Murat Volkan Dülger, soruşturma kapsamında portföy ve şirket yöneticilerinin yanı sıra ilişkili kişi ve hesap sahipleri ile denetim ve saklama görevlilerinin eylemlerinin de somut deliller üzerinden incelenmesi gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet'ten Gülnur Saydam'ın haberine göre; fon soruşturmasına ilişkin Cumhuriyet’e konuşan Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, sorumluluğun yalnızca fon yöneticileriyle sınırlı olmadığını belirtti. Dülger; piyasa dolandırıcılığından nitelikli dolandırıcılığa, bilgi suistimalinden aklama suçuna kadar farklı ihtimallere dikkat çekti.
Fon krizinin yankıları devam ederken, uzmanlar da sürece ilişkin kritik değerlendirmelerde bulunuyor.
Cumhuriyet’e konuşan Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, sorumluluk yalnızca fon yöneticileriyle sınırlı değil diyerek soruşturmanın hukuki boyutuna dikkat çekti.
Peki hangi işlemler suç kapsamına giriyor, kimler hakkında ceza soruşturması yürütülebilir ve yatırımcılar kayıplarını nasıl geri alabilir?
Dülger’e göre; portföy yöneticileri, şirket yöneticileri, ilişkili şirket ve hesap sahipleri ile denetim ve saklama görevlilerinin eylemleri incelenebilir.
Ancak bir kişinin yönetici, çalışan, ortak ya da şüphelinin yakını olmasının tek başına ceza sorumluluğu doğurmayacağını vurgulayan Dülger, “Her kişinin somut davranışı, bilgisi ve suça katkısı belirlenmelidir” dedi.
HANGİ SUÇLAR GÜNDEME GELEBİLİR?
Fon işlemlerinde yapay fiyat veya işlem hacmi oluşturulduğunun tespit edilmesi halinde "piyasa dolandırıcılığı", kamuya açıklanmamış bilgiyle kazanç sağlanması halinde "bilgi suistimali", yatırımcıların hileyle para yatırmaya yönlendirilmesi halinde ise "nitelikli dolandırıcılık" gündeme gelebilecek suçlar arasında bulunuyor.
Dülger, fon varlıklarının ilişkili kişilere hukuka aykırı biçimde aktarılması halinde "güveni kötüye kullanma"; suçtan elde edilen gelirlerin gizlenmesi veya yurt dışına çıkarılması halinde ise "aklama suçu"nun değerlendirilebileceğini belirtti. Süreklilik ve hiyerarşi içeren bir suç yapılanması tespit edilmesi halinde "örgüt suçları"nın da gündeme gelebileceğini kaydeden Dülger, söz konusu suçlar bakımından farklı hapis ve adli para cezalarının öngörüldüğünü aktardı.
Piyasa dolandırıcılığında üç ila beş yıl hapis ve adli para cezası, nitelikli dolandırıcılıkta temel olarak üç ila 10 yıl hapis ve adli para cezası, aklama suçunda üç ila yedi yıl hapis ve adli para cezası öngörülüyor. Örgüt kurma veya yönetme bakımından ise beş ila 10 yıl hapis cezası söz konusu.
Ancak Dülger, “Bütün suçların cezalarını otomatik olarak toplamak doğru değildir” uyarısında bulundu.
“Yatırımcı riski kabul etti denilerek sorumluluk ortadan kalkmaz” diyen Dülger, bu noktada kritik ayrımı şöyle yaptı:
“Gerçek piyasa koşullarında alınan yatırım riskinin zararla sonuçlanması suç değildir. Buna karşılık yatırımcının kabul ettiği risk, hileyi, manipülasyonu veya parasının kötüye kullanılmasını kapsamaz.”
Dülger’e göre; yatırımcının riskleri kabul etmiş olması, hukuka aykırı bir işlem yapılmışsa bundan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmıyor.
MAĞDURLAR PARALARINI GERİ ALABİLECEK Mİ?
Dülger, geri alma imkanının bulunduğunu ancak herkesin parasının tamamını geri alacağının şu aşamada söylenemeyeceğini belirtti. Bunda fon varlıklarının gerçek değeri, tasfiyeden elde edilecek tutar ve geri getirilebilecek malvarlığının belirleyici olacağını ifade eden Dülger, tasfiye ödemesiyle sorumlulara karşı açılabilecek tazminat taleplerinin birbirinden ayrı hukuki yollar olduğunu vurguladı.
Dülger, yatırımcılara hesap ekstreleri, dekontlar, sözleşmeler ve işlem talimatları başta olmak üzere tüm belgelerini saklamalarını; hak sahipliği kayıtlarını kontrol etmelerini ve somut belgelerle SPK’ya, suç şüphesi bulunması halinde ise savcılığa başvurmalarını önerdi.
“Yalnızca ceza soruşturmasını beklememeli, tazminat ve malvarlığını koruyucu tedbirleri de değerlendirmelidirler” diyen Dülger, kısmi ödeme karşılığında bütün haklardan vazgeçiren belgelerin de dikkatle incelenmesi gerektiğini söyledi.
