Güncel

Ekrem İmamoğlu'ndan dikkat çeken mesaj: 21 Temmuz'u unutmayacağım

Tutuklu İBB Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri'de yaşadığı serçe hikâyesini anlattığı videoda 21 Temmuz'a dikkat çekti. İmamoğlu, “Siz de unutmayın, unutturmayın” mesajı verdi.

Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından paylaştığı videoda "Nasıl ki bu köhne avluya bir serçe kanadıyla umut gelmişse, memlekete de refah, mutluluk ve adalet gelecek. Ben bu minik kuşun avluma indiği 21 Temmuz'u unutmayacağım. Siz de unutmayın, unutturmayın" ifadelerini kullandı.

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından bir video paylaştı.

"21 TEMMUZ'U UNUTMAYACAĞIM, SİZ DE UNUTMAYIN"

"Bir serçe… Uzun bir zaman avluda başımda, omuzlarımda gezindi. Biraz ekmek, biraz peynir koydum önüne…" mesajıyla paylaşılan videoda 21 Temmuz gününe vurgu yapıldı. Özgür Özel'in mutlak butlan yönetimi altındaki CHP'den ayrıldığı 21 Temmuz gününe yönelik vurguyla "21 Temmuz'u unutmayacağım. Siz de unutmayın, unutturmayın" ifadelerini kullanan İmamoğlu'nun videoda anlattıklarının tamamı şöyle:

"21 Temmuz sabahı farklı bir heyecanla uyandım. Avlunun kapısının çıkardığı soğuk metal sesine, ruhsuz hapishane anonslarına artık alıştım diyebilirim. Fakat bu sabah buranın alışılagelmiş seslerinden farklı, hayat dolu bir sesle irkildim. Penceremdeki sinekliğe vuran bir serçenin sesiydi bu.

Buralarda koğuşa girmeye hevesli birilerini pek göremezsiniz. Kısacık havalandırma saatleri hiç bitmesin ister insan. Ama bu minik kuşcağız, yavru olmasından mı yoksa gökyüzüyle hiç tanışamamasından mı bilinmez, içeriye girmek için adeta yanıp tutuşuyordu. Gagasıyla sinekliği delmeye çalışan bu minik serçenin çılgınca kanat çırpışlarına daha fazla kayıtsız kalamadım ve dışarı çıktım.

Normalde serçeler insandan korkar; yanlarına yaklaşmaya görün, hemen uçup uzaklaşırlar. Ama bu ufaklık, hiçbir insandan henüz bir kötülük görmemesinden mi yoksa dünyayı tanımamasından mı bilinmez, doğruca uçup koluma kondu.

Geçenlerde size Sevgi ve Barış adlı iki kargadan bahsetmiştim hatırlarsanız. Bunlar sizlerden gelen önerilerle koyduğum isimler. Onları ait oldukları gökyüzüne uğurlayana kadar pek bir serçe yuvası yoktu buralarda. Silivri Cezaevi normalde serçelerin yoğun bir şekilde yuvalandığı bir yer. Bize nispet olsun diye mi yoksa özgürlüğü hatırlatmak için midir bilinmez, bizim neşesiz, kendi sesimizin bile yankılanmadığı avlularımıza yuva kurmaya bayılırlar. Fakat malumunuz, buranın şartları da pek iç açıcı değil. Kimisi güneşe doğru kanat çırpıp özgürce uçup giderken, kimisi bu yüksek duvarları aşamadan burada yitip gider. Sanki buradaki tüm hukuksuzlukları, işkenceleri, baskıları bu kuşlar da yaşar. Ama insan buradayken tüm neşesini, ümidini bir kuşun kanat çırpışına bağlıyor bazen. Bu yüzden bu kuşun koluma konuşunu tarif etmeye inanın kelimeler yetmiyor.

Ben bu tarifi zor hisleri yaşarken minik serçe uzun bir süre omzumdan inmedi. Ben avlumu sanki dağ bayır gezercesine turladıkça o da neşeli neşeli ötüyor, sanki çok sevdiğim bir türküyü kulağıma usul usul şakıyordu. Bizde ekmek bölüşülür, kimseye "aç mısın, tok musun?" diye sorulmaz. Ne varsa elde avuçta ortaya konur, beraber yenip içilir. Ben de sabah kahvaltısından artırdığım ekmeği bu minik kuşa sundum. Nasıl iştahla yedi anlatamam. Hiçbir serçeyle böylesi bir bağ kuramamıştım. Bu şımarık şeyse gerçekten anlatması güç bir kuştu.

Umutla başlayan bu günüm, bir başka umutlu haberle iyice perçinlendi. Genel Başkanımız Özgür Özel'in grup toplantısını dinlemek için minik serçeyle olan sohbetime ara vermek zorunda kaldım. Fakat o pek oralı olmayacak ki penceremin sinekliğine vurmaya, neşeli neşeli ötmeye devam etti. Ben de coşkulu grup toplantısını izlerken gözümün minik serçenin dansına ara ara kaymasına engel olamadım.

