Güncel

İBB 'casusluk davası'nda ara karar verildi! Duruşmaya damga vuran sözler

Casusluk iddiasıyla yargılanan Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın yargılandığı davada duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı tüm tutuklu sanıkların tutukluluk halının devamını istedi. Mahkeme ara kararını verdi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan, Tele1'in eski Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün, “casusluk” davası kapsamında ilk kez hakim karşısına çıktı.

Duruşmanın ilk gününde avukat Hüseyin Gün, ardından CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma yaptı. İkinci gün ise TELE1'in eski Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile siyasi iletişim danışmanı Necati Özkan savunmalarını sundu.

SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI

Necati Özkan ve avukatlarının savunmalarının ardından duruşma sona erdi. Savcılık sanıkların tutukluluk durumuna ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcılığın, tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istediği ifade edildi.

İMAMOĞLU'NDAN TEPKİ!

Savcının mütalaasının açıklamasının ardından İmamoğlu tepki gösterdi.

İmamoğlu şunları söyledi:

Sayın Başkan, Sayın Heyet. Evet, tabii iddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. İddia makamı aynı pozisyonunu, aynı rolünü korumaktadır. Tesadüfen dün akşam yazmış olduğum metinde de "yapmıştır, söylemiştir" diye yazdığım ifadelere "söylemeye devam ediyor, yapıyor" diye yazmıştım. Beni yanıltmadığını gördüm. Çünkü aynı düzen, aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır. Bunu net olarak ifade edeyim.

Çünkü bu dava siyasidir Sayın Başkan, Sayın Heyet. İktidarını korumak isteyen zihniyet ve yargıdaki aparatlarıyla hazırlanmış bir kurgudur; kötü bir kurgudur. Gerçekten absürt, saçma gibi terminolojik neyi sıralayabilirim, ardına ne ifade edebilirim bilemiyorum. Ne bir delil ne de bir beyan söz konusu olmayan bir yerde, delillerin ortada olduğunu ifade eden bir iddia makamının gerçek dışı bir süreç uyguladığı da bir realite. Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından korkutularak "casusluk da hazırlanıyor" diye ta Temmuz aylarında konuşulduğunu daha dün dinledik, dinlemeye devam ediyoruz başka salonlarda, başka ortamlarda.

Dolayısıyla ben hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama yine derin bir üzüntüyle, Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan çalışmaları sürdürmelerini de esefle kınıyorum. Tekrar ediyorum Sayın Başkan; bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir. Lütfen bu tespitimizi dikkate alınız Sayın Heyet, Sayın Başkan. Bu iddianame; iftiraname, gıybetname, menfaatname, terfiname... Diğerlerinin sıfatları gibi gerçekten bir hukuk cinayetidir. Yazıktır, günahtır; bu memlekete günahtır.

Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda her şeyi ama her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi, her türlü işkenceyi -tırnak içinde can bile söz konusu olsa- her şeyi yapabilecek kişilerdir ve uygulamalara hazır ve nazır kimliklerdir. Onlar için talimat, menfaat ve elde edecekleri terfi yeterlidir. Zaten bir kısmı için yeterli olmuştur şu anda geldikleri makam itibarıyla; ama bakan, ama bakan yardımcısı, ama genel müdür, ama başka şeyler. Bu mudur yani dünya? Yani yaşadığımız Türkiye, dünya ya da milletimiz ya da inancımız bu mudur yani? Bu mu bize öğretildi? Onun için mi memleket, 103 yaşında bir Cumhuriyet var ya da bizler onun için mi büyüdük, yetiştik; sizler o koltuktasınız, bizler buradayız? Bunun için mi yani?

Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Bu manada bu insanların pozisyonu budur. Daha önce ifade ettim, bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir? "Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım." 13. mü oldu, 15. mi oldu onu da bilmiyorum. "Necati Özkan'a ek bir tutuklama yaratalım buradan. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de birine satalım." Bu kadar acıdır manzara. Gerçekten hani 4. kişiyi söylemiyorum ama zaten söyleyeceklerini söyledi size. Yani ben duyarken böyle üzüntüyle dinledim ama iddia makamı bunu nasıl dinledi, neresinden dinledi, nasıl anlattı, nasıl anlamaya çalıştı. İnanın tasavvur etmek mümkün değil.

