Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AA Editör Masası’nda yaptığı açıklamalarda Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren başlıklarda bölgedeki kırılganlığa dikkat çekti. Fidan, Suriye’den Hürmüz Boğazı’na, Gazze’den Lübnan’a uzanan hattın Türkiye için güvenlik ve ekonomi bakımından ciddi riskler barındırdığını anlattı. Ankara’nın temel çizgisinin savaşı büyütmeden diplomasiyle sonuç almak olduğunu söyledi.

Fidan, İsrail’in son dönemde izlediği hattın yalnızca güvenlik gerekçesiyle açıklanamayacağını belirtti. Bölgedeki askeri hamlelerin daha geniş bir yayılma stratejisinin parçası olduğunu vurgulayan Fidan, Türkiye’nin özellikle Suriye başlığını yakından izlediğini söyledi.

"İSRAİL TOPRAK PEŞİNDE"

Fidan şunları ifade etti:

Şimdi Lübnan'daki olaylara, İsrail işgaline baktığınız zaman bu, İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

İstanbul Valiliği genelge yayımladı! Kene uyarısı...
İstanbul Valiliği genelge yayımladı! Kene uyarısı...
İçeriği Görüntüle

Burada çok tanıdık bir senaryo var. İsrail, Lübnan'da belli bir nüfusun yaşadığı yeri sürekli bomba altına alıyor.

1 milyondan fazla insan şu anda yerlerinden edilmiş durumda. Gazze'deki tanıdık resmi de görüyoruz; bir yeri insansızlaştırmak için orada insanların yaşamasını mümkün kılacak konutlar, altyapı, yol, elektrik, su, ne kadar köprü varsa bunları Litani Nehri'nin olduğu yere kadar tamamıyla yok etme operasyonu içerisinde.

Bu geniş yayılma hamlesiyle yerlerinden edilmiş insanların çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu da görüyoruz.

Bu bölgesel büyük bir çatışmayı da beraberinde getirebilir. Şimdi Suriye'de biz bir sorun alanı görüyoruz, bu bizim için büyük bir risk.

Gazze insansızlaştırmaya yönelik büyük bir operasyon yedi. Şu anda Batı Şeria'da devam eden bir operasyon var bu mantıkla.

Kudüs'te aynı şekilde İsrail'in ilerlemeye çalıştığını görüyoruz. Aynı şekilde Lübnan... Daha sonra Suriye'de buna benzer hamlelerin olması söz konusu. Bu yakın bölgesiyle alakalı alan genişletme çabası, İsrail'in hep hedeflerinde olan bir husustu. Hayata geçirmek için fırsat bekliyordu, 2023 Ekim'inden sonra da alan açıldığını gördü ve gitti.

Biz başından beri bunu ifade etmeye çalıştık: Esas itibarıyla İsrail güvenlik peşinde değil, daha fazla toprak peşinde. Bu yayılmacılığını da güvenlik ihtiyacı adı altında gizliyor.

Bunu ekspoze ettikçe uluslararası farkındalık ve siyasal retorik daha farklı etki göstermeye başlıyor. Bizim Lübnan'da yürüyen görüşmeler konusunda yakından takip ettiğimiz hususlar var.

Oradaki en büyük denklem; İsrail kendi yapmadığı bir şeyi Lübnan hükümetinden bekliyor, "Hizbullah'ı silahsızlaştır" diyor. Ki Hizbullah silahlı güç olarak Lübnan ordusundan çok daha büyük bir güce sahip, yıllardır oturmuş büyük de bir tabanı var. Lübnan hükümetinin tek başına gücü bunu silahsızlandırmaya yetmez. Burada Şiilerin, Sünnilerin, Hristiyanların hepsinin içinde bulunduğu topyekun bir ulusal çözümün aranması gerekiyor. Yani Lübnanlıların Lübnan'a ait bir çözüm üretmesi gerekiyor.

İsrail'in ülkenin belli bir bölümünü işgal ederek, nüfusun sekizde birini yerlerinden ederek bir politika takip etmesi çok provokatif. Buna Avrupa da karşı çıkıyor. Amerika da belli noktalarda bunu tasvip etmiyor ama söylemiyorlar tabii.

HÜRMÜZ BOĞAZI

Fidan, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurduğunu söyledi. Doğalgaz, petrol, petrokimya, gübre ve lojistik zincirinin bu boğazdaki akışa bağlı olduğunu belirten Fidan, sorunun dünya piyasalarını doğrudan etkilediğini anlattı.

