Güncel

Ekrem İmamoğlu dosyasında Silivri’de dikkat çeken açıklamalar

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı, Silivri 'de buluştu. İBB davasının görüldüğü Silivri'de konuşan Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin ''Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur'' dedi. İşte İmamoğlu'nun önemli açıklamaları...

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın Silivri'deki buluşmasında bir kez daha adalet çağrısı yapıldı.

İBB davasının görüldüğü Silivri'de konuşan tutuklanan İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin ''Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur'' ifadelerini kullandı.

Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, “Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz" dedi.

“Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün!” diyen Dilek Kaya İmamoğlu, “Dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır. Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız!” şeklinde konuştu.

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı arifesinde Silivri’de bulunan Dayanışma Evi’nde bir araya geldi. 31’inci buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve vatandaşlar destek verdi. Buluşmanın basın açıklamasını, bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutuklu bulunan İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu okudu.

23 Nisan Bayramı’na büyük bir acıyla girildiğini belirten Dr. İmamoğlu, “Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırılar hepimizi derinden yaraladı. Okullarında çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Ancak daha da ağır olan şu ki; bu ülke çocuklarının yasını bile gerektiği gibi tutamadı. Tek bir gün bile yas ilan edilmedi. Sanki kaybettiğimiz çocuklar bu ülkenin evlatları değilmiş gibi davranıldı. Çocukları korumak sadece okul kapısına güvenlik koymakla olmaz. Onları korkudan, şiddetten, ihmalden ve güvensizlikten de korumak gerekir” dedi.

"SİLİVRİ’Yİ YAZMAK, ANLATMAK BURADA YAŞANANLARI TARİF ETMEYE YETMİYOR"

Tutukluluk süreçlerinin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini somut örneklerle anlatan Dr. İmamoğlu, “Küçük bir kız, babasını polislerin götürmesinden sonra kapısına 'Buraya polisler giremez' yazısı astı. Bir başka çocuk Silivri'yi yüksek güvenlikli bir iş yeri sandı; yanındaki inşaata bakıp babasının orada çalıştığını, inşaat bitince kavuşacaklarını düşünerek her gelişinde oraya umutla baktı. 11 ayı aşan tutukluluklarına rağmen iddianamesi hala yazılamayan insanların çocukları var. Biz çocuklara şu sözü vermeliyiz:

Sizi koruyacağız, sizi unutmayacağız, sizi adaletsizliğin gölgesinde bırakmayacağız, 23 Nisan sadece bir bayram değil, çocuklarımıza verilmiş bir sözün adıdır. Bu ülkenin geleceğini çocukların gözlerinde görebilmenin adıdır. Ve biz bugün o sözün ağırlığını daha derinden hissediyoruz. Geçtiğimiz hafta çocuklarımıza yönelik yaşanan ağır gündemin yanında, bir yılı aşkın süredir adaletsizlikle boğuştuğumuz Silivri gündemi de devam ediyor. Silivri’yi yazmak, anlatmak burada yaşananları tarif etmeye yetmiyor. Buraya gelmeden, bu havayı solumadan, bu adaletsizliğe şahit olmadan hiç kimse burada yaşananları tam olarak anlayamaz” ifadelerini kullandı.

Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Burada, bu mahkemede bir dram yaşanıyor. Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar; 'duymuştum','söylenmişti', 'öyle düşündüm' diyerek verdikleri asılsız ifadeler yüzünden sevdiklerimizin özgürlükleri ellerinden alındı. Şunu herkes bilsin ki; bu iddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi. Bu iddianameyi hazırlayan ve hazırlatanlar koltuklarında rahat otursunlar diye biz burada bu zulmü yaşıyoruz. Her günün sonunda sevdiklerimizi burada bırakarak elimiz kolumuz boş evlerimize dönüyoruz.

“BU KADAR ÖNEMLİ BİR DAVA İSE BUYURUN İZLEYİN”

Silivri’den herkese sesleniyorum: Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün! 'Asrın yolsuzluğu' dediğiniz bu dava, eğer bu kadar büyük, bu kadar önemli bir dava ise buyurun izleyin. İftiralarla, dedikodularla haksız ve hukuksuzca devam eden, 13-14 aylık esarete bizzat şahit olun. Ama ne yazık ki duyan kulaklar duymuyor, gören gözler görmüyor. Neden bunları yaşıyoruz? Biz suçlu değiliz. Kaçma şüphesi bulunmayan, bu ülke için çalışan, işini yapan, sorumluluk taşıyan insanlar neden hala tutuklu yargılanıyor? Üstelik bu insanların ne kaçma ihtimali vardır ne de delil karartma ihtimali.

“SİNDİREREK BİR DÜZEN KURAMAZSINIZ. KURAMAYACAKSINIZ”

Bu sorular hala cevapsızken; dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır. Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız.

“PEKİ ORTADA GERÇEKTEN BİR ÖRGÜT VAR MI?”

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan, demokrasiye inanan her vatandaş sandığa gitti ve hür iradesiyle kendi belediye başkanını, kendi yöneticisini, liderini seçti. Bu irade, size rağmen var oldu, size rağmen var olmaya devam edecek. Bu iradeye rağmen 1,5 yıldır yaşatılanların tek bir açıklaması yapıldı mı? Hayır! Soruyorum size; bu yaşatılanlar nedir? Bu ülkenin insanlarından, bizden ne istiyorsunuz? Neden toplumu karanlığa sürüklüyorsunuz? Şunu bilin; para geçicidir, kontrol edilemez güç çöker, makamlar el değiştirir. Ama insanlık, vicdan ve adalet kalıcıdır.