Siz bu kutsal makamda, çok kutsal bir makamdasınız. Geçenlerde bir avukat şöyle tarifledi; yani "çok kutsal, neyle eşleştirsen" diye tarifledi. Hani biz "haşa" deriz tabii ama hani "Tanrı gibi, daha ötesi yok" yani kimseye bağlı değilsiniz diye bir tarifte bulundu. O kadar önemli, kutsal, 86.000.000 insan. Yani ne etki altında kalabilirsiniz 86.000.000 insan adına ne de birinin talimatını alabilirsiniz. Bu kadar kutsal bir makamdasınız. Onun için temsil ettiğiniz bu koltukta, bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız.

Sormak lazım, Türkiye’nin bir anayasası var mıdır? Bunlar her yurttaşın sorması gereken sorular olup yakıcı bir şekilde gündemdedir. Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır. Tutuklama, her şeye zarar vermektedir. İnsanları dışlamış, bölmüş, parçalamış… 42 yıllık saygın bir iletişimciyi tutuklamak. İki fikir adamını, iki aydını tutuklu yargılama… Neden casusluk ve vatan hainliğinden? Millet buna gülüyor. İçi yanıyor ama kahkahayla gülüyor… Bana mütalaaya karşı diyeceğim soruldu, şunu diyeyim: Sayın Necati Özkan ve Merdan Yanardağ tahliye edilsin. Benim görüşüm ve talebim budur.

Bu yüz karası durumdan bu milleti bir an önce kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız. Rayından çıkmış yargı sisteminin düzelmesine katkı sağlamak zorundasınız. Bu dava, zannetmeyin basit sıradan bir dava; gerçekten milletin bekası, geleceğiyle ilgili çok önemli bir davadır. Bu eziyete bir son verin. Saygılarımla"

6 TEMMUZ'A ERTELENDİ

Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün 20’şer yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılandığı “Casusluk” davasında Mahkeme Başkanı ara kararını açıkladı.

Duruşma savcısının mütalaası ile aynı şekilde, dört ismin de tutukluluklarının devamına karar verdi.

İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün, bu dosya kapsamında tutuklu yargılanmaya devam edecek.

Bir sonraki duruşma 6 Temmuz 2026 tarihinde görülecek.

"BU KARAR İKTİDARIN KORKUSU"

Merdan Yanardağ, salondan ayrılırken “Bu karar iktidarın korkusudur. Adil bir karar değil.” dedi.

Necati Özkan da salondan ayrılırken “Hala adalete ve devlete inanmaya devam ediyoruz. Devlete inaniyoruz, Türkiye'nin bağımsız mahkemelerime inanıyoruz” dedi.

İMAMOĞLU BİR GÜNDE 3 DAVADAN YARGILANABİLİR

Ekrem İmamoğlu 6 Temmuz’da hem diploma hem de casusluk davasında hakim karşısında çıkacak.

İmamoğlu arada duruşma salonundan ayrılırken, “Ayağınıza sağlık. Ara karara gelmeyeceğim. İBB davasına geçeceğim. Şimdi kötü bir laf ederim başıma iş açılır” dedi.

GÜN: "BEYANLARIM 'ETKİN PİŞMANLIK' OLARAK KABUL EDİLDİ"

Son olarak Hüseyin Gün mütalaaya karşı savunmasına başladı. Geçtiğimiz pazartesi günü kendisine sorulan “örgüt yöneticisi misiniz?” sorusuna yanıt vermeyen gün, bu soruya yanıt vererek konuşmasına başladı.

Gün şu ifadeleri kullandı:

“Casusluk davası ile bir irtibatı olmadığını düşündüğüm için o sırada cevap vermedim ve susma hakkımı kullandım. Savunmamın bütünlüğü açısından faydalı olacağı için bu soruya huzurunuzda cevap vermek istiyorum. Ben bir örgüt yöneticisi değilim; örgüt kurmadım ya da bir örgütün üyesi değilim. Aynı zamanda varlığı ileri sürülen bir örgüte de bilerek yardım etmedim. Ben gerek emniyette verdiğim ifadede gerekse huzurunuzda verdiğim ifadede bildiklerimi devlet terbiyesi ve haysiyeti içinde tüm samimiyetimle aktardım ve bu dosyada benimle beraber yargılanan kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam.