Türkiye’nin enerji arzı bakımından Hürmüz’e doğrudan bağımlı olmadığını, ancak fiyat etkisini hissettiğini vurgulayan Fidan şunları dile getirdi:

“Tamam, biz Türkiye olarak enerji güvenliğimiz açısından, enerji arzı açısından Hürmüz Boğazı'na çok fazla bağlı değiliz. Çok şükür bizim özellikle elektrik üretiminde doğalgazın payı biraz düştü, yenilenebilir enerji son 20-23 yılda inanılmaz derecede arttı. Fakat biz fiyatlar üzerine olan etkisinden dolayı dolaylı etkisini hissediyoruz Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın. Çünkü bizim aldığımız enerjinin bize gelmesinde problem yok ama fiyatı bu sefer problem oluyor. Bu da ekonomiye uzun vadede yük bindirir.”

Fidan, Ankara’nın burada iki çizgiyi birlikte korumaya çalıştığını söyledi. Bir yandan Türkiye’yi savaşın dışında tutmaya çalıştıklarını, diğer yandan küresel piyasaları sarsan bu sorunun çözümü için diplomatik katkı sunduklarını belirtti.

"ÜLKEMİZİ SAVAŞIN DIŞINDA TUTMA POLİTİKASI"

Hürmüz Boğazı çevresinde uluslararası bir güç oluşturulması yönündeki tartışmalara da değinen Fidan, birçok ülkenin İran’a karşı yürütülen bir savaşın parçası olmak istemediğini söyledi. Türkiye’nin tutumunun net olduğunu vurgulayan Fidan şunları ifade etti:

“Hiçbir ülke İran'a karşı yürütülen savaşın parçası olmak istemiyor. Bunu Avrupalılar da açıktan söylediler. Bizlerle de çok konuşuyorlar. Bizim de zaten resmi duruşumuz sürekli bu, Cumhurbaşkanımızın başından beri ortaya koyduğu politika; ülkemizi bu savaşın dışında tutma politikası.”

Fidan, boğazdaki sorunun askeri yolla değil, müzakereyle aşılması gerektiğini de belirtti. Türkiye’nin önceliğinin İran’la görüşmelerin tamamlanması ve geçişlerin yeniden serbest hale gelmesi olduğunu söyledi.

"SERBEST GEÇİŞLE İLGİLİ BİR SIKINTI OLMAZ"

"Şimdi Hürmüz Boğazı bundan sonra nasıl işletilecek?" diye bir soru olduğunu da belirten Fidan şunları ifade etti:

"Bütün bölge ülkeleri ve dünyanın istediği; Hürmüz Boğazı uluslararası geçişlere tamamıyla serbest olan, hiçbir ülkenin burada herhangi bir para ödeme durumunda kalmadan geçmesi ve geçişinin de engellenmemesi gerekiyor.

Genel kabul bu, savaştan önce olduğu gibi. Şimdi İranlılar ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak veya ileride yapılacak barış anlaşmasının bir parçası olarak Hürmüz Boğazı ile ilgili belli talepleri gündeme getirme durumunda olabiliyorlar. Benim gördüğüm serbest geçişle ilgili bir sıkıntı olmaz."

"7 EKİM BÜYÜK BİR SAVAŞA GÖTÜRÜR" SÖZLERİ HATIRLATILDI! "MÜMKÜN..."

"7 Ekim'de başlayan süreç bizi ya daha büyük bir barışa ya da daha büyük bir savaşa götürür" sözlerinin hatırlatılması üzerine de Fidan şu yanıtı verdi:

"Mümkün. Mümkün, yine aynı yerdeyiz maalesef. 7 Ekim'den sonra başlayan süreçte İsrail'in ortaya koyduğu yayılmacı politika ve bu politikaya Amerika'yı, zaman zaman başka ülkeleri de alet etmesi; bu politikayı büyük bir ısrarla devam ettirmesi bölgede fay hatlarını, zaten kırılgan olan zemini daha da kırılgan hale getiriyor.

Hürmüz Boğazı örneğinde gördüğümüz gibi olay giderek daha küresel etki kazanıyor. Taraflar burada bizim çok üstünde durmadığımız bazı konuları da fırsat bilebiliyorlar. Diyelim başka bir aktörün Çin'le hesabı var, bakıyor ki "Buradaki tıkanıklık Çin'i gerileten bir husus, aslında tıkanıklık fena da olmayabilir" fikri de olabilir başkaları için."