Gizli Ajan

Altın Küre ve Cannes’da ödül alan, Brezilya’nın Oscar adayı Gizli Ajan, yalnızca bir politik gerilim filmi değil; bir ülkenin hafızasına tutulan soğuk bir ayna. Yönetmen Kleber Mendonça Filho, bu kez kamerasını 1977 Brezilya’sına çevirirken, geçmişte kalmış sanılan askerî rejimin gündelik hayatı nasıl bir gözetleme ve korku alanına dönüştürdüğünü anlatıyor.

Brezilya, 1977.
Karnavalın gürültüsü, sokakların renkli kalabalığı, coşkunun içinden sızan bir tedirginlik… Film tam da bu çelişkinin içine yerleşiyor. Neşenin ortasında bir korku. Kalabalığın içinde yalnızlık. Görünürde sakin, içeride sürekli izlenen bir hayat.

Marcelo’nun hikâyesi, aslında tek bir adamın değil, bir rejimin portresi. Kırklı yaşlarının başında, teknolojiye meraklı bir baba olarak Recife’ye taşınır; küçük oğluyla yeniden bir araya gelir, geçmişini geride bırakmayı umut eder. Ama çok geçmeden anlar: Tehdit kapıda değildir, zaten içeridedir. Komşuların bakışları, sokakların sessizliği, ölüm tehditleri… Ve nihayet “yıkıcı faaliyetler” gerekçesiyle peşine düşen ajanlar.
Yabancı basında filme dair yapılan değerlendirmeler ortak bir noktada buluşuyor.

The Guardian, filmi “askerî rejimin sıradan hayatın içine sızan görünmez şiddeti” olarak tanımlıyor. Variety, Mendonça Filho’nun paranoyayı bir olay değil, bir atmosfer olarak kurduğunu vurguluyor. Burada şiddet patlamıyor; birikiyor. En tehlikelisi de bu.

Wagner Moura’nın performansı, filmin taşıyıcı kolonlarından biri. Moura’yı geniş kitleler, Netflix yapımı Narcos dizisinde canlandırdığı Pablo Escobar karakteriyle tanıyor. Ancak Gizli Ajan’da karşımıza çıkan Moura, bir suç figüründen çok uzakta; içine kapanan, sürekli tetikte olan, sıradanlığıyla görünmez olmaya çalışan bir adamı oynuyor.

Wagner Moura’nın yabancı basına verdiği röportajlarda sık sık altını çizdiği bir nokta var:
Bu film geçmişe ait bir hikâye değil. Brezilya’da askerî diktatörlük sona ermiş olabilir ama gözetleme, fişleme ve korku hâli biçim değiştirerek yaşamaya devam ediyor.

Bu cümleye Türkiye’den bakan biri için yabancı bir şey yok.
Biz de bir zamanlar “güvenli” olduğu söylenen şehirlerde bir gecede ortadan kaybolan insanları tanıdık. Sokak ortasında vurulan gazetecileri, aydınları, avukatları… Geri dönmeyenler için söylenen tek bir cümle vardı: Faili meçhul.
Faili meçhul, aslında bir kelime değil; bir sessizlik biçimidir.

Gücün, bildiği ama söylemediği, herkesin sezdiği ama konuşamadığı bir boşluk.
Gizli Ajan, tam da bu boşluğun filmini çekiyor. Marcelo’nun sürekli izlendiğini hissetmesi, komşuların bile tehdit hâline gelmesi, güvenli olduğu söylenen bir kentin kısa sürede tuzağa dönüşmesi… Bunlar yalnızca Brezilya’ya ait değil. Şiddetinin evrensel dili bu.

Türkiye’de geçmişte güvenlik söyleminin kamusal alanda belirleyici olduğu dönemler yaşandı. Bugün de güvenlik, istikrar ve düzen gibi kavramların kamusal söylemde yer aldığı görülüyor; bu başlıkların farklı dönemlerde nasıl anlamlar kazandığı ise değerlendirmeye açık bir alan olarak duruyor. Ve hâlâ tartışma konusu.

Marcelo’nun yaşadığı şey şunu hatırlatıyor:
Eğer bir ülkede insan sürekli izleniyorsa, tehdit altındaysa, “neden?” sorusunu sormaya korkuyorsa, orası sadece onun için değil, kimse için güvenli değildir.

Wagner Moura’nın dediği gibi:

“Bu hikâye geçmişte geçiyor ama hissettirdikleri bugüne ait.”

Çünkü geçmiş, bazen hiç geçmez.
Sadece biçim değiştirir.
Ve sinema, bazen bir ülkenin söyleyemediklerini fısıldar.
Bu hafta ülkemizde vizyona girecek Gizli Ajan’ın yaptığı tam da bu.