Bu beyanlarım, soruşturma savcılığınca olayın aydınlanmasına katkı sağlayacağı düşünülerek ‘etkin pişmanlık’ olarak kabul edildi. Bu tamamen savcının hukuki değerlendirmesinden ibarettir; ben de bu değerlendirmeyi kabul ettim. Zaten Sayın Başkan, ben emniyetteki ifademde ne örgüt yöneticisi olduğumu ne de casus olduğumu veya casusluk suçunu işlediğime dair herhangi bir ikrarda bulunmadım. Olmayan bir şey var olamaz.

Ben casus değilim. Jön Türk felsefesini kendine şiar etmiş, devletime, sadece ve sadece devletime... Partili değilim ama benim için esas olan devlettir. Yurt dışında birçok icraatta bulundum. Ben buradan tüm devlet büyüklerine sesleneyim ve bilhassa MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin 31 Mart 2026'da meclisteki grup toplantısındaki konuşmasını referans göstereceğim izninizle. O günkü konuşmasında Sayın Bahçeli, FETÖ'nün hortladığını ve tekrardan aktifleştiğini, hareketlendiğini söylemiştir. Bu minvalde bu iddianame külliyen yok hükmündedir. Kimin casusuyum? Hangi devlet sırrını ifşa ettim? Kime servis ettim? Ne çıkar sağladım?

Şimdi iddianamede yazıyor; yok İsrail, yok İngiltere, yok Amerika. Yani benim yatırımlarımın olduğu ülkelere göre ben hem MOSSAD'mışım, hem CIA'ymişim hem de MI6. Nasıl oluyor bu? Peki, arkamdaki diğer 3 saygın isimle ne alaka? Ben 10,5 aydır tecrit altında olmama rağmen çözebildim.

Sayın Başkan, burada olmayan bir şey var edilmeye çalışılıyor. Sayın Başkan, kıymetli heyet; bu olacak iş değil. Yani sadece ocu, bucu, şucu olmadan Türk olmak yetmiyor mu? İlla bir mahalleden mi olmak lazım? İlla birisinin adamı mı olmak lazım? Ben sadece sade bir Türk vatandaşıyım. Ülkemi, toprağımı ve bayrağımı severim; bunun aksini gösteren hiçbir delil ne dosyada olabilir ne de dijital materyallerde olabilir.

Beraber yargılandığımız Sayın İmamoğlu'na 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırdım diye bunun içinden bir manipülasyonun çıkarılabilmesi mümkün değildir. Çünkü bu, Türk milletine ve seçmenine hakarettir. Seçimleri Sayın Başkan, aday kazanır; yazılım değil. Yazılım sadece yüzde 1 veya bir tık üstü yardımcı olabilir, başka hiçbir açıklaması yoktur. Hele bilhassa 10 gün içinde olması mümkün değil. Diyeceklerim bunlardan ibaret. Ben sadece Yüce Türk Yargısı'na güvenimin tam olduğunu bilmenizi isterim. Bugün olmazsa yarın; ama adaletin tecelli edeceğine inancım tamdır.”

ÖZKAN'DAN TAHLİYE TALEBİ

Necati Özkan, savunmasının son kısmında tahliye talebinde bulunarak şunları dile getirdi:

“Burada ‘delile dayanmadan, ispata dayanmadan senden şüpheleniyorum, seni tutukluyorum’ kafası var. Adalet yoksa hiçbirimizin uyacağı ve onaylayacağı bir irade de söz konusu olamaz. Adaletin olmadığı bir iradeye hiç kimsenin boyun eğme ihtimali de kalmaz. Adaleti olmayan bir iradeye karşı durmak da bir vatandaşlık ve insanlık görevi olur. Dolayısıyla biz sizden, Sayın Mahkememizden sadece adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz.

Adaletin gecikmesinin kimse adına bir faydasının olmadığını da söylemek istiyorum. Bir Anglosakson deyişi vardır: ‘Bir masum içeride kalacağına 99 suçlu dışarıda gezsin evladır’ derler. Tek bir masuma zulmetmenin bütün bir toplumu çürütmekle eş anlama geldiğini söylerler.

