AKP iktidarının muhalefete yönelik tepki çeken baskıları Türk siyasetinin unutulmazları arasına girdi.

Yıkım kararına karşı AKP önünde eylem
Yıkım kararına karşı AKP önünde eylem
İçeriği Görüntüle

Gazeteci Gürkan Zengin, erken seçim bekleyen Türk siyasetinin acı fotoğrafını çekti. Zengin “Seçilmişler eliyle' uygulanan 'sivil vesayet'in de 'asker eliyle' uygulanan vesayet kadar vahim sonuçlar üretebileceğini öğrenmiş olduk” dedi.

Gazeteci Gürkan Zengin’in sosyal medyada yayınladığı açıklaması şöyle:

“2026 senesi Haziran ayı itibariyla Türk siyasetinin hâli şudur:

Ana muhalefet partisinin Genel Başkanı tartışmalı bir mahkeme kararıyla koltuğundan alınmış.

Ana muhalefetin başına, mahkeme kararıyla 'atama' yapılmış.

Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı, tartışmalı bir mahkeme kararıyla seçime girme şansı elinden alınmış vaziyette, hapiste.

Seçime bu tablo içinde giden bir Türkiye.

Nasıl, iyi miyiz böyle?...

Senelerdir zannederdik ki, 'vesayet' askerle, askerin siyaset üzerindeki tahakkümüyle ilgii bir şeydir.

Öyle olmadığını, vesayetin esasen 'güç'le, 'gücün kullanım biçimiyle' ilgili olduğunu AK Parti sayesinde öğrenmiş olduk.

'Seçilmişler eliyle' uygulanan 'sivil vesayet'in de 'asker eliyle' uygulanan vesayet kadar vahim sonuçlar üretebileceğini öğrenmiş olduk.

Kuruluşundan itibaren bütün mücadelesini meşruiyet zemininde yürütmüş, bütün siyasi başarılarını arkasına halk desteğini alarak elde etmiş bir siyasi kadro için ne hazin bir tablo!...

Türk siyaseti bugün, tedavisi imkansız güç zehirlenmesine uğramış bir iktidar blokuyla, Türk milletinin önüne hakîki bir çare ve milletin yaralarına merhem olacak bir program koyamayan çapsız bir muhalefet arasında sıkışmıştır.

Bu iktidar blokunun, bir sonraki seçimi kazanabilmesinin tek yolu olarak gördüğü şey, elindeki vesayet imkanlarını kullanarak muhalefeti tasfiye etmektir.

Siyasetini senelerce 'itiraz' üzerine kurmuş, bunu 'siyaset yapmak' zannetmiş çapsız muhalefetin yargı üzerinden yediği ağır darbeye karşı düşünübildiği tek çare ise seçmenin dizlerine kapılarak mağduriyetini terennüm edip ağlamaktır.

Millet her şeyi görüyor.

Kendisinde yenilmez kuvvet, sınırsız kudret gören ayarları bozulmuş kadroları da; şu dizlerine kapanan çaresizliği de görüyor.

Yedi kez 'ülkeyi sen yöneteceksin' diyerek yetki verdiği bir siyasi hareketin bütün iktidar gücünü 'tek ele' alınca ne hale geldiğini görüyor.

Üst üste yedi genel seçim kaybetmiş muhalefetin sekizinciyi kazanmak için önüne mağduriyetinden başka hiçbir şey getirmediğini de görüyor.

Millet tetiktedir, yeni bir 'sessiz devrim' yaratmaya da hazırdır. Beklediği şey, güven duyacağı bir kadro ve hakîki bir programdır.

Bu kadroyu ve programı gördüğü an görün bakın ilk seçimde millet neler yapar. Hep yapmıştır, oradan biliyoruz.

Mustafa Kemal Paşa'nın, 'millî egemenlik' için kullandığı ifadeler, 'millet iradesi' için de geçerlidir:

" ...Öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur."

Türkiye'nin 70 yılı aşan çok partili siyasi hayatında hep olmuş olan budur, bundan sonra olacak olan da budur.”

Bfgbf