Gazetecilikte bir dönemin sonu mu?

Yazı işlerinde mesainin sonuna doğru en çok duyacağınız nida şuydu:​ “Hadi artık sayfalarınızla vedalaşın!”​ Şimdi ise sayfalarla gerçekten vedalaşıyor gibiyiz.

Hürriyet Ankara Matbaası'nın vaktiyle milyonlarca dolar eden baskı makineleri geçen hafta parçalanarak hurdacılara satıldı.

Daktilo ya da mikrofon değil ki bir müzeye veya depoya kaldırılsın… Koca makineler tabii. İnsan yine de biraz garip hissediyor. “Bir dönemin sonu” kabilinden görüntüler zaten her zaman iç acıtır.

Hürriyet eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, “Hurdacıların elinde paramparça edilen bu baskı makineleri sadece Hürriyet’in sonu değil. K​ağıt gazetenin de sonudur” yorumunu yaptı.

​* * *

“Bir dönemin sonu” bahsinde biraz daha gerilere gitmek de mümkün. Örneğin fotoğrafçılık…

Fotoğraf makinelerinin “analog” olduğu dönemde foto muhabirleri çektikleri görüntüleri kontrol etme şansına teknik olarak sahip değildi.​ Gazeteci Faruk Bildirici, Hürriyet’in analog fotoğrafçılık yapılan yıllarını şöyle anlatıyordu:​ “Foto muhabirleri karanlık odanın kapısında heyecanla bekleşirdi. Bir doğumun beklenmesi gibiydi o dakikalar.”

Ve şunları ekliyordu:

“2000’li yıllara gelindiğinde artık karanlık odalara da gerek kalmamıştı. Hürriyet Ankara Bürosu’ndaki karanlık odayı törenle dağıttık, agrandizörü kaldırdık. Fakat o günden beri tek kare fotoğraf çekmemiş olmamıza hâlâ üzülürüm.”

Fotoğraf makineleri, mizanpaj kâğıtları, daktilolar derken artık matbaalar da gazetecilik mesleğinden emekli olmaya başladı.

Madem gazetecilik biraz nostaljiye dönüşüyor, “o halde biraz da anılar” diyelim…

​* * *

“Yazı işleri”, basılı gazetelerin mutfağı olarak bilinir. Bu nedenle de “yazı işleri görmek” diye bir tabir vardır. Buna biraz da “yazı işleri terbiyesi almak” denilebilir.

Gazete mutfağı kafanıza göre takılabileceğiniz bir yer değildir. Kullanacağınız haber dili, sayfa tasarımı ve benzeri gibi uymanız gereken bolca kural bulunur.​

Örneğin fotoğrafçı olayı kaçırmamalı ve “usta işi” fotoğraf çekmeli, editör ona uygun metin yazmalı, sayfa sekreteri de gerek zanaatle gerekse biraz sanatla sayfa tasarlamayı bilmeli ki ortaya “güzel” ve okunmaya değer bir gazete çıksın.

Bilen bilir​.​.. “Grafikçiler” de denilen acemi sayfa sekreterleri sık sık “Gridlere riayet edin arkadaşlar” diye uyarılır. Haber merkezindeki acar muhabirlere “Bu haber böyle mi yazılır!” diye çıkışılır. “O fotoğraf bu habere olmuş mu kardeşim!” gibi çekişmeler yaşanır.

Bir bakıma okul ortamı gibi bir iş ortamıdır yani…

İnsan mümkün olduğunca her gün daha iyi bir sayfa yapmak için kendisiyle yarışır ama bazen de “Aman, Türk gazeteciliğini biz mi kurtaracağız?” halleri gelir.

“Deneysel” takılmanıza imkân verilse dahi bir gazetenin kaidelerini pek fazla esnetemezsiniz. Neticede spor gazetesi bir spor gazetesidir, ekonomi gazetesi de bir ekonomi gazetesi… İçeriği, dili, tasarımı bellidir.

Bir sansasyon gazetesinin tasarımı başka, bir düşünce gazetesinin ​tasarım dili başkadır.