Ben masumum Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım; hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu davanın ve dosyanın içeriğinde. Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin.”

Yanardağ’ın ardından savunma için Necati Özkan söz aldı.

Özkan da İddianameye tepki göstererek, “Çıkar amaçlı bir iddianameden bahsediyoruz. Burada tek bir çıkar var. O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış ve bu çıkar bize şunu söylüyor: ‘Ekrem İmamoğlu'nu içeride tut, Merdan Yanardağ'ın malına el koy.’ Özeti bu; başka bir şey yok” ifadelerini kullandı.

Necati Özkan, hem İBB Davası hem de Casusluk davasında somut delil olmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“Burada bir siyasi dava görülüyor ve biz bu siyasi davada olmayan bir suçtan dolayı, yapmadığımız bir eylemden dolayı kendimizi savunmakla meşgul ediliyoruz. Dün de söylemiştim; olmayan bir koyundan çift post çıkarma çabası bu. Hem İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız. İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın Savcı'nın yorumları var, o kadar. O yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Tümüyle mücerret yorumlar.”

"DİKTA HUKUKU İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYORLAR"

Ekrem İmamoğlu’nun ardından sanık kürsüsüne gelerek savunma yapan Merdan Yanardağ “Amerikancı bir iktidar emperyalizmin iş birlikçileri bu ülkenin yurtseverlerini, solcularını, cumhuriyetçilerini casuslukla suçlamaya kalkıyor. Mahkeme kararları üzerinden oluşturulacak bir içtihatla bir dikta hukuku inşa etmeye çalışıyorlar” dedi.

İddianameye ilişkin eleştirilerde bulunan Yanardağ, “Öyle bir iddianameyle yüz yüzeyiz ki ben 12 Eylül mahkemelerinde yargılandım, 12 Eylül döneminde böyle bir iddianame yoktu” ifadelerini kullandı.

Yanardağ, “Bu iddianame gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek bir donanıma, niteliğe, içeriğe sahip değil. Dili bir kere bozuk, Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Ya bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi?” diye sordu.

Merdan Yanardağ, “Bu ülkenin cumhuriyetçilerine boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Niye? Bir darbe rejimi var. Neden? Rejimi değiştirecekler. Niye? Cumhuriyetin tasfiye sürecinden geçiyor bu ülke. Niye Ekrem İmamoğlu'ndan korkuluyor? Çünkü onları yenebileceğini gösterdi” dedi.

Yanardağ, savunmasını şu sözlerle tamamladı:

“Böyle bir tarihsel dönemde inanıyorum ki, dün de söyledim, bir paralel yapılanma var. Ağır ceza savcıları ve sulh ceza hakimlikleri üzerinden giden, ciddi bu konuda kuşkum var. Ama ben adliyenin çok önemli bir bölümünün; Cumhuriyetin değerlerine, hukukun üstünlüğü ilkesine, evrensel hukuk normlarına uygun hareket ettiğini düşünüyorum. Buna inanmak istiyorum. Mahkeme kararınız bunun böyle olup olmadığını açıkça ortaya koyacaktır. Toplumsal barışa katkıda bulunmanızı talep ediyorum. Mütalaayı olduğu gibi reddediyorum.”

Savcı, mütalaasını şu ifadelerle açıkladı:

“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı'ndan İBB'ye ait kullanılan IP adreslerinin ve ilgili sunucu sağlayıcılarının istenilmesi; ibb.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtlarının tespiti; söz konusu IP adresleri üzerinden hangi kullanıcı hesaplarıyla giriş yapıldığının erişim, tarih ve saat bilgileriyle birlikte tespiti ve bu doğrultudaki log kayıtlarının tespitinin istenilmesi.

MİT Başkanlığı ve TEM Şube Müdürlüğü'nden; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı'ndan temin edilen İBB'ye ait kullanılan IP adresleri ve kullanıcı bilgileri ile ilgili olarak iddianamenin 111, 122 ve 123. sayfadaki görsellerde yer alan e-mail adreslerinin gerçek olup olmadığının tespiti; e-mail'lerde adı geçen kişilerin suç tarihlerinde İBB'de çalışıp çalışmadıklarının tespiti; ibb.gov.tr uzantılı sistemlere erişim sağlayan kullanıcı IP kayıtları, erişim zaman damgaları, mail oturum kayıtları ve güvenlik log kayıtlarının tespiti; ilgili e-mail hesapları üzerinden ibb.gov.tr uzantılı sistemlere bağlı mail server, VPN, active directory, uzak erişim sistemleri veya diğer kurumsal sistemlere bağlantı sağlanıp sağlanmadığının tespiti.

