Zeytinburnu Sahili’nde 30 yaşındaki anne Fatma Nur Çelik ile 8 yaşındaki kızı Hira İkra Şengüler’in cansız bedenlerinin bulunmasının ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yaptığı açıklama kamuoyunda büyük tepki çekti.

Bakanlığın, süreçte “annenin reddedici tutumları” vurgusunu öne çıkarması; anne ve çocuğun korunamadığı bir tabloda sorumluluğu mağdura yüklediği eleştirilerine neden oldu.

Fatma Nur Çelik’in, Kurana Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’in istismarına uğradıktan sonra faille evlendirildiği; kızının da 3 yaşındayken babasının istismarına uğradığını söylemesinin ardından adalet mücadelesi vermeye başlamıştı.

Yapılan şikâyet üzerine çocuk beyanı ve raporları dikkate alan savcının tutuklama talep ettiği, ancak İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 22 Şubat 2023’te adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağıyla Şengüler serbest bırakılmıştı.

Bir ay sonra adli kontrol tedbirinin kaldırıldığı, savcılığın da “delil yetersizliği” gerekçesiyle “kovuşturmaya yer yok” kararı vererek dosyayı kapattığı ifade edildi.

5 MAYIS'A KADAR ÖLEBİLİRİM DEMİŞTİ!

Çelik’in, şüphelinin tutuklanmaması üzerine adliye önünde başlattığı adalet nöbetinde şu sözleri dile getirdiği aktarıldı:

“Elimizde rapor mevcut çocuğun istismara uğradığına ilişkin. Soruyorum ben Türk devletine, kamuoyuna bu faili kim koruyor? Neden hala dışarıda? Biz öldükten sonra ben adaletin sağlanmasını istemiyorum. Çünkü ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum”.

"İNTİHAR ETTİ DEMEYİN" DEMİŞTİ

Çelik’in daha sonra yaptığı çağrıda da şu ifadeleri kullanmıştı:

i: “Başıma bir şey gelirse, bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susan herkes sorumludur. Geçmişte de buna benzer davaları sahiplendikleri gibi bizim davamızı da sahiplensinler. Aksi takdirde ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız”. Çelik, “Kamuoyuna sesleniyorum, benim intiharım asla söz konusu değildir. Zaten öyle olsaydı, bugün burada adalet arayışı içinde olmazdım. Başıma bir şey gelirse, üzerinin intihar süsüyle örtülmemesini, bunun peşine düşülmesini istiyorum.”

BAKANLIĞIN TEPKİ ÇEKEN AÇIKLAMASI

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi” amacıyla açıklama yaptığını bildirdi. Açıklamada, İstanbul Anadolu 2. Çocuk Mahkemesi kararıyla çocuk hakkında “Sağlık ve Danışmanlık Tedbiri” uygulandığı, sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığının anlaşılması üzerine “tedavi sürecinin aksamaması için gerekli çalışmaların yürütüldüğü” savunuldu.

Bakanlık, “annenin reddedici tutumları” nedeniyle yönlendirmelere olumlu yanıt alınamadığını öne sürdü.

Bakanlık açıklamasında, “13.02.2026 tarihinde çocuğun özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı bilgisi alınmış, tedavi süreci takip edilmiştir. Sağlık kurulu raporunda çocuğun yatılı psikiyatrik tedavisinin gerekli olabileceği belirtilmiştir. Buna rağmen annenin önerilen tedavi ve sevkleri kabul etmediği uzmanlarca bildirilmiştir” ifadelerine yer verildi.

“Çocuğun sağlık durumunun risk altında olması nedeniyle 02.03.2026 tarihinde acil koruma kararı çıkartılmış ve konu adli makamlara intikal ettirilmiştir” denilen açıklamada, aynı gün adrese gidildiği ancak kimseye ulaşılamadığı belirtildi.

Bakanlık, akşam saatlerinde gelen ihbarla anne ve çocuğun hayatını kaybettiği bilgisinin alındığını, olayın adli makamlarca soruşturulduğunu kaydetti.

Açıklamada ayrıca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşlarının bakanlığın girişimlerini “anne ile çocuğu ayırma çabası” gibi yansıttığı savunularak bunun “sorumsuz ve gerçek dışı” olduğu ileri sürüldü.

AÇILAMA İSYAN ETTİRDİ

Bakanlığın açıklaması, sosyal medyada büyük tepki çekti. Birçok kişi bu açıklamaya tepki gösterdi.

Avukat Tuba Torun, bakanlığın açıklamasına tepki göstererek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bakın bu basın açıklaması “mağdur suçlayıcılık (victim blaming)” üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır.”

Futbolcu Metehan Baltacı'nın hakim karşısına çıkacağı tarih belli oldu
Futbolcu Metehan Baltacı'nın hakim karşısına çıkacağı tarih belli oldu
İçeriği Görüntüle

Torun, açıklamada “annenin tutumu”nun sürekli gerekçe gösterildiğini, oysa annenin de mağdur olduğunu belirterek “Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı Bakanlık. Yapmamış.” dedi.

Torun, “Bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor. Zeytinyağı gibi bir Bakanlık.” ifadesini kullandı.

Davalarda bakanlığın müdahil olarak tutuklu yargılama talebinde ısrarcı olabileceğini vurgulayan Torun, “Devlet, yurttaşa hesap verendir… -anne “intihar denirse inanmayın” demişti- şu aşağıdaki açıklama, en son yapılacak cinsten yüz kızartıcı bir açıklamadır.” dedi.

"BİR KİŞİ İSTİFA ETMEDİ"

İstismar iddialarını kamuoyuna ilk duyuran gazeteci İsmail Arı, “Üç yıldır yardım isteyen, adalet nöbeti tutan bir anne ile kızı ölü bulundu. Bir kadın öğretmen okulda öldürüldü. Ancak Aile Bakanlığı'ndan bir yetkili istifa etmedi. Sakın o koltuklarınızı bırakmayın, sıkı sıkı tutun koltuklarınıza” sözleriyle tepki gösterdi.

Psikolog Kıvılcım Kıran ise bakanlığın açıklamasını “kadını suçlayan” bir metin olarak niteleyerek şu ifadeleri kullandı: “

"Bu nasıl bir rezalet açıklama, kadını - çocuğu koruyamamışsınız bir de “annenin reddedici” tutumları diye kadını suçluyor koskoca bakanlık!”

Kıran, “Biz bu kadını çocuğu koruyamadık kimsesizin kimsesi olamadık deyin de bir utanın, kusuru kabulde bile bir şeref vardır.” dedi.