Jeffrey Epstein dosyası sadece bir cinsel istismar davası değildir. Bu dosya, iktidarların gerçek kimliklerini gösteren bir fotoğraftır. Bu fotoğrafta paranın, siyasetin ve dokunulmazlığın nasıl yan yana durduğu görülür.
Slovakya Ulusal Güvenlik Danışmanı Miroslav Lajcak’ın Epstein ile cinsel içerikli mesajlaşmalar yaptığı ortaya çıktı. Belgeler yayımlandı. Bu tahammül dışı durum kamuoyuna yansıtıldıktan sonra Lajcak istifa etti. Bu durum bize, Epstein dosyasının üzerinin kapatılmaya çalışıldığını gösteriyor.
Kamuoyuyla paylaşılan belgelerde Donald Trump’ın adı da yer almaktadır. İddiaya konu olan bu belgelerde, Trump’a ait olduğu öne sürülen cinsel içerikli videolar bulunduğu belirtiliyor. İddialara göre bu videolar Vladimir Putin’in elinde bulunuyor. Bu tablo, dosyanın güçle, şantajla ve devletlerle ilgili olduğunu açıkça gösteriyor.
Norveç Kraliyet Ailesi ile Epstein’ın bağlantısı
Norveç Kraliyet Ailesi’ne ilişkin belgelerde, veliaht prensesin Epstein ile uzun süreli bir ilişki yürüttüğü ve ailesine dair mahrem detaylar paylaştığı iddia ediliyor. Aynı dosyada, oğlunun birden fazla cinsel saldırı suçlamasıyla yargılandığı bilgisi de yer alıyor.
“İnsan yiyorlar” diye bağıran mağdur manken
3 Ağustos 2009’da 21 yaşındaki Meksikalı model Gabriela Rico Jimenez, bir otelin çıkışında “insan yiyorlar” diye haykırdı. Küresel elitleri insan kaçırmakla ve cinayetle suçladı. Sadist ritüeller yapıldığını söyledi. Ancak Gabriela Rico Jimenez, uyuşturucu etkisi altında konuşan bir psikopat olarak kamuoyuna sunuldu ve ardından ortadan kayboldu.
Hastane kaydı yok.
Gözaltı belgesi yok.
Resmî bir soruşturma yok.
Ailesi sessiz.
Aklı kurcalayan soru şu: Kayıp bir kızın ardından ailesi neden adalet arayışına çıkmadı? Neden sessiz kaldılar? Bir tehdit mi söz konusuydu? Bunların hiçbiri basit bir tesadüf gibi durmuyor.
Ağır iddialar ve küresel elitler
Bazı mağdur anlatımlarında, eski ABD Başkanı George Bush’un bir erkek kurbana cinsel saldırıda bulunduğu iddia ediliyor. Başka anlatımlarda bir çocuğun bir yatta parçalandığı söyleniyor. Bu iddiaların hiçbiri yargı kararıyla doğrulanmış değildir.
Uçuş kayıtları veya ifadelerde, doğrudan yasa dışı faaliyet isnadı olmaksızın adı geçen kişiler arasında Bill Clinton, Donald Trump, Bill Gates, Stephen Hawking, Michael Jackson ve David Copperfield gibi isimler bulunuyor.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: İsimler var. Dokunulmazlık var. Ama hesap yok.
Epstein dosyası, Türkiye’de hukukun nerede durduğunu gösteriyor
ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein’a ilişkin kamuoyuna sunduğu üç milyon belgenin içinde, Türkiye ile bağlantılı olabileceği iddia edilen bölümler yer aldı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Epstein ile ilgili Türkiye’de ilk kez soruşturma açılmıyor. 2024’te aynı dosya için suç duyurusu yapıldı. “Yeterli delil yok” gerekçesiyle 2025 yılında dosya kapatıldı.
Peki bugün aynı gerekçe ileri sürülebilir mi? Belgeler kamuoyuna sunulmuşken “yeterli delil yok” denmesi mümkün mü? Bu noktadan sonra belgelerin varlığını görmezden gelmek, bakılmak istenmediğini düşündürüyor.
Yeni soruşturmanın odağında çok ağır iddialar var. Türkiye’den çocukların Epstein ağıyla bağlantılı yerlere götürüldüğü iddiaları bulunuyor. Rixos Otelleri’nin bu ağla temas hâlinde olduğu yönünde iddialar söz konusu.
