olsun.
İmamoğlu: Normal bir sanık nasıl olur?
Hakim: Saygı çerçevesinde olur.
İmamoğlu: Saygısızlık mı yaptım?
Hakim: Neyse, bu sorunun sorulmasını engelledik. Bu soruyu sordurmuyoruz. Sanığa ne yapmaya çalıştığınızı burada salonda olan herkes görüyor zaten. Söz hakkı vermeden bundan sonra eğer ses çıkaran avukat olursa çıkartacağız salondan. Hoşuna gitmeyen çıkıp ayrılabilir.
İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir: Bağırmamız kaçınılmaz oluyor, bu salonu tercih eden maalesef biz değiliz. Polemiğe girmeyeyim sizinle ama bu kürsü, bu mimaride oturmak, oturmayı kendinize yakıştırıyorsanız benim söyleyecek bir şeyim yok. Ben yargı adına, Türk adalet teşkilatı adına bundan üzüntü duyuyorum. Bu salonu kim görse dünyada ayıplar. Bir benzerini de gösteremezsiniz.
“YENİ’LENİN”
Yaşanan tartışmaların ardından mahkeme başkanı, sanıklara yöneltilen soruların önce heyete iletilmesi yönünde karar aldı. Duruşmaya ara verildiği sırada İmamoğlu, salondan ayrılırken izleyicilere “Birbirinize sahip çıkın. YENİ’lenin, güçlü YENİ’lenin” diye seslendi. Duruşma devam ediyor.