Log kayıtlarının incelenerek yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirilmesi bulgularının tespiti; gelen ham verilerin düzenlenerek rapor haline getirilmesinin istenilmesi; iddianamede ve sanıkların dijital inceleme raporlarında yer alan bilgi ve belgelerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olup olmadığı yönünde görüş bildirilmesinin istenilmesi; tanıklar için işlem tesisi; sanıkların ve sanık müdafilerinin taleplerinin dosyaya bir yenilik katmayacağı anlaşıldığından reddine karar verilmesi; sanıkların üzerine atılı suç bakımından suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırları, tutuklu kalınan süre ile atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarına göre tutukluluk süresinin ölçülü olduğu.

Delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığı, adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağı değerlendirilmekle; bu aşamada tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”

İDDİANAMEDEN

Toplam 162 saydadan oluşan iddianamenin ilk 10 sayfasında; “casusluk nedir”, “devlet sırrı nedir”, “mozaik sır teorisi nedir” gibi teorik-hukuki çerçeve yer alıyor. Soruşturmanın; 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine başlatıldığı belirtiliyor. İddianamede Hüseyin Gün; İsrail, ABD ve İngiltere lehine çalışan, kriptolu haberleşme kullanan, uluslararası bağlantıları bulunan bir “operasyonel aktör” olarak tarif ediliyor. İhbarda Hüseyin Gün’ün “ajanlık faaliyetleri yürüttüğü”, “seçimlerde hükümet aleyhine propaganda için finansman sağladığı” ve “kriptolu telefonlar kullandığı” öne sürülüyor.

İBB’ye ait veri tabanındaki bazı bilgilerin, mail adreslerinin ve şifrelerin “OSINT/darkweb” ortamına aktarıldığı, bu veriler üzerinden yabancı istihbarat servisleri güdümünde analizler yapıldığı ve bu süreçte kişisel verilere erişildiği ileri sürülüyor. İddianamede; İBB içindeki verilere erişim ve bunların analiz edilmesi sürecinin, Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla yürütüldüğü iddia ediliyor.

TELE 1’E KAYYIM ATANMIŞ DAHA SONRA SATIŞA ÇIKARILMIŞTI

Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasının hemen ardından 24 Ekim 2025’te TELE 1’e kayyım atandı. Resmi Gazete'nin 25 Nisan tarihli kararına göre kanal, Yanardağ henüz hakim karşısına dahi çıkmadan, 28 milyon liraya açık artırma yöntemiyle satışa çıkarıldı.

“SEPETLEDİĞİMİZ BEYEFENDİ…”

İBB Davasında 18. duruşma gününde, tutuklu isimlerden İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz’ın savunmasının ardından soru sormak için söz alan Necati Özkan, bir sunum sonrası Hüseyin Gün’den “memnun kalmadıklarını” belirterek, “Amiyane tabirle ‘sepetlediğimiz’ bir beyefendi, şu anda bizim ‘yöneticimiz’ olarak buraya konduruldu” ifadelerini kullanmıştı. Yılmaz ise “Evet, projesi tırttı” diye karşılık vermişti.

Ekrem İmamoğlu da sorduğu sorular sırasında Gün hakkında benzer eleştirilerde bulunmuştu.

UZMAN GÖRÜŞÜ DE DOSYADA

Necati Özkan’ın avukatı Erkam Erdem, Adli Bilişim Mühendisi ve Adli Bilirkişi uzmanına, iddianameyle ilgili teknik uzman mütalaası hazırlattı.

Uzman görüşünde, inceleme konusu e-posta ve şifrelerin, İBB bilgi sistemlerinden ele geçirilmediği, verilerin bazı İBB çalışanlarının kişisel olarak üye oldukları internet sitelerinde yaşanan küresel veri sızıntılarından kaynaklandığı ifade edildi.