“1 MİLYON LİRALIK ARA ÖDEME “DEVLET GARANTİSİ” DEĞİL”
Fon krizinde gündeme gelen 1 milyon liraya kadar ara ödeme konusunda da önemli bir uyarı yapan Dülger, bunun bütün zararın karşılanacağı anlamına gelmediğini belirtti.
Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy’ün ilgili fonlarında mutabakatı tamamlanan yatırımcılar bakımından MKK’nin hesaplayacağı net yatırım tutarının esas alınacağını belirten Dülger, bu tutarın 1 milyon liranın altında olması halinde tamamının, üzerinde olması halinde ise en fazla 1 milyon liralık ara ödemenin söz konusu olduğunu aktardı.
Dülger, ayrıca bankadan satın alınan yatırım fonlarının da mevduat sigortası kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
GÖZLER SPK VE DİĞER DENETİM KURUMLARINDA…
Fon skandalında yalnızca fon yöneticileri ve şirketlerin değil, denetim mekanizmasının da mercek altına alınması gerektiğini belirten Dülger, somut görev ihlali ve bunun zarara etkisi bulunması halinde denetleyici kuruluşların sorumluluğunun da araştırılabileceğini söyledi. SPK’nın ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketlerini 2025’in son çeyreğinde gözlemlediğine ilişkin açıklamasının önemli olduğunu belirten Dülger, “Hangi riskin ne zaman öğrenildiği, hangi incelemelerin yapıldığı ve daha erken müdahalenin zararı önleyip önleyemeyeceği araştırılmalıdır” dedi.
Saklama kuruluşları, bağımsız denetçiler ve diğer kurumların da kendi yükümlülükleri bakımından incelenmesi gerektiğini ifade eden Dülger, her denetim eksikliğinin otomatik olarak suç anlamına gelmeyeceğini ancak kasıtlı görev ihlali, suçu gizleme veya suça katılma tespit edilmesi halinde ceza sorumluluğunun gündeme gelebileceğini söyledi.
“SAYAN KAYA VE EŞİ HAKKINDAKİ İDDİALAR ARAŞTIRILMALI”
Fon krizinde adı gündeme gelen Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin Özata Denizcilik bağlantılı işlemlerden kısa sürede yüksek kazanç elde ettikleri ve kriz öncesinde çıkış yaptıkları yönündeki iddiaların da araştırılması gerektiğini belirten Dülger, ancak yüksek kazanç veya zamanlamanın tek başına suç kanıtı sayılamayacağını vurguladı.
Dülger, “Kamuya açıklanmamış bilgi kullanılıp kullanılmadığı, manipülatif işlemlere katılım bulunup bulunmadığı ve kazancın kaynağı işlem kayıtlarıyla belirlenmelidir” dedi.
Parti görevlerinden ayrılmanın da tek başına ne suçun kanıtı ne de ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir unsur olduğunu ifade etti.
“2,2 MİLYAR LİRA İADE EDİLDİ” İDDİASI CEZAYI ORTADAN KALDIRIR MI?
Kaya’nın yaklaşık 2,2 milyar lirayı iade ettiği yönündeki iddianın henüz resmen doğrulanmadığını belirten Dülger, iade gerçekleşmiş olsa bile bunun bütün suçlar bakımından otomatik olarak cezasızlık sağlamayacağını söyledi. Dülger, özellikle işlem bazlı piyasa dolandırıcılığında etkin pişmanlık hükümlerinin belirli şartlara bağlı olduğunu belirterek, iade edilen toplam tutar, kâr ve suçtan elde edilen menfaatin aynı şey olmadığına dikkat çekti.
Hangi tutarın, kim tarafından, ne zaman ve hangi hesaba ödendiğinin belirlenmeden hukuki sonuç çıkarılamayacağını ifade etti.
“CEZASIZLIK ALGISI GÜÇLENİR”
Fon krizinin yalnızca ekonomik değil, adalet duygusu açısından da önemli bir meseleye dönüştüğünü belirten Dülger, benzer iddialarla karşılaşan kişilere farklı hız ve kapsamda işlem uygulanmasının cezasızlık algısını güçlendirebileceğini söyledi.
“Benzer iddialarla karşılaşan kişilere farklı hız ve kapsamda işlem uygulanıyor, bunun nesnel gerekçesi de anlaşılmıyorsa cezasızlık ve siyasi ayrıcalık algısı güçlenir” diyen Dülger, aynı durumdaki kişilere siyasi bağlantıları nedeniyle farklı davranılmasının hukuk devletiyle bağdaşmayacağını belirtti.
Ancak tutuklama veya gözaltı yapılmamasının tek başına ayrıcalık kanıtı olmadığının da altını çizdi.
Dülger’e göre asıl mesele, delillerin siyasi kimlikten bağımsız toplanması, aynı hukuki ölçütlerin herkese uygulanması ve soruşturmanın hukuki sınırlar içinde etkin biçimde yürütülmesi.





