DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin konuştu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, çerçeve yasanın uygulanması için olağan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının beklenmesine gerek olmadığı yönündeki açıklamasını hatırlatan Hatimoğulları, karşılıklı adımlar için gerekli hazırlıkların MGK toplantı tarihi beklenmeden yapılması gerektiğini söyledi.
Hatimoğulları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın siyasallaşma koordinatörlüğüne ilişkin sözlerini önemli bulduğunu belirterek Öcalan’ın koordinatörü olacağı “Barış ve Siyasallaşma Kurulu”nun çalışmalarına acilen başlaması gerektiğini ifade etti. Hatimoğulları, Öcalan’ın özgür yaşayabileceği ve çalışabileceği koşulların da gecikmeden sağlanmasını istedi.
“TÜRKİYE BÖLGEYE ASKER VE ÇATIŞMA DEĞİL, DİPLOMASİ VE MÜZAKERE İHRAÇ ETMELİ”
Türkiye’nin kendi içinde barışı büyütmeye çalıştığı bir dönemde Rojava’daki çatışmalar nedeniyle bölgeye asker gönderilmesine yönelik çalışmaların ve tartışmaların başladığını söyleyen Hatimoğulları, çatışmaların yeni çatışmaları doğuracağını, müzakerelerin ise barışı inşa edeceğini belirtti.
Mekke Anlaşması hakkında Meclis’te henüz tartışma yapılmadığını, anlaşmanın komisyona gelmediğini ve Genel Kurul’da bu konuda karar alınmadığını ifade eden Hatimoğulları, anlaşmanın hukuki zemininin de henüz oluşmadığını savundu. Buna rağmen söz konusu anlaşma gerekçe gösterilerek Türkiye’den Suudi Arabistan’a asker gönderilmesinin konuşulduğunu belirten Hatimoğulları, Türkiye’nin bölgeye asker ve çatışma yerine diplomasi ve müzakere götürmesi gerektiğini dile getirdi.
İnsanlığı kurtaracak olanın daha fazla çatışma değil, daha fazla müzakere ve taraflarla görüşme olduğunu kaydeden Hatimoğulları, Türkiye’nin Yemen ve Suudi Arabistan’la kapsamlı bir diplomatik çalışma yürütmesini istedi. Hatimoğulları, tarafların barış masasına oturmasını sağlayacak bir zeminin oluşturulması için Türkiye’nin çalışması ve çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
Suudi Arabistan’a son günlerde çok sayıda saldırı düzenlendiğini belirten Hatimoğulları, bu saldırılarda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini ve yaralandığını ifade etti. Suudi Arabistan tarafından Yemen’e yönelik de ciddi saldırılar gerçekleştirildiğini, bu saldırılarda da büyük can kayıpları ve yaralanmalar yaşandığını kaydetti.
Hatimoğulları, hem Yemen halkını hem de Suudi Arabistan’da hayatını kaybedenleri andı; her iki halk için başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerini iletti. Savaşlarda sivillerin hedef alınmasını kabul etmenin mümkün olmadığını belirten Hatimoğulları, karşılıklı saldırılardan en fazla masum sivillerin etkilendiğini söyledi.
Türkiye’nin üstlenmesi gereken rolün asker göndermek olmadığını savunan Hatimoğulları, müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için Türkiye’nin ciddi biçimde aracı olması gerektiğini ifade etti. Saldırıların Orta Doğu’da devam eden çatışmalara yeni bir halka eklediğini belirten Hatimoğulları, taraflara saldırıları sona erdirme çağrısında bulundu. Hatimoğulları, uluslararası toplumu da çatışmasızlık ve barış için daha güçlü çaba göstermeye davet etti.
FON KRİZİ: “HANGİ İKTİDAR YETKİLİSİ FON ŞİRKETLERİNİN SAHİPLERİYLE İLİŞKİLİYDİ?”