2017 tarihli e-postalarda, Antalya’daki Rixos Premium Belek Oteli’ne genç kadınların “masöz stajyeri” olarak yönlendirildiği görülüyor. Aynı yazışmalarda Epstein’ın, Rixos Otelleri’nin sahibi Fettah Tamince’ye teşekkür ettiği de yer alıyor.
Bu detaylar, 2010’daki Savarona yatı dosyasını yeniden hatırlatıyor. Akıllara tek bir soru geliyor: O dosyada ne vardı? Yabancı uyruklu kadınlar vardı. Aralarında on sekiz yaşından küçük kız çocukları vardı. Kadınların Rixos otellerinde kaldığı bilgisi dosyadaydı. Yatın günlük 50 bin dolara kiralandığı bilgisi de vardı. Sonuç ne oldu? Takipsizlik kararı.
Burak Oğraş dosyası
2011 yılında Rixos’ta staj yapan Burak Oğraş’ın cansız bedeni bulundu. Peki olay nasıl gelişti?
Burak Oğraş’ın babası, oğlunun ahlaki açıdan yanlış durumlara tanıklık ettiğini belirtti. O otelde küçük kızların cinsel istismara uğradığını söyledi. İddialara göre Burak Oğraş, bu anları videoya çekmeye çalışırken yakalandı. Yakalanmasının ardından Burak Oğraş’ın cansız bedeni bulundu. Resmî açıklamalara göre ölüm “şüpheli”ydi.
Herkesin aklını kurcalayan bir soru var: Otelin kamera kayıtlarına ne oldu?
Bu şüpheli ölümle ilgili soruşturma sürecinde üç kez savcı değişti. Olay yeri incelemesi ve deliller konusunda ciddi tartışmalar yaşandı.
Burak Oğraş’ın ailesi, oğullarının ölümünün intihar olmadığı konusunda ısrar etti. Baba, olayın üzerinin örtüldüğünü söyledi ve adalet talep etti.
Bu dosyada dikkat çeken bir başka detay daha var. Soruşturma sürerken, dönemin Antalya Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan Ali Yılmaz, emekli olduktan sonra Rixos Otelleri’nin yönetim kuruluna alındı. Bu durum kamuoyunda büyük tepki yarattı.
Burak Oğraş dosyası kapanmadı ama ilerlemedi. Net bir yargı kararı çıkmadı. Kimse sorumlu bulunmadı. Ortada tek bir gerçek var: Adalet arayışında olan bir baba.
Türkiye’de çocuklar neden hep kayboluyor?
Gazeteci Murat Ağırel’in aktardığına göre, Melih Gökçek’in Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü olduğu dönemde 29 çocuğun kaçırılarak yurt dışına satıldığı iddia edildi. O dönemde yapılan açıklamalarda, olayın “hukuki kılıfa uydurulduğu” dahi kabul edildi. Sonra ne oldu? Unutuldu.
1999 depremi sonrası 1999–2002 yılları arasında binlerce kişi kayboldu. Sivil toplum kuruluşlarına göre bunların 600’ü çocuktu. Bazı mağdur ifadelerinde Epstein ağıyla bağlantılı Türkiye uçuşlarından söz ediliyor.
Epstein’ın ölümü
Gazeteci Özlem Gürses’e göre Epstein hapiste intihar etmedi, öldürüldü. Bu iddia, ölüm anına ilişkin tutarsızlıklar ve sağlık ekiplerinin müdahalesine dair anlatımlarla destekleniyor.
Egemenlik söylemi ve sessizlik
Gazeteci Umur Talu’nun da ifade ettiği gibi, bugün “millet egemenliği” söylemiyle savunulan düzen, gerçekte gücün kimde olduğunu gizliyor. Epstein dosyası bunun en açık örneklerinden biri. Dosyalar açılıyor, isimler konuşuluyor, belgeler ortaya çıkıyor. Ancak sıra yargıya geldiğinde sessizlik başlıyor.
Çocuk istismarı gibi en ağır suçlarda bile dosyalar takipsizlikle kapanıyorsa, burada gerçekten millet adına işleyen bir sistemden söz edilebilir mi?
Egemenlik kâğıt üzerinde millete ait görünüyor. Ama gerçekte soruşturulması istenmeyen dosyalar kapatılıyor. Mağdurlar, tanıklar ve çocuklar sessizliğe gömülüyor.
Geriye tek bir soru kalıyor: Bu belgeler ABD tarafından açıklanmasaydı, Türkiye’de bu dosya yeniden açılır mıydı?