İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan, Tele1'in eski Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün, “casusluk” davası kapsamında ilk kez hakim karşısına çıktı.
Duruşmanın ilk gününde avukat Hüseyin Gün, ardından CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma yaptı. İkinci gün ise TELE1'in eski Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile siyasi iletişim danışmanı Necati Özkan savunmalarını sundu.
SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI
Necati Özkan ve avukatlarının savunmalarının ardından duruşma sona erdi. Savcılık sanıkların tutukluluk durumuna ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcılığın, tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istediği ifade edildi.
İMAMOĞLU'NDAN TEPKİ!
Savcının mütalaasının açıklamasının ardından İmamoğlu tepki gösterdi.
İmamoğlu şunları söyledi:
Sayın Başkan, Sayın Heyet. Evet, tabii iddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. İddia makamı aynı pozisyonunu, aynı rolünü korumaktadır. Tesadüfen dün akşam yazmış olduğum metinde de "yapmıştır, söylemiştir" diye yazdığım ifadelere "söylemeye devam ediyor, yapıyor" diye yazmıştım. Beni yanıltmadığını gördüm. Çünkü aynı düzen, aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır. Bunu net olarak ifade edeyim.
Çünkü bu dava siyasidir Sayın Başkan, Sayın Heyet. İktidarını korumak isteyen zihniyet ve yargıdaki aparatlarıyla hazırlanmış bir kurgudur; kötü bir kurgudur. Gerçekten absürt, saçma gibi terminolojik neyi sıralayabilirim, ardına ne ifade edebilirim bilemiyorum. Ne bir delil ne de bir beyan söz konusu olmayan bir yerde, delillerin ortada olduğunu ifade eden bir iddia makamının gerçek dışı bir süreç uyguladığı da bir realite. Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından korkutularak "casusluk da hazırlanıyor" diye ta Temmuz aylarında konuşulduğunu daha dün dinledik, dinlemeye devam ediyoruz başka salonlarda, başka ortamlarda.
Dolayısıyla ben hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama yine derin bir üzüntüyle, Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan çalışmaları sürdürmelerini de esefle kınıyorum. Tekrar ediyorum Sayın Başkan; bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir. Lütfen bu tespitimizi dikkate alınız Sayın Heyet, Sayın Başkan. Bu iddianame; iftiraname, gıybetname, menfaatname, terfiname... Diğerlerinin sıfatları gibi gerçekten bir hukuk cinayetidir. Yazıktır, günahtır; bu memlekete günahtır.
Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda her şeyi ama her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi, her türlü işkenceyi -tırnak içinde can bile söz konusu olsa- her şeyi yapabilecek kişilerdir ve uygulamalara hazır ve nazır kimliklerdir. Onlar için talimat, menfaat ve elde edecekleri terfi yeterlidir. Zaten bir kısmı için yeterli olmuştur şu anda geldikleri makam itibarıyla; ama bakan, ama bakan yardımcısı, ama genel müdür, ama başka şeyler. Bu mudur yani dünya? Yani yaşadığımız Türkiye, dünya ya da milletimiz ya da inancımız bu mudur yani? Bu mu bize öğretildi? Onun için mi memleket, 103 yaşında bir Cumhuriyet var ya da bizler onun için mi büyüdük, yetiştik; sizler o koltuktasınız, bizler buradayız? Bunun için mi yani?
Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Bu manada bu insanların pozisyonu budur. Daha önce ifade ettim, bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir? "Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım." 13. mü oldu, 15. mi oldu onu da bilmiyorum. "Necati Özkan'a ek bir tutuklama yaratalım buradan. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de birine satalım." Bu kadar acıdır manzara. Gerçekten hani 4. kişiyi söylemiyorum ama zaten söyleyeceklerini söyledi size. Yani ben duyarken böyle üzüntüyle dinledim ama iddia makamı bunu nasıl dinledi, neresinden dinledi, nasıl anlattı, nasıl anlamaya çalıştı. İnanın tasavvur etmek mümkün değil.
Siz bu kutsal makamda, çok kutsal bir makamdasınız. Geçenlerde bir avukat şöyle tarifledi; yani "çok kutsal, neyle eşleştirsen" diye tarifledi. Hani biz "haşa" deriz tabii ama hani "Tanrı gibi, daha ötesi yok" yani kimseye bağlı değilsiniz diye bir tarifte bulundu. O kadar önemli, kutsal, 86.000.000 insan. Yani ne etki altında kalabilirsiniz 86.000.000 insan adına ne de birinin talimatını alabilirsiniz. Bu kadar kutsal bir makamdasınız. Onun için temsil ettiğiniz bu koltukta, bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız.
Sormak lazım, Türkiye’nin bir anayasası var mıdır? Bunlar her yurttaşın sorması gereken sorular olup yakıcı bir şekilde gündemdedir. Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır. Tutuklama, her şeye zarar vermektedir. İnsanları dışlamış, bölmüş, parçalamış… 42 yıllık saygın bir iletişimciyi tutuklamak. İki fikir adamını, iki aydını tutuklu yargılama… Neden casusluk ve vatan hainliğinden? Millet buna gülüyor. İçi yanıyor ama kahkahayla gülüyor… Bana mütalaaya karşı diyeceğim soruldu, şunu diyeyim: Sayın Necati Özkan ve Merdan Yanardağ tahliye edilsin. Benim görüşüm ve talebim budur.
Bu yüz karası durumdan bu milleti bir an önce kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız. Rayından çıkmış yargı sisteminin düzelmesine katkı sağlamak zorundasınız. Bu dava, zannetmeyin basit sıradan bir dava; gerçekten milletin bekası, geleceğiyle ilgili çok önemli bir davadır. Bu eziyete bir son verin. Saygılarımla"