Fon krizini “yüzyılın vurgunu” olarak nitelendiren Hatimoğulları, olayın kapsamı nedeniyle kamuoyunda geniş biçimde tartışılması ve güçlü bir tutum alınması gerektiğini söyledi.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 2025’in son çeyreğinde riski gördüğünü, konunun 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geldiğini ve dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI’nin de uyarıda bulunduğunu belirten Hatimoğulları, bütün bunlara rağmen önlem alınmadığını savundu.
Hatimoğulları, yaklaşık 450 bin kişinin doğrudan fondan mağdur olduğunu, fonun yarattığı kriz nedeniyle dolaylı olarak da milyonlarca Türkiye vatandaşının zarar gördüğünü ifade etti.
Bir emeklinin bankaya kredi başvurusu yaptığında kredi notunun incelendiğini hatırlatan Hatimoğulları, buna karşılık 20 milyar dolarlık vurgunun önlenmeden izlenmesini eleştirdi. Risklerin bilindiğini ve ekonomi yönetiminin önüne kadar geldiğini söyleyen Hatimoğulları, buna rağmen neden zamanında önlem alınmadığını sorguladı.
Hatimoğulları, vurgunun bu ölçekte gerçekleşmesinin içeriden bilgi alınmadan veya birilerinin göz yumması olmadan mümkün olmayacağını ileri sürerek kimlerin hangi bilgileri önceden paylaştığının, kimlerin kazanç sağlarken kimlerin kaybettiğinin ve kamu otoritesinin neler bildiğinin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Hatimoğulları, fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkili iktidar yetkililerinin bulunup bulunmadığının da ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.
FON KRİZİ İÇİN YEDİ TEMEL ÖNERİ
Fon krizinin sorumluluğunun baştan sona iktidarda olduğunu savunan Hatimoğulları, olayda adı geçen kişiler için masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının gündeme getirilmesine de değindi.
Henüz sorgulanmamış veya sonuçlanmamış dosyalarda yargılanan herkesin, kim olduğuna bakılmaksızın, masumiyet karinesinden ve lekelenmeme hakkından yararlanması gerektiğini belirten Hatimoğulları, bu hakların yalnızca iktidar yanlıları veya fon şirketlerinin sahiplerine yakın kişiler için geçerli olamayacağını ifade etti. Hatimoğulları, aynı ilkelerin bütün Türkiye vatandaşlarına eşit biçimde uygulanmasını istedi.
AKP’nin çözüm amacıyla Meclis’e dokuz maddelik bir kanun teklifi sunduğunu hatırlatan Hatimoğulları, DEM Parti’nin teklife ilişkin yedi temel önerisini açıkladı.
Birinci öneri olarak fon vurgununun maliyetinin tek bir lirasının bile halka yüklenmemesini ve bu konuda kanun teklifine güvence konulmasını istedi.
İkinci önerisinde, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdığı paraların geri getirilmesini ve mal varlıklarının tamamının dondurulmasını talep etti. Teklifteki, paranın bulunması hâlinde ödeme yapılmasını öngören yaklaşımın mağduriyeti büyüteceğini savundu.
Üçüncü olarak herhangi bir miktar sınırı konulmadan bütün mağduriyetlerin giderilmesini isteyen Hatimoğulları, zarar tutarı bir milyona kadar olanlarla sınırlama getirilmesini keyfî buldu. İktidarın ortaya çıkan sorunu çözmek yerine yönetmek istediğini ileri süren Hatimoğulları, vatandaşların mağduriyetini gidermenin herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi. Muhalefetin bu sorunu gündeme getirme sorumluluğu bulunduğunu, iktidarın ise gerekli adımları atması gerektiğini ifade etti.
Dördüncü önerisinde ödeme tarihlerinin belirsiz bırakılmamasını ve açık biçimde düzenlenmesini istedi.