Özgür Bey'in konuşmasının ardından aile görüşümü yaptıktan sonra hevesle koğuşuma döndüm. Normalde karımı, evlatlarımı, ailemi gördükten sonra dönüş yolu pek de keyifli olmaz. Fakat bu minik bende nasıl bir heyecan yarattıysa, görüş alanından koğuşuma uzanan yol adeta çiçeklendi. Koğuşa vardığımda o da beni özlemiş olacak ki görür görmez yine omzuma kondu ve kapıların kapanış saatine kadar bir an olsun omzumdan inmeden benimle beraber avlunun bir ucundan bir ucuna dolaştı durdu.

DENİZ GÖKTAŞ'N ESPRİSİNE GÜLMÜŞ

Burada geceler uzun sürer. Sen tavana, tavan sana bakıp durur. Ertesi günün bir öncekinin aynısı olacağını bildiğin için çoğu zaman çok da hevesle beklemezsin yarınları. Geçenlerde Deniz isimli yetenekli bir arkadaşımız dört kitabı aynı anda okumamla ilgili beni tiye almış, epey güldüm açıkçası. Onun da artık anlayacağı üzere burada insanın değil dört, on dört kitabı aynı anda okuyacak vakti dahi oluyor. Fakat bu gece farklıydı. Elime kitap alıyor fakat bir türlü kendimi kitaba veremiyordum; çünkü uzun zaman sonra ertesi günü iple çekiyordum. Bir an önce güneş doğsun, tekrar avlumdaki kuşun cıvıltılarıyla buluşayım istiyordum.

Tahmin edersiniz ki bir Karadenizli olarak sabah uyanır uyanmaz ilk işim çay içmek olur. Fakat bu sefer sabah kapı açılır açılmaz ilk işim avluya koşmak oldu. Büyük bir hevesle çıktığım avluda gördüğüm, daha doğrusu göremediğim manzara beni adeta yıkıma uğrattı. Yavru serçe yoktu. Her köşeyi aradım taradım, gün boyunca ara ara çıkıp avluyu yokladım ama nafile. Onun kanatları vardı ve özgürce uçup gidebilirdi. Nitekim öyle de olmuştu.

Akşam avukatımın ziyareti sonrası tekrar hücreme döndüm. Kafamda çeşitli düşünceler, memleketin dertleriyle artık her santimetrekaresine hakim olduğum 24 metrekarelik koğuşumda turlar atarken yine bir kuş sesiyle gerçekliğe döndüm. Heyecanla kafamı kaldırdığımda bir de ne göreyim; bizim minik serçe oradaydı! O da beni görünce sevinmiş olacak ki heyecanla uçup yine koluma kondu. Kolunda dururken hücreme girdim. Ekmek dolabından sabahki kahvaltıdan artırdığım ekmeğimi çıkardım. Nasıl keyifle yediğini anlatamam. Ona sunduğum bir dilim kuru ekmek sanki saray sofraları gibi gelmiş olmalı ki yutabileceğinden daha büyük lokmalar koparıyordu.

Elimde ekmek, kolumda kuş tekrar avluya çıktım. Biraz daha yedi. Başımda, omzumda, kollarımda dolaştı ve ardından -her güzel şeyin bitmesi gibi- uçarak gitti. Fakat biliyorum ki bu bir veda değil. O minik serçenin bir daha bu avluya uğramayacağını bilsem dahi bir veda değil. Uğramasın da zaten. Nasıl ki karga ailesini, Sevgi ve Barış ismini koyduğumuz yavrularını uğurladıysam, bu minik serçeyi de aynı umut ve sevinçle uğurladım.

Bu yaşadığım dostluk tüm Türkiye'ye feyz olsun. Gördükleri her serçede neşeyi, her canlıda umudu yaşatsınlar. Serçe kültürümüzde aşkı, sadakati, ruhun yolculuğunu simgeliyor. Serçe ruhu insan ruhuyla bağdaştırılıyor; mütevazılığı, temiz kalbi, umudu, neşeyi temsil ediyor. Bu yüzden bu minik serçenin adı da hem Umut hem Neşe olsun. Bu iki isim birbirinden ayrı düşünülemez. İki ismiyle de müsemma olsun. 24 metrekarelik avlumu varlığıyla şereflendirdiği 21 Temmuz da özel bir tarih olsun.

Benim güzel hemşehrilerim, güzel milletim; umut sizin, neşe sizin. Yüzü asık, kaşı çatık, miadı dolmuş kimselere inat sizler, on milyonlar, güzel bir geleceğin pek yakın olduğunu bilin. Nasıl ki bu köhne avluya bir serçe kanadıyla umut gelmişse, memlekete de refah, mutluluk ve adalet gelecek. Ben bu minik kuşun avluma indiği 21 Temmuz'u unutmayacağım. Siz de unutmayın, unutturmayın.”