Bu karanlık herkese zarar verir; başta da ülkemize, bu millete. Tüm bu yapılanlara sessiz kalanlara sesleniyorum; sesinizi çıkarmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz? Tam da bu yüzden, ortaya atılan iddialarla yaratılmak istenen algının gerçeği yansıtmadığını açıkça ifade etmek gerekiyor. Peki ortada gerçekten bir örgüt var mı? Evet, var; ama bu, iddia edilenin aksine bir fedakârlık ve emek örgütüdür. 2014’ten beri bizzat şahit olduğum; insanlara fayda sunan, özveriyle çalışan, bu ülkenin dört bir yanında alın teriyle var olan insanlardan oluşan bir yapı…

“GELİN, 18 MART 2025 SABAHINA GERİ DÖNELİM”

Artık bu emek örgütünü serbest bırakın. Herkes görevine dönsün, en iyi bildikleri işi yine yapmaya devam etsinler. Gelin vazgeçin bu zulümden. Çünkü yapılanların ne bu ülkeye ne bu millete ne de size hiçbir faydası yok. Türkiye bunu asla hak etmiyor. Gelin, 30 Ekim 2024 sabahına geri dönün. Gelin, 18 Mart 2025 sabahına geri dönelim. Bir yılı aşkın süredir sevdiklerimizin masumiyetinin görülmesini bekliyoruz.

Bu mücadeleyi yalnızca onlar için değil, bu ülkede adalet duygusunu kaybetmek istemeyen herkes için, 81 milyon için veriyoruz. Hepimizin isteği aynı: Adalet ve vicdan. Bu ülkenin istikbalinin, engellenen geleceğimizin vebali bütün siyasilerin sırtında ağır bir sorumluluktur! Bu böyle bilinsin. Evlatlarımız güvende olsun, acılarımız görmezden gelinmesin, adalet ve vicdan bu ülkede herkes için eşit işlesin!

“YAŞASIN ADALET, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!”

Sözlerimi Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede söylediği sözleriyle bitirmek istiyorum: Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun”

Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından söz alan Nehir Gül, 335 gündür tutukluğu devam eden Çeşme Belediyesi Başkan Yardımcısı Onur Gül’ün mesajını okuyarak şu ifadeleri kullandı:

“NE YARGILIYORLAR NE DE SESİMİZİ DUYUYORLAR”

"Koca koca adalet saraylarında adaletin kırıntılarını beklemeye devam ediyoruz; hem de neyi beklediğimizi bile bilmeden... Unutulduk ey halkım! Bizleri cezaevlerinde unuttular. Ne yargılıyorlar ne de sesimizi duyuyorlar. Bizleri hatırlatın ey halkım! Bizlere yardımcı olabilecek, sesimizi duyuracak, sessiz çığlıklarımızı Kaf Dağı'nın ardına taşıyacak olan sizlersiniz.

Bu konuda sizlere olan güvenim sonsuzdur. Lütfen sesimiz olun. Tüm bu feryadımı ve serzenişimi; ülkesini seven bir bürokrat olmanın yanı sıra, Çeşme'de tek başına yaşam mücadelesi veren bir kadının eşi, sekiz ve on dört yaşlarında iki küçük kız çocuğunun babasının feryadı olarak kabul edin. Her açık görüş sonrası içime çektiğim kızlarımın kokusunu, bir ay boyunca unutmamak için çabalamaktan yoruldum artık. Lütfen sesimiz olun ve çığlığımızı sizler duyurun!"

“TEK BİR ARZUM, TEK BİR DİLEĞİM VAR...”

Buluşmada son sözü de tutuklu yazılım mühendisi Iraz Bayrak’ın babası, İbrahim Bayrak söz aldı. Bayrak da, “İnşallah ayın otuzunda, tutukluluk sürecinin incelenmesiyle birlikte tek bir arzum, tek bir dileğim var: Kızıma tekrar kavuşmak, ona sarılmak ve kokusunu hissetmek... Tek gayem bu. Bu süreçte burada birçok insan tanıdık, ailelerle kaynaştık; ailemiz daha da büyüdü. Bu yüzden hislerimi paylaşmakta sakınca görmüyorum. Kızımdan şimdiye kadar sadece bir kez mektup aldım. Daha fazla yazmamasını ben rica ettim, bir baba olarak okumakta çok güçlük çekiyorum, herkes beni anlayacaktır.

O da bana kıyamadığından mıdır bilmem; bir hafta önce bir mektup daha gönderdi. O mektubun sadece üç dört satırını okuyabildim, geri kalanını cebimde saklıyorum. Çünkü otuzunda mektubu onunla birlikte okumak istiyorum. Sadece okuduğum o küçük kısmı sizinle paylaşayım: Pembe bir kâğıda yazmış... 'Babişko, öncelikle pembe kâğıda yazıyorum ki bil; bu bir aşk mektubudur. Çünkü kızların ilk aşkı hep babaları olur' diyor. Mektubun devamını onunla okumak için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.