Beşinci öneri olarak sorumluluğun yalnızca şirket yöneticileriyle sınırlandırılmaması gerektiğini belirten Hatimoğulları, Meclis’te bir komisyon kurulmasını ve bürokratların sorumluluğunun ortaya çıkarılmasını talep etti. Kamunun uğradığı zarar ile kişilerin mağduriyetinden sorumlu bürokrat ve siyasetçilerin birinci derecede maddi ve manevi sorumlu sayılması gerektiğini söyledi.
Altıncı önerisinde, halkın birikimlerini yöneten bütün fonların portföylerinin, yöneticilerinin ve denetim raporlarının her ay kamuoyuna açıklanmasını istedi. Vatandaşların paralarının nerede olduğunu bilmeden tasarruflarını yatırmak zorunda kalmaması gerektiğini belirten Hatimoğulları, şeffaflığın halkı koruyacağını ifade etti.
Yedinci ve son öneri olarak SPK’nin iktidarın değil, halkın denetçisi olması gerektiğini savundu. Kurul üyelerinin Meclis’te nitelikli çoğunlukla seçilmesini ve denetim raporlarının Meclis’e sunulmasını isteyen Hatimoğulları, yaşanan vurgunun yalnızca şirketlerden değil, göz yuman denetim düzeninden de kaynaklandığını ileri sürdü.
“VURGUN YAPMAK SERBEST AMA HABERİNİ YAPMAK SUÇ”
Fon krizinde adı geçen kişilere yönelik uygulamalarla gazetecilere yönelik işlemleri karşılaştıran Hatimoğulları, yaşananlara tepki gösterdi. Fon krizinde adı geçen eski bir bakanın ifade vermek üzere adliyeye geldiğinde krallar gibi karşılandığını savunan Hatimoğulları, milyarlarca dolarlık rakamların ekonomistler tarafından bile şaşkınlıkla karşılandığını söyledi.
Milyarlarca parayı yurt dışına kaçıranların başka ülkelerde rahat bir yaşam sürdüğünü belirten Hatimoğulları, buna karşılık olayları haberleştiren gazetecilerin bir bölümünün cezaevinde, bir bölümünün ise ev hapsinde bulunduğunu ifade etti.
Hatimoğulları, ülkede vurgun yapmanın serbest, bunun haberini yapmanın ise suç hâline geldiğini savunarak gazetecilere yönelik uygulamaları eleştirdi.
EMEKLİLERİN VE ÜRETİCİLERİN GEÇİM SIKINTISI
Türkiye’de çalışmanın artık yoksulluktan kurtulmaya yetmediğini söyleyen Hatimoğulları, Şanlıurfa’da çiftçilerin üretim yapamadığını, geçinemediğini, ürünlerini satamadığını ve zarar ettiğini belirtti. Urfa’da çiftçilerin traktörlerle protestolar gerçekleştirdiğini hatırlatan Hatimoğulları, Manisa’nın Akhisar ilçesinde de zeytin toplayıcıları ve üreticilerin tepki gösterdiğini söyledi.
Zeytinin geçen yıla kıyasla daha düşük fiyata satılmak istendiğini, buna karşılık maliyetlerin katlandığını ifade eden Hatimoğulları, protestolar sırasında 66 yaşındaki bir emeklinin geçinemediği için zeytin toplamak zorunda kaldığını anlattı.
Yevmiyeyle çalışmak için zeytin toplamaya giden emeklinin gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalıştığını belirten Hatimoğulları, yaşananların Türkiye’deki ekonomik koşulların gerçek tablosunu ortaya koyduğunu söyledi.
“2027 BÜTÇESİNDE EMEKLİLERİN HAKLARI YER ALSIN”
DEM Parti grup toplantısına katılan Birleşik Emekliler Sendikası’nın Karadeniz şubelerinden gelen emeklileri selamlayan Hatimoğulları, sendika üyelerinin 2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal haklarına yer verilmesi talebiyle Meclis’e geldiğini belirtti.