İlk defa gerçek bir “yazı işleri” gördüğümde 20’li yaşlarımın başındaydım.

2006-2008 arasında BirGün Gazetesi’nde, rahmetli İbrahim Çeşmecioğlu’nun gazetedeki son dönemlerine yetişmiştim.

Basılı gazetecilikte gazete sayfalarının tasarımından, düzeninden, şekil şemalinden sorumlu olan kişilere “sayfa sekreteri” denilir.

Bir matbaada aynı gün onlarca gazete basılabileceği için sayfalarınızı matbaanın planlamasına uyarak, neredeyse dakikası dakikasına göndermeniz gerekir. Aksi halde en basitinden “taşra baskısı” kaçırılabilir. Taşra baskısını kaçırmanız da ertesi gün pek çok şehirde gazetenizin olmaması anlamına gelir.​ Başımıza gelirdi​.​..

Foto muhabirlerinin karanlık odanın kapısında bir doğumu beklemesi gibi, matbaa vakti yaklaştıkça yazı işleri de adeta bir ameliyathaneye dönüşürdü.​ İşler karışır da saatler dağıtımı kaçırmaya doğru yaklaşırsa, yazı işleri tahmin edilemeyecek kadar gergin bir yer olurdu:

Koşturanlar, bağırıp çağıranlar… Ağlayanlar, “Ben bu işi bırakıyorum” diyenler…
Yıllar içinde neler görüyor insan…

Kriz anlarında ortalıktan kaybolan çaylaklar, bir kenarda bıyık altından gülenler ve usta kriz çözücüler​:​ 15-20 dakikada tam gazete sayfası çıkarabilen rekortmen editörler​ v​e sayfa sekreterleri…

Meslek böyle yerlerde, böyle vakitlerde öğreniliyordu.

Yazı işlerinde mesainin sonuna doğru en çok duyacağınız ses ise şuydu:
“Hadi artık sayfalarınızla vedalaşın!”

Kim bilir… Belki de tam 20 yıl önce bugün, BirGün Gazetesi’nin Karaköy’deki binasında Yazı İşleri Müdürü sevgili İlker Yaşar ağabeyden “Hadi, sayfalarınızla vedalaşın!” diye azar işitiyorduk…

Şimdi ise sayfalarla gerçekten vedalaşıyor gibiyiz.

​* * *

Malum, bir “dijital dönüşüm” lafıdır gündemde… Her sektör o veya bu oranda dijitalleşmeden payına düşeni alıyor.

Yaratıcı fikir oluşturma ve üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımının Avrupa ülkelerinde yüzde 50’ler seviyesine ulaşması, her meslekten insanı konu üzerinde düşünmeye itiyor.

Bir tasarımcının, gazetecinin hatta bir müzisyenin 20 yılda ulaştığı tarzı ve tavrı, yapay zekâ araçlarının birkaç prompt ile deyim yerindeyse “5 dakikada” taklit edebilmesi son ayların en önemli gündem konularından biri…​

Teknik bilgi ve yaratıcılığın “nadir olmaktan çıktığını”, mesleklerin “ölmek üzere” olduğunu düşünen karamsarlara karşılık, “Fotoğrafçılık çıktığında da resmin biteceği söylenmişti” diyen optimistler ve sanatın gücüne güvenenler bulunuyor.

Bugün 19 Mayıs…​

Kutlu olsun...

Bu ülkenin hikayesi her şeye rağmen yeniden başlayabilme cesaretini gösterebilenlerin hikayesidir...

Matbaalar kapan​ır, yenileri açılır, teknolojiler değiş​ir, meslekler dönüş​ür…​

​Eski dünya​ bir şekilde yaşar. Analog fotoğraf makineleri bu aralar neden yeniden revaçta dersiniz örneğin? ​Sayfalarıyla ​bir türlü vedalaşamayan​ bizim gibiler de yine kendilerine okuyacak dergiler, gazeteler bulacaktır.

Yeter ki ​insan kalabilmeyi başarabil​elim. Gerisi de bir şekilde hallolur​ değil mi?

​Sinan Acıoğlu
babaocagi.com.tr