Emeklilerin geçim, sağlık ve sosyal yaşam güvencesi taleplerinin yanı sıra adil bir bütçe istediklerini ifade eden Hatimoğulları, DEM Parti olarak bu talepleri desteklediklerini söyledi. Bu desteğin yalnızca açıklamalarla sınırlı olmadığını belirten Hatimoğulları, emeklilerle hem parlamentoda hem de alanlarda ve meydanlarda birlikte mücadele ettiklerini dile getirdi.
Emeklilerin kararlı duruşunun, kitleselliğinin ve mücadeleyi kesintisiz sürdürmesinin önemli olduğunu kaydeden Hatimoğulları, sendika üyelerine hoş geldiniz diyerek mücadelelerinin başarıyla sonuçlanmasını diledi.
“SADECE CEBİMİZDEKİ PARA DEĞİL, İRADE DE TRANSFER EDİLİYOR”
Türkiye’de yalnızca paranın değil, siyasi iradenin de transfer edildiğini savunan Hatimoğulları, iktidar partisinin bir transfer düzeni kurduğunu ileri sürdü.
Fonlarda para transferi yapılabildiğini, ekonomik krizin yükünün halka aktarıldığını belirten Hatimoğulları, Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı’nın açıklamalarına da değindi. Hatimoğulları, baro başkanının bakanlığın kendilerine ayrıcalık tanıdığını ve 70 üyelerinin hâkim ve savcı olduğunu söylediğini aktardı.
Yargıda hâkim transferi yapıldığını savunan Hatimoğulları, bu durumu ülke açısından utanç verici olarak nitelendirdi.
Vatandaşların kime ve neye güveneceğini sorgulayan Hatimoğulları, Meclis’te milletvekillerinin, belediyelerde ise belediye başkanlarının parti değiştirmesine tepki gösterdi. Türkiye tarihinde seçmen iradesinin hiç bu kadar ucuza harcanmadığını ve halka bu kadar saygısızlık yapılmadığını savunan Hatimoğulları, geçmişte belediyelere kayyum atandığını, kayyum atanamayan yerlerde ise belediye başkanlarının parti değiştirdiğini söyledi.
Hatimoğulları, parti değiştiren belediye başkanlarının hem kendilerine hem de kendilerine oy veren seçmenlere karşı bir kayyum işlevi gördüğünü ileri sürdü.
SİYASİ TRANSFERLERE KARŞI ÜÇ ÖNERİ
Hatimoğulları, belediye başkanları ve milletvekillerinin parti değiştirmesine ilişkin üç somut öneri sundu.
İlk olarak siyasi transferleri etik ve hukuki sınırlar içerisinde kısıtlayacak açık bir yasal düzenleme yapılmasını isteyen Hatimoğulları, partisinden istifa eden kişilerin o partinin listesinden kazandıkları milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye eş başkanlığı veya meclis üyeliği görevlerini de bırakmaları gerektiğini söyledi. Hatimoğulları, parti değişiklikleri yoluyla seçmen iradesi üzerindeki baskının önlenmesini istedi ve 86 milyon vatandaşın vurgunsuz bir Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu belirtti.
İkinci öneri olarak büyük ekonomik suçları, yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkemenin kurulmasını talep etti.
Üçüncü olarak siyaset ile ticaret arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etik kanununun çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Hatimoğulları, Türkiye’nin mevcut şekilde yönetilemeyeceğini savunarak halkın oyununun ve emeğinin değersizleştirilmediği, hesap sorulabilen ve halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzenin mümkün olduğunu söyledi.
MGK TOPLANTI TARİHİ BEKLENMEDEN HAZIRLIK YAPILMALI
Örgütün hareket yönetiminin 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve yakın bölgelerdeki çekilmeye ilişkin açıklamasını hatırlatan Hatimoğulları, bu gelişmeyi tarihî bir adım ve yeni bir sayfa olarak değerlendirdi.
Barışın, tarafların üzerlerine düşen sorumlulukları karşılıklı olarak yerine getirmesiyle sağlanabileceğini belirten Hatimoğulları, iktidarın ve devletin sorumluluklarının belirsiz tarihlere bırakılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısının beklenmesine gerek olmadığı yönündeki açıklamasını hatırlatan Hatimoğulları, karşılıklı adımlar için gerekli zeminin toplantı tarihi beklenmeden hazırlanmasını istedi.
Toplumun artık süreçte somut adımlar görmek istediğini belirten Hatimoğulları, “Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu”na bağlı dört alt komisyonun bir an önce kurulması ve yalnızca oluşturulmakla kalmayıp fiilen çalışmaya başlaması gerektiğini söyledi.
Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın koordinatörü olacağı “Barış ve Siyasallaşma Kurulu”nun da acilen çalışmaya başlamasını istedi. Devlet Bahçeli’nin siyasallaşma koordinatörlüğünün İmralı’da bulunan kişinin hakkı olduğu yönündeki ifadesini önemli bulduğunu belirten Hatimoğulları, sürecin ilerlemesi açısından kurulun çalışabileceği siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşturulması gerektiğini dile getirdi.
Öcalan’ın özgür yaşayabileceği ve çalışabileceği koşulların acilen sağlanmasını isteyen Hatimoğulları, konuşmasında İmralı’ya selam ve sevgilerini iletti.
MECLİS İZLEME KURULU NEDEN HÂLÂ KURULMADI?
Meclis İzleme Kurulu’nun henüz oluşturulmadığına dikkat çeken Hatimoğulları, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Meclis’te temsil edilen bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi gerektiğini söyledi. Kurtulmuş’un daha önce yaptığı açıklamalarda bu yönde görüşmeler gerçekleştirileceğini ifade ettiğini hatırlatan Hatimoğulları, kurulun oluşturulma biçimi, görevleri ve sorumlulukları hakkında siyasi partiler arasında görüş alışverişi yapılmasını istedi.
Kurulun kapsayıcı ve çoğulcu bir yapıya sahip olması gerektiğini belirten Hatimoğulları, bunun sürecin daha geniş kesimler tarafından benimsenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Kurulun sembolik bir yapı olarak kalmaması, işlevsel biçimde çalışması ve siyasetin süreçte üstlenmesi gereken sorumluluğu yerine getirmesi açısından hayati önem taşıdığını söyledi.
Hatimoğulları, kurulun sahada gözlem yapmasını, süreçteki tanıklıkları, tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit etmesini, raporlar hazırlamasını ve daha önce gündeme gelmiş ancak bekletilmiş görüşleri gerektiğinde yeniden değerlendirmeye açmasını istedi. Kurulun taraflarla görüşerek sürecin ilerlemesine katkıda bulunması gerektiğini belirten Hatimoğulları, Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan “Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu” ile bilgilendirme ve etkin istişare içinde çalışmasının önemine dikkat çekti.
DEMOKRATİKLEŞME YASALARI VE SİVİL TOPLUMUN KATILIMI
Hatimoğulları, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 6’ncı ve 7’nci maddelerinin demokratikleşme açısından önemli olduğunu söyledi.
Meclis İzleme Kurulu’nun, sürecin ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasalarının çerçevesini oluşturmak üzere çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, kurulun herhangi bir siyasi partinin veya yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde hareket etmesini istedi.
Kurulun sivil toplum örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin sürece katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, Türkiye’de bu yönde önemli bir talep bulunduğunu söyledi.
Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının süreci yalnızca izleyen veya dinleyen konumunda olmak istemediğini, masanın bir tarafı olarak yer almayı talep ettiğini belirten Hatimoğulları, bu talebin dikkate alınması ve gerekli katılım mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini kaydetti.




